Orta yaşlarında, bekâr bir adam olan Nihat, bir hastanenin kantininde çalışmaktadır. Ayşe de, Nihat’ın mesai arkadaşıdır. Ayşe, bir akşam Nihat’ı evine akşam yemeğine davet eder. Nihat, Ayşe’nin hapishanedeki kocası yüzünden çıkacak olan dedikodulardan tedirgindir ama davete icabet eder.  Evde gördüğü bir düğün fotoğrafı Nihat’ı şaşkına çevirir zira Ayşe’nin kocası kendisine ikizi kadar benzemektedir. Aralarındaki ilişki Nihat’ın rutine çalan hayatını garip bir konuma sürükler. Tayfun Pirselimoğlu’nun senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerini Ercan Kesal ve Maryam Zaree paylaşıyor.

Ben O Değilim odaklanması zor bir film ama hikâyeye kapılıverdiğiniz andan itibaren Türk Sineması’nda eşine benzerine pek rastlamadığımız türden bir tat bırakıyor ardında. Dikkat çekici sanat yönetimi, görüntü yönetiminin estetikliği, öykünün geçirdiği esrarengiz dönüşüm ile birlikte oyuncuların tabiri caizse coştuğu bir psikolojik gerilim… İyi bir ekip çalışması ürünü olup farklı yapısıyla 2014 yılının ve hatta son dönem Türk Sineması’nın en gözde filmlerinden olmaya aday benim için.

Ercan Kesal’ın aslında bir doktor olduğunu ve hayatının hiçbir döneminde oyunculuk eğitimi almadığını belirterek başlayayım bu detaya… Nihat ve Necip karakterlerini canlandırarak neredeyse filmin tüm yükünü omuzlarında taşıyan Kesal, sevenlerini hayal kırıklığına uğratmadığı gibi adeta oyunculuk dersi veriyor. Basit ama etkili bir metafor olarak ‘ayakkabı’nın kullanıldığı filmde, Nihat’ın Necip’in ayakkabılarını giymesi ile dönüşümün ilk adımı atılıyor. Nihat’ın rutin hayatına son verip, ‘ne olacaksa olsun’ deyip Necip olma yolunda arabasını, gözlüğünü, kıyafetlerini ve sonunda da bütünüyle kimliğini ele geçirmesi ile seyirci simetrik bir anlatı diliyle sunulan bir çembere dâhil oluyor.

Filmin sonunu ise, Pirselimoğlu’nun ifadeleriyle yorumlamak ve paylaşmak istiyorum: “Filmin sonunda ne olduğunu size bırakıyorum, çünkü hepinizin benimkinden daha değerli cevapları olduğunu biliyorum.” Filmden hemen sonra gerçekleşen söyleşide bir soruya vermiş olduğu cevapta yakaladığım kadarıyla, Pirselimoğlu hızlı yazıyor fakat yazım aşamasına gelmeden önceki hikâyeyi düşünüp tartma süresinin çok olduğunu belirterek ekliyor; “Bugüne dek okuduğum kitaplardan, izlediğim filmlerden, gezdiğim yerlerden… Bütün bu literatürden beslendiğim kişisel bir çıkarım ürünü bu film.” Bu iki ayrı söylemini birleştirdiğimde şöyle bir sonuca varıyorum. “Ben O Değilim” herkesin kendi kayboluş serüveninde istediği kefeye koyabileceği bir iş. Bana kalırsa, bu ayrıcalıklı bir teklif ve çok özel bir deneyim.

Dünya prömiyerini 2013 yılında Uluslararası Roma Film Festivali’nde; Türkiye Prömiyerini ise 33. İstanbul Film Festivali’nde gerçekleştiren film sinemamız adına değerlendirildiğinde ancak iyi ki diyebileceğim atılmış büyük bir adım. Emeği geçen herkese teşekkürler.

Orta yaşlarında, bekâr bir adam olan Nihat, bir hastanenin kantininde çalışmaktadır. Ayşe de, Nihat’ın mesai arkadaşıdır. Ayşe, bir akşam Nihat’ı evine akşam yemeğine davet eder. Nihat, Ayşe’nin hapishanedeki kocası yüzünden çıkacak olan dedikodulardan tedirgindir ama davete icabet eder.  Evde gördüğü bir düğün fotoğrafı Nihat’ı şaşkına çevirir zira Ayşe’nin kocası kendisine ikizi kadar benzemektedir. Aralarındaki ilişki Nihat’ın rutine çalan hayatını garip bir konuma sürükler. Tayfun Pirselimoğlu’nun senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerini Ercan Kesal ve Maryam Zaree paylaşıyor. Ben O Değilim odaklanması zor bir film ama hikâyeye kapılıverdiğiniz andan itibaren Türk Sineması’nda eşine benzerine pek rastlamadığımız türden bir tat bırakıyor ardında. Dikkat çekici sanat yönetimi, görüntü yönetiminin estetikliği, öykünün geçirdiği esrarengiz dönüşüm ile birlikte oyuncuların tabiri caizse coştuğu bir psikolojik gerilim… İyi bir ekip çalışması ürünü olup farklı yapısıyla 2014 yılının ve hatta son dönem Türk Sineması’nın en gözde filmlerinden olmaya aday benim için. Ercan Kesal’ın aslında bir doktor olduğunu ve hayatının hiçbir döneminde oyunculuk eğitimi almadığını belirterek başlayayım bu detaya... Nihat ve Necip karakterlerini canlandırarak neredeyse filmin tüm yükünü omuzlarında taşıyan Kesal, sevenlerini hayal kırıklığına uğratmadığı gibi adeta oyunculuk dersi veriyor. Basit ama etkili bir metafor olarak ‘ayakkabı’nın kullanıldığı filmde, Nihat’ın Necip’in ayakkabılarını giymesi ile dönüşümün ilk adımı atılıyor. Nihat’ın rutin hayatına son verip, ‘ne olacaksa olsun’ deyip Necip olma yolunda arabasını, gözlüğünü, kıyafetlerini ve sonunda da bütünüyle kimliğini ele geçirmesi ile seyirci simetrik bir anlatı diliyle sunulan bir çembere dâhil oluyor. Filmin sonunu ise, Pirselimoğlu’nun ifadeleriyle yorumlamak ve paylaşmak istiyorum: “Filmin sonunda ne olduğunu size bırakıyorum, çünkü hepinizin benimkinden daha değerli cevapları olduğunu biliyorum.” Filmden hemen sonra gerçekleşen söyleşide bir soruya vermiş olduğu cevapta yakaladığım kadarıyla, Pirselimoğlu hızlı yazıyor fakat yazım aşamasına gelmeden önceki hikâyeyi düşünüp tartma süresinin çok olduğunu belirterek ekliyor; “Bugüne dek okuduğum kitaplardan, izlediğim filmlerden, gezdiğim yerlerden… Bütün bu literatürden beslendiğim kişisel bir çıkarım ürünü bu film.” Bu iki ayrı söylemini birleştirdiğimde şöyle bir sonuca varıyorum. “Ben O Değilim” herkesin kendi kayboluş serüveninde istediği kefeye koyabileceği bir iş. Bana kalırsa, bu ayrıcalıklı bir teklif ve çok özel bir deneyim. Dünya prömiyerini 2013 yılında Uluslararası Roma Film Festivali’nde; Türkiye Prömiyerini ise 33. İstanbul Film Festivali’nde gerçekleştiren film sinemamız adına değerlendirildiğinde ancak iyi ki diyebileceğim atılmış büyük bir adım. Emeği geçen herkese teşekkürler.

Yazar Puanı

Puan - 79%

79%

“Ben O Değilim” herkesin kendi kayboluş serüveninde istediği kefeye koyabileceği bir iş. Bana kalırsa, bu ayrıcalıklı bir teklif ve çok özel bir deneyim.

Kullanıcı Puanları: 4.42 ( 3 votes)
79
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi