2010 yılında Çölde Kutup Ayısı isimli filmiyle büyük beğeni toplayan ve İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale’yi kucaklayan; 2014 yılında ise yine İstanbul Film Festivali’nde izleme fırsatı yakaladığımız filmi The Broken Circle Breakdown ile En İyi Yabancı Film kategorisinde Oscar adaylığı elde eden Belçikalı yönetmen Felix van Groeningen son filmi Belgica ile bir kez daha İstanbul Film Festivali’ne konuk oluyor ve bir kere daha kalplerimizi fethetmeyi başarıyor.

Festivalin Uluslararası Yarışma kategorisinde Altın Lale ödülü için de yarışan Belgica; Groeningen’in en hareketli, hiperaktif ve özellikle olağanüstü soundtrack’i ile izleyicisine muazzam bir müzik şöleni yaşattığı filmi olarak şimdiden sinema tarihine geçti. Büyük umutlarla gidip büyük hayal kırıklıklarıyla ayrıldığım Mia Hansen-Løve imzalı Eden’dan sonra yüreğime su serpen Belgica, müzik dünyası ve mekan kültürü üzerine anlatılabilecek en gerçekçi ve dinamik filmlerden biri. Müzik dünyasındaki ve kulüplerindeki bitmek tükenmek bilmez enerjiyi, bu dünyanın hızına yetişmeye çalışan iki kardeşin tutkuları ve hedonizmleri üzerinden dinamik bir kurguyla aktarmayı seçen Felix van Groeningen’in titiz, özenli ve kendinden emin yönetmenliği ise film okullarında gösterilesi cinsten. Nitekim, bu yıl Sundance Film Festivali’nde elde ettiği yönetmenlik ödülünü de bu başarının göstergesi olarak okuyabiliriz.

Belgica: Müzik Seni Çağırıyor!

Belgica; seks, uyuşturucu ve rock’n roll’un su gibi aktığı Belgica isimli Brüksel’in gece hayatının kalbi niteliğindeki bir gece kulübünün yükseliş ve düşüş sürecini ekranlara taşıyor. Cafe Belgica isimli mekanın sahibi Jo, gerçek tutkusu müzik olan bir girişimcidir. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği bu küçük barı işletmekten büyük bir zevk alan Jo, bir gün taşrada yaşayan ağabeyi Frank’ten bir telefon alır. İşçi sınıfından gelen Frank taşradaki aile yaşantısından sıkılmıştır ve artık hayalindeki işi bir şekilde gerçekleştirmek istemektedir. Kardeşi Jo’nun barına ortak olmak isteyen Frank’in gelişiyle birlikte iki kardeş güçlerini birleştirerek Belgica’yı büyütmeye karar verir. Küçük bir cafe bardan gece hayatının kalbinin attığı büyük bir performans mekanına dönüşen Belgica artık Brüksel’in en gözde eğlence merkezi olmuştur. Fakat Jo ve Frank’in kendilerini kaptırdığı hedonizm, büyümenin getirdiği ticari sorumlulukları ve güvenlik denetimini sekteye uğratınca iki kardeşin düşüş süreci de gecikmeyecek ve toz pembe gördükleri bu dünyanın ardına gizledikleri gerçekler gün yüzüne çıkacaktır.

Belgica filminde bir taraftan iki kardeşin ailevi ilişkilerine diğer bir taraftan bir müzik mekanının hedonistik kültürle olan ilişkisine ve müzik-performans dünyasına eğilen Groeningen; iki dünya arasındaki dengeyi ve bu dünyaların içinde geçen yaşantıları oldukça açık ve objektif bir biçimde aktarmaya gayret ediyor. Bir yandan kardeşlerin özel hayatlarındaki problemlere odaklanmaya çalışan diğer yandan ise Belgica’nın içinde olup bitenleri ekranlara taşımaya çalışan Groeningen film boyunca yer yer boşluklara düşse de filmin dinamik ve hareketli yapısını sekteye uğratmamaya çalışıyor. Bu anlamda, filmin üç ana karakterin hikayesi üzerinden aktığını söylemek gerek: Jo, Frank ve onları aynı çatı altında birleştirmeyi başaran Belgica. Groeningen, Belgica filminde Belgica isimli bu gece kulübünü, yani mekanı, kişileştirerek onu yaşayan, canlı bir organizma olarak konumlandırıyor. Bu sebeple Belgica isimli bu mekanın Jo ve Frank’ın hayatlarına doğrudan, ‘aktif’ bir etkisi olduğunu söylemeliyiz. Zira, Jo ve Frank Belgica’yı büyütmeye, yenilikçi ve provakatif müzisyenlerin, performans sanatçılarının sahne aldığı heybetli bir mekana dönüştürdükçe kendilerini de ‘sex, drugs and rock’n roll’ hedonizmine kaptırıyorlar. Özetle; Belgica’nın bir yükseliş ve düşüş hikayesi olduğunu unutmamak gerekiyor. (Bu haliyle, Belgica’nın Mark Christopher’ın 1998 yapımı Studio 54 isimli filmini anımsattığını söylemek mümkün.)

Açık söylemek gerekirse; Belgica filmini değerli kılan tarafın filmin hikaye yapısından ziyade teknik yapısı, müzik dünyasını yansıtış biçimi ve müzik tercihleri olduğu kanaatindeyim. Filmin ana hikayesini bir kenara bıraktığımız takdirde; aslen Gent’teki Charlatan Bar isimli dünyaca ünlü gece kulübünden ilham alınarak tasarlanan Belgica isimli bu mekanda geçen tüm performans sahnelerinin seyirciyi ciddi manada capcanlı ve enerjisi oldukça yüksek bir konser atmosferinin içine sokmayı başardığını itiraf etmek gerek. Belçikalı Soulwax ekibinin ellerinden çıkan soundtrack’in içinde yer alan müzisyenlerin ve performans sanatçılarının –Burning Phlegm, Roland Macbeth, The Shitz gibi- birçoğunu izleme fırsatı da yakaladığımız Belgica’nın özellikle bu performansların yer aldığı sahnelerinin, ışık kullanımından renk seçimlerine; sahne yönetiminden ses dizaynı ve kurgusuna dek ciddi manada özenle hazırlandığını vurgulamalıyım. Kişisel olarak, üç bateristin birlikte performans sergilediği sahneyi ve o sahnedeki sinematografik seçimleri oldukça uzun bir süre hafızamdan çıkarabileceğimi sanmıyorum. Sözün özü; filmi izlerken kendinizi bir an evvel dışarı atıp bir performans mekanına gitmek ve ruhunuzu müziğin kollarına bırakmak isteyeceğinizden pek şüphem yok.

2010 yılında Çölde Kutup Ayısı isimli filmiyle büyük beğeni toplayan ve İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale’yi kucaklayan; 2014 yılında ise yine İstanbul Film Festivali’nde izleme fırsatı yakaladığımız filmi The Broken Circle Breakdown ile En İyi Yabancı Film kategorisinde Oscar adaylığı elde eden Belçikalı yönetmen Felix van Groeningen son filmi Belgica ile bir kez daha İstanbul Film Festivali’ne konuk oluyor ve bir kere daha kalplerimizi fethetmeyi başarıyor. Festivalin Uluslararası Yarışma kategorisinde Altın Lale ödülü için de yarışan Belgica; Groeningen’in en hareketli, hiperaktif ve özellikle olağanüstü soundtrack’i ile izleyicisine muazzam bir müzik şöleni yaşattığı filmi olarak şimdiden sinema tarihine geçti. Büyük umutlarla gidip büyük hayal kırıklıklarıyla ayrıldığım Mia Hansen-Løve imzalı Eden’dan sonra yüreğime su serpen Belgica, müzik dünyası ve mekan kültürü üzerine anlatılabilecek en gerçekçi ve dinamik filmlerden biri. Müzik dünyasındaki ve kulüplerindeki bitmek tükenmek bilmez enerjiyi, bu dünyanın hızına yetişmeye çalışan iki kardeşin tutkuları ve hedonizmleri üzerinden dinamik bir kurguyla aktarmayı seçen Felix van Groeningen’in titiz, özenli ve kendinden emin yönetmenliği ise film okullarında gösterilesi cinsten. Nitekim, bu yıl Sundance Film Festivali’nde elde ettiği yönetmenlik ödülünü de bu başarının göstergesi olarak okuyabiliriz. Belgica: Müzik Seni Çağırıyor! Belgica; seks, uyuşturucu ve rock’n roll’un su gibi aktığı Belgica isimli Brüksel’in gece hayatının kalbi niteliğindeki bir gece kulübünün yükseliş ve düşüş sürecini ekranlara taşıyor. Cafe Belgica isimli mekanın sahibi Jo, gerçek tutkusu müzik olan bir girişimcidir. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği bu küçük barı işletmekten büyük bir zevk alan Jo, bir gün taşrada yaşayan ağabeyi Frank’ten bir telefon alır. İşçi sınıfından gelen Frank taşradaki aile yaşantısından sıkılmıştır ve artık hayalindeki işi bir şekilde gerçekleştirmek istemektedir. Kardeşi Jo’nun barına ortak olmak isteyen Frank’in gelişiyle birlikte iki kardeş güçlerini birleştirerek Belgica’yı büyütmeye karar verir. Küçük bir cafe bardan gece hayatının kalbinin attığı büyük bir performans mekanına dönüşen Belgica artık Brüksel’in en gözde eğlence merkezi olmuştur. Fakat Jo ve Frank’in kendilerini kaptırdığı hedonizm, büyümenin getirdiği ticari sorumlulukları ve güvenlik denetimini sekteye uğratınca iki kardeşin düşüş süreci de gecikmeyecek ve toz pembe gördükleri bu dünyanın ardına gizledikleri gerçekler gün yüzüne çıkacaktır. Belgica filminde bir taraftan iki kardeşin ailevi ilişkilerine diğer bir taraftan bir müzik mekanının hedonistik kültürle olan ilişkisine ve müzik-performans dünyasına eğilen Groeningen; iki dünya arasındaki dengeyi ve bu dünyaların içinde geçen yaşantıları oldukça açık ve objektif bir biçimde aktarmaya gayret ediyor. Bir yandan kardeşlerin özel hayatlarındaki problemlere odaklanmaya çalışan diğer yandan ise Belgica’nın içinde olup bitenleri ekranlara taşımaya çalışan Groeningen film boyunca yer yer boşluklara düşse de filmin dinamik ve hareketli yapısını sekteye uğratmamaya çalışıyor. Bu anlamda, filmin üç ana karakterin hikayesi üzerinden aktığını söylemek gerek: Jo, Frank ve onları aynı çatı altında birleştirmeyi başaran Belgica. Groeningen, Belgica filminde Belgica isimli bu gece kulübünü, yani mekanı, kişileştirerek onu yaşayan, canlı bir organizma olarak konumlandırıyor. Bu sebeple Belgica isimli bu mekanın Jo ve Frank’ın hayatlarına doğrudan, ‘aktif’ bir etkisi olduğunu söylemeliyiz. Zira, Jo ve Frank Belgica’yı büyütmeye, yenilikçi ve provakatif müzisyenlerin, performans sanatçılarının sahne aldığı heybetli bir mekana dönüştürdükçe kendilerini de ‘sex, drugs and rock’n roll’ hedonizmine kaptırıyorlar. Özetle; Belgica’nın bir yükseliş ve düşüş hikayesi olduğunu unutmamak gerekiyor.…

Yazar Puanı

Puan - 76%

76%

76

Belgica, Felix van Groeningen’in en hareketli, hiperaktif ve özellikle olağanüstü soundtrack’i ile izleyicisine muazzam bir müzik şöleni yaşattığı filmi olarak kalplerimizi çaldı bile.

Kullanıcı Puanları: 2.73 ( 2 votes)
76
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi