2008’de insanlarla iletişim kuramayan yalnız bir erkekle, çalıştığı binanın karşısındaki bir kadının kağıt üzerinden sözsüz iletişimini / aşkını ele aldığı Signs adlı kısa filmle adını duyuran yönetmen Patrick Hughes, bu kısa filmin milyonlarca kişi tarafından izlenmesinin ardından ilk uzun metrajı olan Red Hill’i çekmişti. Avustralya yapımı aksiyon-gerilim-western olan Red Hill’in klişeleri düzgün kullanıp kendi atmosferini yaratmayı başarası Hughes’a Hollywood’un yolunu açtı. 2014’te 90 milyon dolar bütçeli The Expendables 3 filminin yönetmenlik koltuğuna oturarak Hollywood’a geçiş yapan ama Signs ve Red Hill filmlerindeki kendine ait özgün dokunuşları da yitiren yönetmen, 3 yıl aradan sonra aksiyon – komedi filmi The Hitman’s Bodyguard ile tekrar karşımızda. The Hitman’s Bodyguard 90’lı yılların iki kafadar filmlerinin muzipliğine sahip. Ryan Reynolds – Samuel L. Jackson ikilisinin atışmalarından beslenen mizah fazlasıyla edepsiz, zira bu yüzden hem repliklerden hem de Reynolds’tan dolayı filmin mizahına karşı yapılan Deadpool benzetmeleri pek yersiz değil. Öte yandan filmin acımasız ve şiddetli aksiyon sahneleriyle mizahi yönü arasında ciddi bir doku uyuşmazlığı var. Özellikle Gary Oldman’ın canlandırdığı filmin baş kötüsü Vuckovich’in yüz ifadesinden eylemlerine kadar aşırı derecede acımasız ve ürkütücü diktatör portresinden Reynolds – Jackson ikilisinin esprilerine geçildiği anlar ağızda kekremsi bir tat bırakıyor. Ciddilik ve gayri ciddilik arasında bir tempo kurmaya çalışırken buna hazırlayıcı ince geçişlerden eser olmaması kurguda anlık tökezlemelere sebebiyet veriyor. Filmin sinematografi çalışması da bu aksiyon / komedi odaklı yapıyı yukarıya çıkaramadığı gibi uyumsuz renk tercihleriyle sevimsizleştiriyor. Karakterlerin Deadpoolvari mizah anlayışları renkli bir film vadetmesine rağmen hemen hemen her kadrajda yüzümüze vuran beyaz ışıklar sanki kameranın üzerine vazelin sürülmüş gibi bulanık bir etki yaratıyor. Hem işin Oldman’lı aksiyon tarafının ciddiyeti hem de atmosferin tonlarının yanlış kurulması bütün dayanağı mizahında olan senaryoyu baltalıyor. The Hitman’s Bodyguard: Reynolds – Jackson Arasındaki Komedi Kimyasına Kötü Karakter ve Atmosfer Tercihleri Zarar Veriyor Hughes, The Expendables 3 ile beraber Hollywood aksiyon filmlerine atanan memur yönetmen tanımını The Hitman’s Bodyguard ile yineliyor. İzleyiciyi oyalayıcı aksiyon sahneleri çekerek ve bu sefer işin içine biraz da edepsiz mizah katarak günü kurtarmayı hedefliyor ama Signs’taki dokunaklılığını ya da Red Hill’deki düşük bütçeyle atmosfer yaratma becerisini yüksek bütçeli filmlerde kaybetmiş gözüküyor. Hughes’in farklı sahneler içerisinde hızlı ve eşgüdümlü aksiyonları vizyoner bir şekilde canlandıramamasına filmin kötü görsel efektleri –özellikle birkaç patlama sahnesi- de eşlik ediyor. Reynolds ve Jackson arasında yaratılmak istenen komedi kimyasının yer yer eğlenceli olduğunu söylemek mümkün. Filmin bol küfür içeren diyaloglarında özellikle Jackson’ın yüksek perdeden oynayan mimiklerinin ve vücut dilinin izleyiciye bazı sahnelerde kahkaha attırması olası. Reynolds, tezatlık yaratma adına Jackson’a oranla daha sakin oynamasına rağmen ikilinin atışmaları her anında izlenir kılınmayı başarıyor. Lakin, burada Deadpool ayarında bir aşırılık ve abartılık figürü çıkarmamız gerekirse o kişinin Reynolds değil, Jackson olduğunu belirtmemiz gerek. Filmin The Bodyguard filmine göndermede bulunan, Reynolds’ın Jackson’u kucağında taşıdığı komik afişi de zaten bu durumu destekler bir nitelik kazanıyor. Yardımcı karakterlerde Salma Hayek’in Jackson’a uyum sağlayan tehlikeli, acımasız ve eğlenceli karakteri mizahi yönden Reynolds – Jackson ikilisi arasına sıkışan yapıya destek veriyor. The Hitman’s Bodyguard, Reynolds ve Jackson’un arasındaki komedi kimyasıyla izleyiciyi güldürmeyi başarmasına ve aksiyonuyla oyalamasına rağmen, Oldman’ın korkunç bir ciddiyetle canlandırdığı diktatör karakteri…

Yazar Puanı

puan

The Hitman’s Bodyguard, Reynolds ve Jackson’un arasındaki komedi kimyasıyla izleyiciyi güldürmeyi başarmasına ve aksiyonuyla oyalamasına rağmen, Oldman’ın korkunç bir ciddiyetle canlandırdığı diktatör karakteri ve senaryonun Deadpoolvari edepsiz mizahı arasında uyuşmazlık yaşıyor, görüntü yönetmeninin filmin tonuyla uyumsuz renk tercihleri de yaratılan dokuya zarar veriyor.

Kullanıcı Puanları: 3.15 ( 3 votes)
58

2008’de insanlarla iletişim kuramayan yalnız bir erkekle, çalıştığı binanın karşısındaki bir kadının kağıt üzerinden sözsüz iletişimini / aşkını ele aldığı Signs adlı kısa filmle adını duyuran yönetmen Patrick Hughes, bu kısa filmin milyonlarca kişi tarafından izlenmesinin ardından ilk uzun metrajı olan Red Hill’i çekmişti. Avustralya yapımı aksiyon-gerilim-western olan Red Hill’in klişeleri düzgün kullanıp kendi atmosferini yaratmayı başarası Hughes’a Hollywood’un yolunu açtı. 2014’te 90 milyon dolar bütçeli The Expendables 3 filminin yönetmenlik koltuğuna oturarak Hollywood’a geçiş yapan ama Signs ve Red Hill filmlerindeki kendine ait özgün dokunuşları da yitiren yönetmen, 3 yıl aradan sonra aksiyon – komedi filmi The Hitman’s Bodyguard ile tekrar karşımızda.

The Hitman’s Bodyguard 90’lı yılların iki kafadar filmlerinin muzipliğine sahip. Ryan Reynolds – Samuel L. Jackson ikilisinin atışmalarından beslenen mizah fazlasıyla edepsiz, zira bu yüzden hem repliklerden hem de Reynolds’tan dolayı filmin mizahına karşı yapılan Deadpool benzetmeleri pek yersiz değil. Öte yandan filmin acımasız ve şiddetli aksiyon sahneleriyle mizahi yönü arasında ciddi bir doku uyuşmazlığı var. Özellikle Gary Oldman’ın canlandırdığı filmin baş kötüsü Vuckovich’in yüz ifadesinden eylemlerine kadar aşırı derecede acımasız ve ürkütücü diktatör portresinden Reynolds – Jackson ikilisinin esprilerine geçildiği anlar ağızda kekremsi bir tat bırakıyor. Ciddilik ve gayri ciddilik arasında bir tempo kurmaya çalışırken buna hazırlayıcı ince geçişlerden eser olmaması kurguda anlık tökezlemelere sebebiyet veriyor. Filmin sinematografi çalışması da bu aksiyon / komedi odaklı yapıyı yukarıya çıkaramadığı gibi uyumsuz renk tercihleriyle sevimsizleştiriyor. Karakterlerin Deadpoolvari mizah anlayışları renkli bir film vadetmesine rağmen hemen hemen her kadrajda yüzümüze vuran beyaz ışıklar sanki kameranın üzerine vazelin sürülmüş gibi bulanık bir etki yaratıyor. Hem işin Oldman’lı aksiyon tarafının ciddiyeti hem de atmosferin tonlarının yanlış kurulması bütün dayanağı mizahında olan senaryoyu baltalıyor.

The Hitman’s Bodyguard: Reynolds – Jackson Arasındaki Komedi Kimyasına Kötü Karakter ve Atmosfer Tercihleri Zarar Veriyor

Hughes, The Expendables 3 ile beraber Hollywood aksiyon filmlerine atanan memur yönetmen tanımını The Hitman’s Bodyguard ile yineliyor. İzleyiciyi oyalayıcı aksiyon sahneleri çekerek ve bu sefer işin içine biraz da edepsiz mizah katarak günü kurtarmayı hedefliyor ama Signs’taki dokunaklılığını ya da Red Hill’deki düşük bütçeyle atmosfer yaratma becerisini yüksek bütçeli filmlerde kaybetmiş gözüküyor. Hughes’in farklı sahneler içerisinde hızlı ve eşgüdümlü aksiyonları vizyoner bir şekilde canlandıramamasına filmin kötü görsel efektleri –özellikle birkaç patlama sahnesi- de eşlik ediyor.

Reynolds ve Jackson arasında yaratılmak istenen komedi kimyasının yer yer eğlenceli olduğunu söylemek mümkün. Filmin bol küfür içeren diyaloglarında özellikle Jackson’ın yüksek perdeden oynayan mimiklerinin ve vücut dilinin izleyiciye bazı sahnelerde kahkaha attırması olası. Reynolds, tezatlık yaratma adına Jackson’a oranla daha sakin oynamasına rağmen ikilinin atışmaları her anında izlenir kılınmayı başarıyor. Lakin, burada Deadpool ayarında bir aşırılık ve abartılık figürü çıkarmamız gerekirse o kişinin Reynolds değil, Jackson olduğunu belirtmemiz gerek. Filmin The Bodyguard filmine göndermede bulunan, Reynolds’ın Jackson’u kucağında taşıdığı komik afişi de zaten bu durumu destekler bir nitelik kazanıyor. Yardımcı karakterlerde Salma Hayek’in Jackson’a uyum sağlayan tehlikeli, acımasız ve eğlenceli karakteri mizahi yönden Reynolds – Jackson ikilisi arasına sıkışan yapıya destek veriyor.

The Hitman’s Bodyguard, Reynolds ve Jackson’un arasındaki komedi kimyasıyla izleyiciyi güldürmeyi başarmasına ve aksiyonuyla oyalamasına rağmen, Oldman’ın korkunç bir ciddiyetle canlandırdığı diktatör karakteri ve senaryonun Deadpoolvari edepsiz mizahı arasında uyuşmazlık yaşıyor, görüntü yönetmeninin filmin tonuyla uyumsuz renk tercihleri de yaratılan dokuya zarar veriyor.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi