Hollywood stüdyoları; yüksek bütçeli, seyirci garantili filmlerin yanında, iddiasız filmleri de vizyonu boş bırakmamak adına piyasaya sürmekten geri durmamaya devam ediyorlar. Popülaritesini kaybetmeye başlamış olan oyunculardan kurulu, senaryo olarak ortalama, yönetmen olarak rastgele birinin koltuğa oturtulduğu bu filmlere son örnek Belalı Rehine.

Küçük çaplı suçlara karışıp, hapishanede yattıktan sonra tekrar özgürlüklerini elde ettiklerinde Louis ve Ordell kendileri için çıkış yolunu yine suç dünyasında ararlar. Zengin bir iş adamı olan Frank Dawson’ın karısı Mickey’i kaçırıp, karşılığında fidye istemeyi düşünen ikilinin planları bekledikleri gibi gitmez çünkü Frank karısından boşanmayı ve metresiyle evlenmeyi planlamaktadır.

Elmore Leonard’ın aynı isimli eserinden uyarlanan filmin yönetmenliğini üstlenen Daniel Schechter, bu tarz filmlerde beklenildiği üzere kişisel hiçbir şey katmadan yönetmiş filmi. Uyarlandığı öykünün yapısını bilememekle birlikte Belalı Rehine filmi için daha ilk dakikadan senaryo konusunda aksamalar yakalandığını söyleyebiliriz. Hamlık, kekrelik ilk planlardan kendisini hissettiriyor. Birbirinden kopuk hikayeler şeklinde ilerleyen filmin ilk bölümünde neye odaklanacağını bilememiş Schechter ve bu ortada kalma hali filme de yansımış. Sinemada özdeşleşmenin zorunlu olduğuna inanmayan biri olarak bu tarz filmlerde bu özdeşleşmenin filmin tek silahı olduğunu biliyorum. Bu özdeşleşmeyi seyirci, filmin başından sonuna hiçbir karakter ve olayla yakalayamıyor. Hal böyle olunca da bir buçuk saatlik bir zaman kaybı ortaya çıkıyor.

Uyarlama yapmak herkesin yapabileceği bir iş değildir. Olayın bütünlüğünü bozmadan genele hakim olup, yan karaktereri ve olayları da havada kalmayacak şekilde yansıtabiliyorsan o eserin hakkını verebilmişsin demektir. Orjinal eserde muhtemelen daha ayrıntılı şekilde işlenen yan karakterlerin, burada çok kısaca gösterilmesi, seyircide kopukluklara sebep olup, zihinde anlamsız soru işaretleri oluşmasına sebep oluyor. Özellikle Mickey ile bir şeyler yaşamak isterken, kaçırılma olayından dolayı ne yapacağını bilemeyen korkak karakter, film sonuna kadar ‘şimdi varlığı anlam kazanacak’ beklentisiyle ilerleyip finalde de aynı anlamsızlığıyla ortadan kayboluyor. Film boş kalmasın, dakika ilerlesin diye eklenen her gereksiz şey sırıtıyor. İçi boş şeylerin seyirci tarafından fark edildiğini sağır sultan bile anlamışken sinema konusunda bu kadar yetkin kişilerin bu tarz tercihler yapmaları seyirciyi aptal yerine koymaktan başka bir şey değil.

70’lerin Detroit’inde geçen film, o dönemi hissettirmek adına neredeyse hiçbir çaba göstermemiş. Filmin başında gözüken tarih olmasa, çok net şekilde günümüzde geçtiğini söyleyebiliriz hikayenin. Sanat yönetimi konusunda sonsuz imkanları olan yapımların bunları neden kullanmayı seçmediklerini merak ediyorum. Sinematografi konusunda belli bir üst seviye yakalamış olan Amerika sinema endüstrisi, çektiği her filmde artık kamera kullanımı konusunda seyirciyi tatmin edebilse de yenilik arayan seyircinin başka alanlara yönelmesi gerekecek.

Kariyerinde Friends’teki popülaritesini hiçbir zaman yakalayamayan, Brad Pitt ile yaşadığı ayrılıktan sonra da daha ortalama işlerde seyirciyle buluşan Jennifer Aniston’ın alıştığımız oyunculuğunu gördüğümüz bir film Belalı Rehine. Jhon Hawkes’ın badboy karizması, rolüyle uyum sağlaması konusunda önemli bir etken olmuş.

Belalı Rehine – Life of Crime, ne suç alt türüne, ne komediye dahil edemeyeceğimiz bir film.Vaat ettiği hiçbir şeyi gerçekleştiremeyen, nereden tutarsak tutalım elimizde dağılan bir iş olarak dikkat çekiyor. Üzücü olan nokta, bu tarz filmlerin dünyanın pek çok noktasında her hafta gösterime girmesi.

Hollywood stüdyoları; yüksek bütçeli, seyirci garantili filmlerin yanında, iddiasız filmleri de vizyonu boş bırakmamak adına piyasaya sürmekten geri durmamaya devam ediyorlar. Popülaritesini kaybetmeye başlamış olan oyunculardan kurulu, senaryo olarak ortalama, yönetmen olarak rastgele birinin koltuğa oturtulduğu bu filmlere son örnek Belalı Rehine. Küçük çaplı suçlara karışıp, hapishanede yattıktan sonra tekrar özgürlüklerini elde ettiklerinde Louis ve Ordell kendileri için çıkış yolunu yine suç dünyasında ararlar. Zengin bir iş adamı olan Frank Dawson'ın karısı Mickey'i kaçırıp, karşılığında fidye istemeyi düşünen ikilinin planları bekledikleri gibi gitmez çünkü Frank karısından boşanmayı ve metresiyle evlenmeyi planlamaktadır. Elmore Leonard'ın aynı isimli eserinden uyarlanan filmin yönetmenliğini üstlenen Daniel Schechter, bu tarz filmlerde beklenildiği üzere kişisel hiçbir şey katmadan yönetmiş filmi. Uyarlandığı öykünün yapısını bilememekle birlikte Belalı Rehine filmi için daha ilk dakikadan senaryo konusunda aksamalar yakalandığını söyleyebiliriz. Hamlık, kekrelik ilk planlardan kendisini hissettiriyor. Birbirinden kopuk hikayeler şeklinde ilerleyen filmin ilk bölümünde neye odaklanacağını bilememiş Schechter ve bu ortada kalma hali filme de yansımış. Sinemada özdeşleşmenin zorunlu olduğuna inanmayan biri olarak bu tarz filmlerde bu özdeşleşmenin filmin tek silahı olduğunu biliyorum. Bu özdeşleşmeyi seyirci, filmin başından sonuna hiçbir karakter ve olayla yakalayamıyor. Hal böyle olunca da bir buçuk saatlik bir zaman kaybı ortaya çıkıyor. Uyarlama yapmak herkesin yapabileceği bir iş değildir. Olayın bütünlüğünü bozmadan genele hakim olup, yan karaktereri ve olayları da havada kalmayacak şekilde yansıtabiliyorsan o eserin hakkını verebilmişsin demektir. Orjinal eserde muhtemelen daha ayrıntılı şekilde işlenen yan karakterlerin, burada çok kısaca gösterilmesi, seyircide kopukluklara sebep olup, zihinde anlamsız soru işaretleri oluşmasına sebep oluyor. Özellikle Mickey ile bir şeyler yaşamak isterken, kaçırılma olayından dolayı ne yapacağını bilemeyen korkak karakter, film sonuna kadar 'şimdi varlığı anlam kazanacak' beklentisiyle ilerleyip finalde de aynı anlamsızlığıyla ortadan kayboluyor. Film boş kalmasın, dakika ilerlesin diye eklenen her gereksiz şey sırıtıyor. İçi boş şeylerin seyirci tarafından fark edildiğini sağır sultan bile anlamışken sinema konusunda bu kadar yetkin kişilerin bu tarz tercihler yapmaları seyirciyi aptal yerine koymaktan başka bir şey değil. 70'lerin Detroit'inde geçen film, o dönemi hissettirmek adına neredeyse hiçbir çaba göstermemiş. Filmin başında gözüken tarih olmasa, çok net şekilde günümüzde geçtiğini söyleyebiliriz hikayenin. Sanat yönetimi konusunda sonsuz imkanları olan yapımların bunları neden kullanmayı seçmediklerini merak ediyorum. Sinematografi konusunda belli bir üst seviye yakalamış olan Amerika sinema endüstrisi, çektiği her filmde artık kamera kullanımı konusunda seyirciyi tatmin edebilse de yenilik arayan seyircinin başka alanlara yönelmesi gerekecek. Kariyerinde Friends'teki popülaritesini hiçbir zaman yakalayamayan, Brad Pitt ile yaşadığı ayrılıktan sonra da daha ortalama işlerde seyirciyle buluşan Jennifer Aniston'ın alıştığımız oyunculuğunu gördüğümüz bir film Belalı Rehine. Jhon Hawkes'ın badboy karizması, rolüyle uyum sağlaması konusunda önemli bir etken olmuş. Belalı Rehine – Life of Crime, ne suç alt türüne, ne komediye dahil edemeyeceğimiz bir film.Vaat ettiği hiçbir şeyi gerçekleştiremeyen, nereden tutarsak tutalım elimizde dağılan bir iş olarak dikkat çekiyor. Üzücü olan nokta, bu tarz filmlerin dünyanın pek çok noktasında her hafta gösterime girmesi.
Puan - 57 / 100

5.7

Belalı Rehine – Life of Crime, ne suç alt türüne, ne komediye dahil edemeyeceğimiz bir film. Vaat ettiği hiçbir şeyi gerçekleştiremeyen, nereden tutarsak tutalım elimizde dağılan bir iş olarak dikkat çekiyor.

Kullanıcı Puanları: 0.65 ( 2 votes)
6
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi