Alex van Warmerdam, oldukça karanlık hikayeleri kendine has bir komedi anlayışıyla birleştiren bir yönetmen. Yirmi yıllık kariyerinde halkın içinden sıradan kişileri oldukça zor durumlar içerisine sokarak onlarla dalgasını geçtiğini; bunu yaparken de masallardan ve gerçekdışı öğelerden yararlandığını görebiliriz. Geçtiğimiz yıl Cannes’da Altın Palmiye için yarışan “Bela”, bu akıldan çıkan son ürün.

Filmde Camiel Borgman isimli başıboş bir karakterin, varlıklı bir ailenin evinde yaşamaya başlamasıyla gelişen olaylar anlatılıyor. İlk başta ortaya çıkışıyla aile içerisinde tepkiye neden olan Borgman, küçük bir kimlik değişikliğiyle bahçıvan olarak evde çalışmaya başlar. Borgman, ev halkının yaşamına müdahale etmeye başladıkça olaylar gerçekdışı ve tehlikeli bir hal alır.

Henüz açılış jeneriğinde Borgman yazısının ters dönmesi ve karşımıza çıkan ilk karakterin bir rahip olması, filmin dini alt metni konusunda bir fikir verse de zamanla tüm motiflerin Hıristiyanlığa göndermeler içerdiği, gözlerden kaçmayacak şekilde sunuluyor. Başta Camiel ismi olmak üzere Borgman’ın yanlarına taşındığı ailedeki bireylerin hepsinin isimleri ve mekanlar da bu Hıristiyanlık temsilinin parçaları haline geliyorlar. Film oldukça hızlı bir kaçış sahnesi ile başlıyor ve isimleri dışında karakterlerin yaşamları hakkında bir fikir vermiyor. Bir öyküye ortasından dalış yapmışız gibi hissettiriyor ve bunun üzerinden yeni bir hikaye anlatarak karakterlerin geçmiş yaşantıları ile ilgili muğlak bilgiler sunuyor. Bütün bu anlatım tarzının nedenini sorguladığımızda ise asıl sorun cevap alamamamızdan ziyade ele alınan kavramların içlerinin doldurulmaması olarak karşımıza çıkıyor.

Örneğin Borgman’ın yanına taşındığı ailenin ne kadar varlıklı olduklarını ve bununla beraber aileyi oluşturan bireylerin ne kadar dengesiz olduklarını görüyoruz. Warmerdam’ın -kaba- absürtlük anlayışı buralarda işliyor ve Borgman’ın aileye kabul edilmesi, ikna edici olmasa da genel anlatım tarzı ve vadedilen hikaye çerçevesinde çok da sırıtmıyor. Fakat bu absürtlüğün her köşeye sirayet etmesi ve şoklardan beslenmesi, rahatsızlık yarattığı kadar zayıflık da içeriyor. Filmin yarattığı rahatsızlık, karakterlerin beklentiler dahilinde hareket etmemelerinde ve burjuva adaletinin tecelli etmesine yönelik beklentilerin karşılanmaması aşamalarında kalıyor. Çokça karşılaştırıldığı Haneke’nin “Funny Games”inin aksine filmin, burjuva ahlakını pek sorgulandığı söylenemez. Oyuncak ayı üzerinden atılan tiradı bir yana bırakırsak anne karakterinin zenginlikle ilgili söylemleri oldukça eğreti duruyor. Burjuva ahlakı ile ilgili eleştiriler, Borgman’ın planı çerçevesinde sadece bir araç işlevi görüyor. Kurulu düzenin yarattığı koşuşturma ve bireylerarası kopukluklar, planın ilerlemesini sağlıyor ama bir noktada çocuklar ile ilgili yapılan “internetin ve televizyonun etkileri” konulu eleştiri, ilkokul müsameresi tadında geçiştiriliyor.

Film, gücünü aksiyondan öte gerilimden ve bilinmeyenin çekiciliğinden alarak hızını kesiyor. Bu hız kesmenin, öykünün zenginleşmesi açısından bir fırsat olacağını düşünürken hikaye ve karakterler temsilin ötesine geçemiyorlar. Akışı değiştiren tüm unsurlar bir bir Camiel Borgman’ın sırtına yüklenirken karakter adeta seçilmiş kişi zırhına büründürülüyor. Sorun şu ki kendisine bahşedilen ve ne olduğunu anlamadığımız –ilahi kaynaklı?- bir gücün tüm olay akışını etkilemesine izin verilirken, bahsettiğimiz motifler, filmde şeklen yer almanın ötesine gidemiyorlar. Temel sorun izleyicinin merakının giderip giderilmemesi ya da onlara düşünebileceği bir alan açılıp açılmaması değil. Birçok yönetmen beslendiği kaynaktan bir yapboz oluşturmaya başlar ve bazı parçaları dışarıda bırakarak izleyicinin birleştirmesi ya da kendince açıklamalar bulması için alan yaratır. Warmerdam ise tüm parçaları birleştirilmiş bir yapboz oluşturup sanki hiç birleştirilmemiş gibi izleyiciye sunuyor. Çünkü Warmerdam’ın yaptığı şey,  izleyiciyi rahatsız edecek biçimde metaforları sürekli deşmekten fazlası değil.

“Bela”, sürükleyici anlatımına karşın muhafazakar yaklaşımları eleştiren muhafazakar bir film olarak anılabilir.

Alex van Warmerdam, oldukça karanlık hikayeleri kendine has bir komedi anlayışıyla birleştiren bir yönetmen. Yirmi yıllık kariyerinde halkın içinden sıradan kişileri oldukça zor durumlar içerisine sokarak onlarla dalgasını geçtiğini; bunu yaparken de masallardan ve gerçekdışı öğelerden yararlandığını görebiliriz. Geçtiğimiz yıl Cannes’da Altın Palmiye için yarışan “Bela”, bu akıldan çıkan son ürün. Filmde Camiel Borgman isimli başıboş bir karakterin, varlıklı bir ailenin evinde yaşamaya başlamasıyla gelişen olaylar anlatılıyor. İlk başta ortaya çıkışıyla aile içerisinde tepkiye neden olan Borgman, küçük bir kimlik değişikliğiyle bahçıvan olarak evde çalışmaya başlar. Borgman, ev halkının yaşamına müdahale etmeye başladıkça olaylar gerçekdışı ve tehlikeli bir hal alır. Henüz açılış jeneriğinde Borgman yazısının ters dönmesi ve karşımıza çıkan ilk karakterin bir rahip olması, filmin dini alt metni konusunda bir fikir verse de zamanla tüm motiflerin Hıristiyanlığa göndermeler içerdiği, gözlerden kaçmayacak şekilde sunuluyor. Başta Camiel ismi olmak üzere Borgman’ın yanlarına taşındığı ailedeki bireylerin hepsinin isimleri ve mekanlar da bu Hıristiyanlık temsilinin parçaları haline geliyorlar. Film oldukça hızlı bir kaçış sahnesi ile başlıyor ve isimleri dışında karakterlerin yaşamları hakkında bir fikir vermiyor. Bir öyküye ortasından dalış yapmışız gibi hissettiriyor ve bunun üzerinden yeni bir hikaye anlatarak karakterlerin geçmiş yaşantıları ile ilgili muğlak bilgiler sunuyor. Bütün bu anlatım tarzının nedenini sorguladığımızda ise asıl sorun cevap alamamamızdan ziyade ele alınan kavramların içlerinin doldurulmaması olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin Borgman’ın yanına taşındığı ailenin ne kadar varlıklı olduklarını ve bununla beraber aileyi oluşturan bireylerin ne kadar dengesiz olduklarını görüyoruz. Warmerdam’ın -kaba- absürtlük anlayışı buralarda işliyor ve Borgman’ın aileye kabul edilmesi, ikna edici olmasa da genel anlatım tarzı ve vadedilen hikaye çerçevesinde çok da sırıtmıyor. Fakat bu absürtlüğün her köşeye sirayet etmesi ve şoklardan beslenmesi, rahatsızlık yarattığı kadar zayıflık da içeriyor. Filmin yarattığı rahatsızlık, karakterlerin beklentiler dahilinde hareket etmemelerinde ve burjuva adaletinin tecelli etmesine yönelik beklentilerin karşılanmaması aşamalarında kalıyor. Çokça karşılaştırıldığı Haneke’nin “Funny Games”inin aksine filmin, burjuva ahlakını pek sorgulandığı söylenemez. Oyuncak ayı üzerinden atılan tiradı bir yana bırakırsak anne karakterinin zenginlikle ilgili söylemleri oldukça eğreti duruyor. Burjuva ahlakı ile ilgili eleştiriler, Borgman’ın planı çerçevesinde sadece bir araç işlevi görüyor. Kurulu düzenin yarattığı koşuşturma ve bireylerarası kopukluklar, planın ilerlemesini sağlıyor ama bir noktada çocuklar ile ilgili yapılan “internetin ve televizyonun etkileri” konulu eleştiri, ilkokul müsameresi tadında geçiştiriliyor. Film, gücünü aksiyondan öte gerilimden ve bilinmeyenin çekiciliğinden alarak hızını kesiyor. Bu hız kesmenin, öykünün zenginleşmesi açısından bir fırsat olacağını düşünürken hikaye ve karakterler temsilin ötesine geçemiyorlar. Akışı değiştiren tüm unsurlar bir bir Camiel Borgman’ın sırtına yüklenirken karakter adeta seçilmiş kişi zırhına büründürülüyor. Sorun şu ki kendisine bahşedilen ve ne olduğunu anlamadığımız –ilahi kaynaklı?- bir gücün tüm olay akışını etkilemesine izin verilirken, bahsettiğimiz motifler, filmde şeklen yer almanın ötesine gidemiyorlar. Temel sorun izleyicinin merakının giderip giderilmemesi ya da onlara düşünebileceği bir alan açılıp açılmaması değil. Birçok yönetmen beslendiği kaynaktan bir yapboz oluşturmaya başlar ve bazı parçaları dışarıda bırakarak izleyicinin birleştirmesi ya da kendince açıklamalar bulması için alan yaratır. Warmerdam ise tüm parçaları birleştirilmiş bir yapboz oluşturup sanki hiç birleştirilmemiş gibi izleyiciye sunuyor. Çünkü Warmerdam’ın yaptığı şey,  izleyiciyi rahatsız edecek biçimde metaforları sürekli deşmekten fazlası değil. “Bela”, sürükleyici anlatımına karşın…

Yazar Puanı

Puan - 40%

40%

Kullanıcı Puanları: 0.65 ( 1 votes)
40
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi