Violette Leduc, erkeklerin dünyasında kadınların da artık sahnede olduğunu duyuran ilk isimlerden biri. Leduc’ü yazıları, ilham verdiği filmler ve kadın cinselliğinin tanınması konusundaki katkılarıyla anıyoruz…

Bazen, yalnızca başka bir yere değil, başka bir zamana yolculuk etmek istersiniz. O devirde yaşayan birkaç güzide insanla aynı havayı solumak, sizin bütün havanızı değiştirecekmiş gibi gelir. Daha da fenası, bu devire o kadar ait değilsinizdir ki, size azıcık benzeyen birilerine rast gelecek olursanız, pılınızı pırtınızı toplayıp onun zamanına taşınasınız gelir.

Midnight in Paris’i izleyenler beni iyi anlayacaklardır. Adriana Paris’in altın çağını nasıl ki Belle Epoque olarak görüyorsa, Gil için Paris’in altın çağı 1920’lerse, benim nezdimde o zaman aralığı 2. Dünya savaşı sonrası Paris’ine denk düşer. 1950’ler itibariyle savaşın izlerini saran Fransa’da muazzam bir entelektüel üretim ve politik hesap sorma hali vardır. Simone de Beauvoir, Jean Paul Sartre, Jean Genet, Albert Camus gibi isimlerin aktif olarak üretim yaptıkları zaman aralığında, 68 direnişinin arifesinde, bir kadın daha görünürlük kazanmaya başlar: Violette Leduc. Leduc’ün bu saydığım isimlerle dirsek teması olduğu gibi, bir taraftan da pervasız bir doğası ve güçlü bir kalemi de vardır. Kalemini daha önce başka bir kadının kullanmadığı bir şekilde, kadın cinselliğine dair muazzam bir şeffaflıkla kullanmaya karar verir Leduc. İşte o saniye sadece güçlü bir kalem olmaktan sıyrılıp, nevi şahsına münhasır olduğunu kitlelere kanıtlar. Jean Genet gibi o da bir piçtir. Hatta Piç (La Batarde) kendisini meşhur eden kitabına verdiği isimdir. Simone de Beauvoir gibi biseksüel bir kadındır ve cinsiyetlerden ziyade insanlara âşık olmaya meyillidir. Uzunca bir dönem Beauvoir’a da vurgundur hatta.

Violette Leduc ve Bize Bıraktıkları

Bugünlerde Queer Teoriyi tartışıp dururken, cinsiyetsiz bir dünyayı artık tahayyül edebilecek seviyeye vardırmışken işleri, Leduc ve Beauvoir, bir taraftan kendi cinsiyetlerinin varlığını el birliğiyle, sevdikleri, saygı duydukları nice insanı da karşılarına alarak kanıtlama çabasındayken, bir yandan da aslında sevgiyi bedenler üzerine kurgulamamamızı salık veriyorlardı. Ait oldukları beden üzerinden tanımlanıyor olmalarıyla, o bedeni herkesin kabul etmelerini sağlayarak savaştılar ve o kadar zamanlarının ötesinde kalıyorlardı ki, sevgiyi bir bedene sığdırmaya çalışmadan bunu yaptılar. Tam da bu yüzden geride bıraktıkları çok değerli, onların mirası bugüne şekil veriyor. Çok daha zor bir zamanda imkansız fikirlere sahipten mücadele ettikleri için, bugün o günler mümkün. Bu yüzden Beauvoir da Leduc de ilham verici kadınlar…

Türkiye’de yabancı dil bilmeyen birinin, Leduc’e erişmesi maalesef çok zor. Sınırlı sayıda baskısı olan Piç’in dışında bir çevirisi var mı bilmiyorum, varsa da ben denk gelmedim. Fakat Violette Leduc’le tanışmak isteyen birinin imdadına sinema yetişiyor. Daha önce tarihin en ikonik 20 kadınını anlatan filmler listesinde 2013 yapımı Violette’e yer vermiştik. Martin Provost tarafından yönetilen film, Violette Leduc’ün biyografisi niteliğinde ve geniş bir çerçevede, Leduc’ün buhranlı, yalnızlığa mahkum bir kadın olduğu yanılgısından, zamanının en başarılı kalemlerinden birine dönüşme hikayesini anlatıyor. Ayrıca Leduc’ün aynı isimli romanının uyarlaması olan 1968 yapımı Therese and Isabelle de Leduc’le tanışmak isteyenlerin izleyebileceği bir film.

Umarım ki yakın zamanda Leduc Türkiye’de daha çok tanınır ve sevilir. Bu anlamda Leduc’ün yeni kitaplarının türkçeye çevrilmesi ve baskıların arttırılması ciddi anlamda önem taşıyor. Jean Genet seven okuyucu kitlesi, tıpkı Genet’nin kendisi gibi, Violette Leduc’e bayılacaklardır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi