İngiliz Özgür Sineması’nı tiyatro geleneğiyle birleştirerek tamamen kendine has bir anlatı dili geliştiren usta yönetmen Mike Leigh’in son filmi Bay Turner (Mr. Turner) belli belirsiz bir eksiklik duygusuna karşın oldukça başarılı bir yapım. Her biri Cannes’dan ödüllerle dönen Naked, Secrets & Lies, Another Year gibi günümüz insani değerleriyle ilgili çarpıcı filmlerin ardından yönetmen bu son filminde, ünlü romantik dönem izlenimci ressamı Joseph Mallord William Turner’ın hayatını anlatan bir dönem filmi ortaya çıkararak filmografisindeki en sıra dışı işlerden birini ortaya koymuş.

Bildiğiniz gibi Leigh bu yılda Cannes’da Bay Turner ile bir ödül almayı başarmıştı, en iyi aktör. Filmi izleyince bu ödülün niye verildiğini daha ilk saniyeden hemencecik anlayabiliyoruz. Yönetmenin hemen her filminde oynayan gedikli oyuncularından Timothy Spall, William Turner rolünde sinema tarihine geçecek performanslardan birini ortaya koyuyor. Yarattığı karakterin özellikleri olan tüm o homurdanmaları, hırıldamaları ve olabilecek en uç aksanına rağmen her bir duyguyu eksiksiz aktarmayı başarıyor, kesinlikle muhteşem. Zaten yönetmenin tiyatro geleneğine olan bağları ve sürekli artık çok iyi tanıdığı belli oyuncularla çalışıyor olması filmdeki oyunculukların kusursuza yakın olmasına sağlıyor.

Bay Turner dönemsel bir biyografik film olmasına rağmen benzerlerinden özellikle bir noktada kesin olarak ayrılıyor, o da anlattığı karaktere olan insani bakışı. Yani William Turner’ı yüceltmiyor ya da onu bir dahi, bir deli olarak göstermiyor. Gelişen olaylar karşısında karar değiştirmelerini, içinde bulunduğu topluluğa uymasını ama gizliden gizliye de uymamasını kısacası iyi ve kötü yanlarını tamamen dışarıdan, tarafsız bir bakış açısıyla anlatıyor. Haliyle filmden epik bir biyografik anlatı bekleyenler karşılarından tam tersine oldukça sade ve sessiz bir söyleyiş bulacaklar. Hikaye kesinlikle çok sade tutulmaya çalışılmış ama görsellerde Leigh zaman zaman görkemli işlere de uzanmıyor değil. Dönem filmi olmasından kaynaklanan dekor ve renk kullanımıyla birlikte yer yer Turner’ın resimlerine benzeyen sahnelerle karşılaşmak mümkün.

Filmin iki buçuk saatlik süresi ve sade, dingin anlatımını yan yana koyunca biraz sıkıcı bir yapımla karşı karşıya olduğunuzu düşünebilirsiniz. Açıkçası ben sıkılmadım, ama oldukça uzun ve sonuca her hangi bir şekilde etki etmeyen bazı teatral sahnelerden eğer hoşlanmıyorsanız işin rengi değişecektir. Bu sahneler gerçekten oldukça ilginçti. Genellikle dört beş kişinin sık sık birbirlerinin laflarını bölerek yaptığı konuşmalardan ibaret beşer onar dakikalık sahneler. Sahnelerin gücü, sohbetteki her bir karakterin (ki birçoğu film boyunca bir daha gözükmeyecek) oldukça derinlikli bir şekilde oluşturulmasında ve özellikle tiyatro geleneğinden gelen İngiliz tarzı durum esprilerinde yatıyor. Bu da filmde gülmekten yerlere yatanlar olacağı gibi en ufak bir şekilde yüz kası dahi oynamayacakların olabileceği anlamına geliyor.

Eğer yönetmenin filmografisi ve tarzına aşina iseniz Bay Turne sizi çok da şaşırtmayacaktır. Hatta yönetmenin elinden dönemsel bir biyografik film izliyor olmak keyif dahi verecektir. Bu açıdan kişisel bir film diyebiliriz ve yönetmen için de muhtemelen hoş bir deneme. Ama her ne kadar tarzını beğenip filmlerinden hoşlansam da açıkçası artık Leigh’ten yeni bir şeyler bekliyordum. Şayet hikaye günümüzdeki bir adamı anlatsaydı hemen net bir şekilde yönetmenin artık tekrara düştüğünü söyleyebilirdim şimdiyse net olmamakla birlikte artık sanki yönetmenin, yarattığı tarza yaslandığını hissediyorum. Bay Turner sıkılmayacağınızın garantisini veremediğim ve epik bir anlatı beklentisiyle kesinlikle gidilememesi gereken başarılı filmlerden biri olarak yönetmenin filmografisinde yerini alıyor. Bize de artık yetmiş yaşını geçen Mike Leigh’in bundan sonraki filmini merakla beklemek düşüyor.

İngiliz Özgür Sineması’nı tiyatro geleneğiyle birleştirerek tamamen kendine has bir anlatı dili geliştiren usta yönetmen Mike Leigh’in son filmi Bay Turner (Mr. Turner) belli belirsiz bir eksiklik duygusuna karşın oldukça başarılı bir yapım. Her biri Cannes’dan ödüllerle dönen Naked, Secrets & Lies, Another Year gibi günümüz insani değerleriyle ilgili çarpıcı filmlerin ardından yönetmen bu son filminde, ünlü romantik dönem izlenimci ressamı Joseph Mallord William Turner’ın hayatını anlatan bir dönem filmi ortaya çıkararak filmografisindeki en sıra dışı işlerden birini ortaya koymuş. Bildiğiniz gibi Leigh bu yılda Cannes’da Bay Turner ile bir ödül almayı başarmıştı, en iyi aktör. Filmi izleyince bu ödülün niye verildiğini daha ilk saniyeden hemencecik anlayabiliyoruz. Yönetmenin hemen her filminde oynayan gedikli oyuncularından Timothy Spall, William Turner rolünde sinema tarihine geçecek performanslardan birini ortaya koyuyor. Yarattığı karakterin özellikleri olan tüm o homurdanmaları, hırıldamaları ve olabilecek en uç aksanına rağmen her bir duyguyu eksiksiz aktarmayı başarıyor, kesinlikle muhteşem. Zaten yönetmenin tiyatro geleneğine olan bağları ve sürekli artık çok iyi tanıdığı belli oyuncularla çalışıyor olması filmdeki oyunculukların kusursuza yakın olmasına sağlıyor. Bay Turner dönemsel bir biyografik film olmasına rağmen benzerlerinden özellikle bir noktada kesin olarak ayrılıyor, o da anlattığı karaktere olan insani bakışı. Yani William Turner’ı yüceltmiyor ya da onu bir dahi, bir deli olarak göstermiyor. Gelişen olaylar karşısında karar değiştirmelerini, içinde bulunduğu topluluğa uymasını ama gizliden gizliye de uymamasını kısacası iyi ve kötü yanlarını tamamen dışarıdan, tarafsız bir bakış açısıyla anlatıyor. Haliyle filmden epik bir biyografik anlatı bekleyenler karşılarından tam tersine oldukça sade ve sessiz bir söyleyiş bulacaklar. Hikaye kesinlikle çok sade tutulmaya çalışılmış ama görsellerde Leigh zaman zaman görkemli işlere de uzanmıyor değil. Dönem filmi olmasından kaynaklanan dekor ve renk kullanımıyla birlikte yer yer Turner’ın resimlerine benzeyen sahnelerle karşılaşmak mümkün. Filmin iki buçuk saatlik süresi ve sade, dingin anlatımını yan yana koyunca biraz sıkıcı bir yapımla karşı karşıya olduğunuzu düşünebilirsiniz. Açıkçası ben sıkılmadım, ama oldukça uzun ve sonuca her hangi bir şekilde etki etmeyen bazı teatral sahnelerden eğer hoşlanmıyorsanız işin rengi değişecektir. Bu sahneler gerçekten oldukça ilginçti. Genellikle dört beş kişinin sık sık birbirlerinin laflarını bölerek yaptığı konuşmalardan ibaret beşer onar dakikalık sahneler. Sahnelerin gücü, sohbetteki her bir karakterin (ki birçoğu film boyunca bir daha gözükmeyecek) oldukça derinlikli bir şekilde oluşturulmasında ve özellikle tiyatro geleneğinden gelen İngiliz tarzı durum esprilerinde yatıyor. Bu da filmde gülmekten yerlere yatanlar olacağı gibi en ufak bir şekilde yüz kası dahi oynamayacakların olabileceği anlamına geliyor. Eğer yönetmenin filmografisi ve tarzına aşina iseniz Bay Turne sizi çok da şaşırtmayacaktır. Hatta yönetmenin elinden dönemsel bir biyografik film izliyor olmak keyif dahi verecektir. Bu açıdan kişisel bir film diyebiliriz ve yönetmen için de muhtemelen hoş bir deneme. Ama her ne kadar tarzını beğenip filmlerinden hoşlansam da açıkçası artık Leigh’ten yeni bir şeyler bekliyordum. Şayet hikaye günümüzdeki bir adamı anlatsaydı hemen net bir şekilde yönetmenin artık tekrara düştüğünü söyleyebilirdim şimdiyse net olmamakla birlikte artık sanki yönetmenin, yarattığı tarza yaslandığını hissediyorum. Bay Turner sıkılmayacağınızın garantisini veremediğim ve epik bir anlatı beklentisiyle kesinlikle gidilememesi gereken başarılı filmlerden biri olarak yönetmenin filmografisinde yerini alıyor. Bize de artık yetmiş yaşını geçen Mike Leigh’in…
Puan - 82 / 100

8.2

Bay Turner sıkılmayacağınızın garantisini veremediğim ve epik bir anlatı beklentisiyle kesinlikle gidilememesi gereken başarılı filmlerden biri olarak yönetmenin filmografisinde yerini alıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.7 ( 1 votes)
8
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi