DC Sinematik Evreninin bütünlüklü bir seyre girişinin ilk müjdesi olan Batman v Superman: Dawn of Justice, aynı anda çok fazla görevi yerine getirmeyi üstleniyor. Ortaya çıkan filmin kült olduğu aşikar, fakat film pek çok açıdan tökezliyor. Esas önemli kısımları ön plana çıkartıp, detaylardan vazgeçmeyi Zack Snyder pek başaramamış gibi duruyor.

Her şeyden önce oyunculara biraz değinmeli, oyuncu kadrosu ve genel olarak oyunculuklar için tek bir şey söylenebilir: şahane! Oyuncular, hem karakterlerle uyuşmaları hem de performansları bakımından filmin en güçlü yanı. Henry Cavill, Amy Adams, Diane Lane ve Laurence Fishburne zaten Man of Steel’de de gördüğümüz yüzlerdi. Heyecanla Ben Affleck’in, Jesse Eisenberg’in, Gal Gadot’nun, Jeremy Irons’ın ve Jena Coleman’ın nasıl olduğunu merak ediyorduk. Ben Affleck, olabilecek en iyi Batman’lerden biri olmuş, Jeremy Irons’tan da harika bir Alfred çıkmış. Gal Gadot, tam bir Amazon, Jesse Eisenberg ise gelmiş geçmiş en iyi Lex Luther olabilir. İşin ilginç yanı, her biri, özellikle de Jesse Eisenberg, senaryo tarafından potansiyellerini tümüyle kullanamaz hale gelmiş. Eisenberg’in performansı, akla Ledger’ın Joker’ini getirecek kadar iyi, fakat filmde Lex’in babasıyla olan ilişkisine dair ima edilenin dışında, Lex’in motivasyonunu anlamamıza yarayacak ipuçları yok. Film, her anlamda çok kalabalık, o yüzden epik olabilecek ne varsa yarım kalmış vaziyette. Ve bu kalabalıktan oyuncular arasında en fazla muzdarip olan isim Jena Malone olmuş, çünkü Malone’un sahneleri filmden kesildi ve kendisini filmde izleme şansını yakalayamıyoruz.

Batman v Superman: Dawn Of Justice, Marvel’ın Yukarı Çektiği Sinematik Evren Çıtasının Altında

Batman v Superman DC evrenine giriş filmi misyonunu biraz abartılı olarak üstlenmiş durumda. Film üst üste yedirilmiş fragmanlar tadında ilerliyor. Senaryodaki eksiklikler adeta kurgu sırasında yamanmaya çalışılmış. Öte yandan bu misyonun çok büyük bir artısı da olmuş, inanılmaz akıllıca bir biçimde Justice League’in kahramanlarıyla tanıştırıyor Batman v Superman: Dawn of Justice bizi. Bu tanışmadaki tek pürüz ise Ezra Miller’ın Flash’ine alışmanın DC’nin dizi ayağını takip edenlere zor gelecek olması. Barry Allen’ı Grant Gustin’in canlandırmasına alışmış olanlarımız, bunu o kadar kolay sindiremeyeceğiz. DC, Marvel’ın karşısında sinematik evren ve dizi evreninin eş zamanlı olarak farklı ilerleyişi bakımından oldukça dezavantajlı ve çok kısa süreliğine de olsa, bunun sancısı şimdiden hissediliyor.

Film bir “yetişkin” filmi değil: az buçuk kültürel birikimi olan, Freud bilen, hristiyanlık tarihinden haberdar olanlar için filmin şaşırtıcı hiçbir tarafı yok ve özellikle Freudyen klişelerin yoğunluğu çağ dışı ve can sıkıcı bir hal alıyor. Tanrı ve insanın kapışması teması, Superman imgesini ciddi anlamda İsa’laştırmış vaziyette. Filmin Freudyen kısımlarına şu an, spoiler vermemek bakımından girmeyeceğiz. Fakat o kadarına bile varmadan Man of Steel’ı izlemişseniz, Zack Snyder düşünebileceğiniz senaryoyu kafanıza çoktan sokmuş vaziyette diyebiliriz. Bir yandan da Man of Steel’ı izlemeden Batman v Superman: The Dawn of Justice’i izlemeniz çok da tavsiye edebileceğimiz bir şey değil. Ortada çok ilginç bir durum var: eğer ki sinema seven biriyseniz, Zack Snyder’in attığı birkaç adımı aklınız almıyor. Olur da anlayamazsanız diye gereksiz bir biçimde gözünüze gözünüze sokulan detaylar var. Diyelim ki bu hamle, çok daha geniş bir kitleye hitap etmek için yapılmış olsun, o zaman da başka bir sıkıntı söz konusu. Filmi anlayabilmek için, çizgi-roman evrenine o veya bu şekilde hakim olup da Man of Steel’ı izlemiş olmanız şart ve mümkünse Nolan’ın uyarlamalarını da biliyor olmanız lazım. Bunun en bariz örneği de Doomsday, eğer ki Doomsday’i o veya bu şekilde duymamışsanız, sizin için filmdeki varlığı çok bir şey ifade etmeyebilir. Ki Doomsday, filme dahil oluş hikayesi film içerisinde en net olan kahramanlardan biri. Marvel’ın uyarlamalarında kurduğu, hiç bilmeyenin bile rahatlıkla dahil olabildiği, iyi bilenlerinse ince esprilere ulaşabildiği denge Batman v Superman’de pek de kurulamamış.

Espri demişken, filmde zekanızı uyaracak ufak da olsa esprilere yer verilmemiş. Yanlış saymadıysak, 2 tane minik espri var, onlardan bir tanesi de fragmanda lanse edilmiş olan, Batman ve Superman’in aynı anda Wonder Woman’ın kiminle beraber olduğunu çözemedikleri sahne. Elbette, bir çizgi-roman uyarlaması komik unsurları bünyesinde barındırma sorumluluğuna sahip değil, ama en azından filmi gerçekçi kılacak oranda şakaya ihtiyacımız olduğunu hissediyoruz. Çizilen atmosfer o kadar karanlık ve aksiyon seviyesi o denli aralıksızca yüksek ki, normal koşullar altında filme ismini veren ve en önemli mevzu olması gereken Batman ve Superman kapışması, “ters ninja” olma özelliği dahi gösteremiyor, aksiyonun bitmek bilmediği bir sürü sahneden biri haline geliyor. Teknik olarak sahnenin kendisi kısa kabul edilemeyecekken, izleyicide oluşan izlenim sahnenin kısa oluşu. Keza bu sahnenin filmin geri kalanından çok da bir farkı yok, üstelik sahnenin çözümlenmesi aşamasında, kabak tadı verecek kadar yüzeysel bir olay akışı var. Zack Snyder’ın filmin başında ısrarla gözümüze sokmuş olduğu bir detay yüzünden bu akışı öngörememek de mümkün değil. Film boyunca devam eden, Loise Lane’in her yerden gerekli-gereksiz çıkma hali, bu sahnede artık reddedilemeyecek bir görünürlük kazanıyor.

Sürpriz olmayan, ama keşke sürpriz olsa dedirten bir biçimde film tam bir erkek filmi. Wonder Woman şahane bir karakter olarak durumu biraz değiştirmese, bu konuda çok daha ağır laflar etmek de mümkündü. Senaryoda insan manasında “human” yerine, cinsiyet işaret eden “man” kelimesinin seçilmiş olması gibi artık 2016 standartlarında alttan alınmaması gereken bir kayıtsızlık hali söz konusu. Tüm bunlar filmi Marvel’ın çizgi-roman dünyasına dair yükselttiği standartların altında bırakıyor, üstelik Marvel’ın karakterleriyle olan uzun süreli gönül bağımız, bu filmin karakterleriyle, en azından şu an sahip oldukları suratlarıyla yok, o yüzden bu kadar hassas bir konuya böyle damardan girmeye hazır hissedemiyoruz. Evrene yabancılık çekiyoruz. Bu açıdan DC, Marvel’a iki önemli karakterini kapıştırarak rakip olmak yerine, farkında olmadan Mayıs ayında vizyona girecek Civil War’u daha çok sevmemizi sağlayacak koşulları yaratmış olabilir.

Batman v Superman şahane bir oyuncu kadrosuna, muhteşem oyunculuklara, inanılmaz görsel efektlere sahip ve tüm bunlara rağmen vasat bir film. Filmde rahatlıkla 2 veya 3 filmde kullanılabilecek malzeme var ve keşke hepsi iki buçuk saate sığdırılmaya çalışılmasaymış diyerek dışarı çıkıyorsunuz. Batman v Superman: Dawn of Justice, uzun, yoğun ve yorucu bir tecrübe. Filmle alakası olmayan bir talihsizlik de muhtemelen, şu an içinde bulunduğumuz korku ortamının bir benzeriyle, perdede yüzleşmemiz. Salona kafa dağıtmak için girenler, dışarı çok daha dertli çıkabilirler, gerçek düşmanın kim olduğu belirsiz bir terörün ortasında buluyoruz kendimizi filmde de. Yine de filmin yarattığı hayal kırıklıklarının, beklentilerin bu kadar yüksek olmasıyla alakalı olduğunu gözardı etmemek lazım. Hem DC evreninin evrildiği yeri gözlemlemek, hem de görsel bir haz yaşamak için izlenmesi gereken bir film Batman v Superman: Dawn of Justice.

DC Sinematik Evreninin bütünlüklü bir seyre girişinin ilk müjdesi olan Batman v Superman: Dawn of Justice, aynı anda çok fazla görevi yerine getirmeyi üstleniyor. Ortaya çıkan filmin kült olduğu aşikar, fakat film pek çok açıdan tökezliyor. Esas önemli kısımları ön plana çıkartıp, detaylardan vazgeçmeyi Zack Snyder pek başaramamış gibi duruyor. Her şeyden önce oyunculara biraz değinmeli, oyuncu kadrosu ve genel olarak oyunculuklar için tek bir şey söylenebilir: şahane! Oyuncular, hem karakterlerle uyuşmaları hem de performansları bakımından filmin en güçlü yanı. Henry Cavill, Amy Adams, Diane Lane ve Laurence Fishburne zaten Man of Steel'de de gördüğümüz yüzlerdi. Heyecanla Ben Affleck'in, Jesse Eisenberg'in, Gal Gadot'nun, Jeremy Irons'ın ve Jena Coleman'ın nasıl olduğunu merak ediyorduk. Ben Affleck, olabilecek en iyi Batman'lerden biri olmuş, Jeremy Irons'tan da harika bir Alfred çıkmış. Gal Gadot, tam bir Amazon, Jesse Eisenberg ise gelmiş geçmiş en iyi Lex Luther olabilir. İşin ilginç yanı, her biri, özellikle de Jesse Eisenberg, senaryo tarafından potansiyellerini tümüyle kullanamaz hale gelmiş. Eisenberg'in performansı, akla Ledger'ın Joker'ini getirecek kadar iyi, fakat filmde Lex'in babasıyla olan ilişkisine dair ima edilenin dışında, Lex'in motivasyonunu anlamamıza yarayacak ipuçları yok. Film, her anlamda çok kalabalık, o yüzden epik olabilecek ne varsa yarım kalmış vaziyette. Ve bu kalabalıktan oyuncular arasında en fazla muzdarip olan isim Jena Malone olmuş, çünkü Malone'un sahneleri filmden kesildi ve kendisini filmde izleme şansını yakalayamıyoruz. Batman v Superman: Dawn Of Justice, Marvel'ın Yukarı Çektiği Sinematik Evren Çıtasının Altında Batman v Superman DC evrenine giriş filmi misyonunu biraz abartılı olarak üstlenmiş durumda. Film üst üste yedirilmiş fragmanlar tadında ilerliyor. Senaryodaki eksiklikler adeta kurgu sırasında yamanmaya çalışılmış. Öte yandan bu misyonun çok büyük bir artısı da olmuş, inanılmaz akıllıca bir biçimde Justice League'in kahramanlarıyla tanıştırıyor Batman v Superman: Dawn of Justice bizi. Bu tanışmadaki tek pürüz ise Ezra Miller'ın Flash'ine alışmanın DC'nin dizi ayağını takip edenlere zor gelecek olması. Barry Allen'ı Grant Gustin'in canlandırmasına alışmış olanlarımız, bunu o kadar kolay sindiremeyeceğiz. DC, Marvel'ın karşısında sinematik evren ve dizi evreninin eş zamanlı olarak farklı ilerleyişi bakımından oldukça dezavantajlı ve çok kısa süreliğine de olsa, bunun sancısı şimdiden hissediliyor. Film bir "yetişkin" filmi değil: az buçuk kültürel birikimi olan, Freud bilen, hristiyanlık tarihinden haberdar olanlar için filmin şaşırtıcı hiçbir tarafı yok ve özellikle Freudyen klişelerin yoğunluğu çağ dışı ve can sıkıcı bir hal alıyor. Tanrı ve insanın kapışması teması, Superman imgesini ciddi anlamda İsa'laştırmış vaziyette. Filmin Freudyen kısımlarına şu an, spoiler vermemek bakımından girmeyeceğiz. Fakat o kadarına bile varmadan Man of Steel'ı izlemişseniz, Zack Snyder düşünebileceğiniz senaryoyu kafanıza çoktan sokmuş vaziyette diyebiliriz. Bir yandan da Man of Steel'ı izlemeden Batman v Superman: The Dawn of Justice'i izlemeniz çok da tavsiye edebileceğimiz bir şey değil. Ortada çok ilginç bir durum var: eğer ki sinema seven biriyseniz, Zack Snyder'in attığı birkaç adımı aklınız almıyor. Olur da anlayamazsanız diye gereksiz bir biçimde gözünüze gözünüze sokulan detaylar var. Diyelim ki bu hamle, çok daha geniş bir kitleye hitap etmek için yapılmış olsun, o zaman da başka bir sıkıntı söz konusu. Filmi anlayabilmek için, çizgi-roman evrenine o veya bu şekilde hakim olup da Man of Steel'ı izlemiş…

Yazar Puanı

Puan - 49%

49%

Batman v Superman şahane bir oyuncu kadrosuna, muhteşem oyunculuklara, inanılmaz görsel efektlere sahip ve tüm bunlara rağmen vasat bir film.

Kullanıcı Puanları: 2.22 ( 40 votes)
49
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi