Müzikaller Broadway dışında maalesef sinemada hak ettiği değeri elde edemeyen türlerdi. Özellikle son olarak Oscar’da da adından sıkça söz ettiren Sefiller’in müzikal denemesi bu türün yeniden popülerlik kazanarak öne çıkması konusunda umutlarımızı yeşertmeye yetti. 1961 yılında çekilen müzikal uyarlaması, Batı Yakasının Hikayesi (West Side Story) 34. Akademi ödüllerinde 11 dalda aday olup 10’unu kazanmış bol ödüllü bir filmdir. Neredeyse rakiplerine hiç fırsat tanımamış olan bu filmi bu kadar özel kılanın ne olduğunu ise, üzgünüm ama filmi izlemeden anlamak pek mümkün değil.

Beş dakika süren ve ekranda sadece renk değiştiren bir grafik görüntünün üzerine güzel bir müzikle başlayan film, Manhattan yarım adasının kuş bakışı görüntüsüyle devam ediyor. New York’un ne kadar büyük bir metropol olduğunu kanıtlamak istercesine gökdelenlerin üzerinden salınan kamera görüntüleri ilk bakışta Dark Knight’ın New York’la özdeşleşen Gotham City’sini anımsatmadı değil.

Hikaye batı yakasında yaşayan iki düşman genç grubun birbirleriyle olan çatışmalarıyla giriş yapıyor. Jets, yani her birinin ataları farklı ülkelerden göç etmiş ve gerçek Amerikalı olduklarını iddia eden beyazlardan oluşan grup ve Sharks, Porto Riko’dan yeni göç etmiş hem hispanik olmaları hem de ten renkleri sebebiyle istenmeyen diğer grup… Görünüşte kimsenin Amerikan olmadığı ama herkesin üzerinde hak iddia ettiği ülke, Amerika için çıkıyor bütün kavgalar. Kavga ve koşuşturma sahnelerinin müzikal yansıması öyle başarılı ki en sert kavga sahnelerinde bile etrafta hoplayıp zıplayan oyuncular asla eğreti durmuyor.

west_side_story-1

Bernardo, kız kardeşi Maria ve ailesiyle birlikte batı yakasında yaşayan Porto Riko’lu genç bir adamdır, aynı zamanda Sharks grubunun da lideridir. Maria, Bernardo’nun sevgilisi Anita ile ilk dans gecesi için hazırlanmakta ve çok heyecanlıdır. Yalnız dans salonuna Jetsler de gelecektir. Öte yandan Jets grubu Riff ve en yakın arkadaşı Tony tarafından kurulmuş olmasına rağmen, Tony gruptan ayrılmış ve düzgün bir işte çalışmaya başlamıştır. Riff dansın olduğu gece, zar zor Tony’i de gelmesi için ikna eder. Dans salonunun açılış sahnesinde yapılan ışık oyunları ve sonrasındaki dans performansları gerçekten izlemeye değerdir. Salonda Maria ve Tony’nin ilk karşılaşma anları da oldukça özel olarak yansıtılıyor. Yumuşak odaklama tekniğiyle neredeyse mükemmele yakın bir vintage görüntüyle karşılaşmak şaşırtıcı bir deneyim sunuyor. Benzer şekilde otoyolun altındaki kavga sahnesinde de tellerden giderek uzaklaşan ve renk değiştiren görüntü de o döneme göre oldukça üst düzey çalışmalar olarak göze çarpıyor.  Maria ve Tony iki rakip topluluktan oldukları için ne yazık ki aşkları da imkansızdır. Oldukça tanıdık gelen bu aşk hikayesi çıkış noktasını Shakespeare’in Romeo&Juliet’inden alır ve neredeyse hikayeyle aynı parallellikte ilerler.

Maria rolünde ülkemizde Audrey Hepburn, Elizabeth Taylor ya da Katharine Hepburn kadar tanınmayan Natalie Wood yer alıyor. 25 yaşına girmeden 3 kez Oscar’a aday gösterilmiş Rus kökenli başarılı oyuncu, filmde aksanlı İngilizcesiyle de meleksi güzel Maria rolünün hakkını sonuna dek veriyor. Tony için ilk başta yönetmenler tarafından düşünülen isim Elvis Presley olmasına rağmen, Richard Beymer en isabetli tercih olduğunu kanıtlıyor. Broadway kökenli Jerome Robbins koregrafiyi yönetirken, Hollywood’un dönemin tanınmış isimlerinden, Citizen Kane’in editörlüğünü de yapmış olan Robert Wise da filmi yönetiyor. Böylece bir müzikal film için gerekli olan iki esans bir araya getirilmiş oluyor.

Özellikle Anita ve Bernardo’nun arkadaşlarıyla birlikte çatı katında sergiledikleri performans filmin en dikkate değer sahnelerinden biridir. Anita Amerika’yı ve oradaki yaşam tarzını överken, Bernardo’da Amerikalılar ve yabancılar arasındaki farkları açığa çıkarır. Aşağıdaki sahneyi izlemenizi öneririm:

[youtube video_id=”Qy6wo2wpT2k” width=”600″ height=”350″]

Başlarda Katolik bir erkekle Yahudi bir kızın aşkını anlatmak üzere sahnelenmesi planlanan hikaye, 1940’lı ve 50’li yıllarda New York’a göç eden Porto Rikoluların sayısındaki artış sebebiyle değiştirildi. Çekimleri 6 ay süren filmin sadece ses miksajı ve düzenlemeleri 7 ay sürdü. West Side Story kitabının yazarı Arthur Laurents’ın da dediği gibi “içinde aşk, cinayet, şiddet, tecavüze yeltenme ve ön yargı barındıran geleneksel bir müzikal” izlemek isterseniz mutlaka Batı Yakasının Hikayesi’ni izlemelisiniz.

Keyifli seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi