İspanyol siyasi tarihi politik, etnik ve kültürel çatışmalarla beslenmiş bir tarihtir. Kurulduğu yıllardan bugüne dek yaşanan olaylar, bölünmeler ve politik geçiştirmeler İspanya’nın halen kendi tarihiyle tam anlamıyla yüzleşememesi sonucunu doğurmuştur. Bu yönüyle ülkemiz siyasi tarihiyle de büyük benzerlikler taşıyan İspanya, bugün 17 özerk topluluk ve 2 özerk şehirden oluşan yapısıyla gergin bir ipin üzerinde yürümeye çalışan cambaz izlenimi vermektedir. Bu özerk topluluklar arasında öne çıkan üç bölge; Katalonya, Bask ve Endülüs, hem kültürel hem de siyasi anlamda İspanyol Sineması’nı da sürekli beslemiştir. İspanyol İç Savaşı, diktatör general Franco dönemi ve ETA’nın İspanyol siyasi tarihi üzerinde yarattığı etkiler, İspanyol Sineması’nın da temel besin kaynaklarından biri olmuştur. Tüm bu siyasi tarihi şekillendiren olayların arka planında ise yine tek bir sebep vardır: Ekonomi. Ülkenin kuzeyi ve güneyi arasındaki ekonomik uçurum, çatışmanın ana merkezini oluşturur. Güney, Kuzey’i beslemesine rağmen hor görülür, yok sayılır. (İspanya’nın kuzey-güney ayrımını Türkiye’nin doğu-batı ayrımı olarak okuyabiliriz.) Bu yüzden Güney’i anlatan her hikaye daha karanlık ama sahicidir. Kendi içinde başlattığı yüzleşmeyi bütüne yaydığı için de gerçekçidir.

İspanyol yönetmen Alberto Rodriguez, Unit 7 isimli filminin hikayesini doğup büyüdüğü Sevilla şehri üzerinde kurarak, kendi tarihiyle yüzleşmeye giriştiği bir kent gerilimi yaratmıştı. Aradan geçen iki yılın ardından, bu kez kamerasını daha da güneyde yer alan Endülüs bataklıklarına çeviren Rodriguez, Bataklık (Marshland – La Isla Minima) isimli son filmiyle, önceki filminde yarattığı gerilimi kentten kırsal bölgeye aktarıyor. Yılın en iyi İspanyol filmi olarak lanse edilen Bataklık; San Sebastian Film Festivali’nde büyük beğeniyle karşılanmış ve En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Sinematografi ödüllerini kazanarak ismini duyurmuştu. İspanya’nın Oscar’ı olarak bilinen 2015 Goya ödüllerinde ise En İyi Film, En İyi Yönetmen dahil en büyük beş ödüle layık görülerek beklenti seviyelerimizi iyice yükseltmişti. 34. İstanbul Film Festivali vesilesiyle izleme fırsatı yakaladığımız film, aldığı her övgüyü sonuna dek hak ediyor.

Bataklık; filmin hikayesinin geçeceği toprakları, incelikle dizayn edilmiş tepe açılarından yakalanan göz kamaştırıcı güzellikteki görüntülerle tanıtıyor. Alberto Rodriguez, filmin girişi niteliğindeki bu açılış sahnesiyle enfes bir sinematografinin bizleri beklediği sinyalini verirken, sinemanın ne denli mucizevi olduğunu da düşündürtüyor. Yıl 1980… İspanya’nın diktatörlükten demokrasiye geçiş sıkıntıları yaşadığı yıllar. Birbiriyle ideolojik anlamda zıt düşüncelere sahip olan iki polis, Juan (Javier Gutierrez) ve çaylak Pedro (Raul Arevalo), yerel bir tatil sonrası gizemli bir biçimde kaybolan iki kız kardeşin kayboluşlarını araştırmak amacıyla, Madrid’den İspanya’nın en güney bölgesinde yer alan bataklık bir bölgeye geliyorlar. Kendi geçmişine saplanıp kaldığı için etrafını çeviren bataklıkla özdeşleşen bölge halkının –iki polisin kaldığı otel odasının duvarında asılı olan Hitler ve Franco fotoğrafları da yerleşik bir muhafazakar yapının göstergesi olarak okunabilir- Juan ve Pedro’ya karşı olan muhafazakar yaklaşımları, soruşturma sürecinin ilerlemesini çoğu zaman zorlaştırıyor.

Juan ve Pedro, ilk olarak, kaybolan kızların şüphe uyandırıcı babası Rodrigo ve annesi Rocio ile görüşme yapar. Bu görüşme esnasında Rocio onlara, sobanın içinde bulduğu belli kısımları yanmış bir fotoğraf negatifi verir. İki kız kardeş bu negatifte yarı çıplak gözükmektedir. Daha sonra, iki kız kardeşin cesetleri nehrin kenarında bulunur. İşkenceye maruz kalmış kardeşlerin vücutlarında birçok yara izi, morluklar vardır; üstelik tecavüze de uğramışlardır. Kasaba halkının Juan ve Pedro’ya karşı olan güvensiz tutumları, onları kendini kasaba halkından izole etmiş Jesus’tan yardım istemeye yöneltir. ( Bu genç adamın ismi film boyunca birçok kere karşımıza çıkan dini göndermelerin en net olanlarından biridir.) Alkollü bir biçimde ve elinde tüfekle polislerin kaldığı otele gelen başka bir genç adam, onlara kendi kız arkadaşının da benzer bir biçimde öldürüldüğünü ve bu ölümler artmadan adaletin yerini bulmasını istediğini anlatır. Böylece Juan ve Pedro tek değil, seri bir cinayet vakasıyla karşı karşıya olduklarını anlarlar. Nehir yolu üzerinden dönen bir uyuşturucu kaçakçılığı durumunun da olaylara eklemlenmesi, iki polisin kafasını iyice karıştırmaya başlayacaktır.

Tüm bu karmaşık ve ürkütücü seri cinayetlerin yarattığı gerilim ve iki polisin birbirine oldukça zıt olan soruşturma yöntemleri –Juan daha eski yöntemlerle şiddete yönelip şüphelileri konuşturmaya çalışırken, Pedro soruşturma ve şüphelilerle ilgili her bir ayrıntıya titizlikle yaklaşmaya çalışıyor- sonucu ortaya çıkan şeyler, her iki polisi hem birbirleriyle hem de kendileriyle ilgili yüzleşmelere davet ediyor. Özellikle Juan’ın kendi vicdanında büyük bir yük taşımasına sebep olan geçmişinden gelen bir olay -film boyunca değişik biçimlerde karşısına çıkan ve onunla göz göze gelerek bu vicdani sorgulamalarını arttırmasına sebebiyet veren kuş türlerini de düşünecek olursak, filmin sonunda onun avuçlarına bırakılan eylem kararının, kendi vicdan sınavı olduğu çok açıktır- ve kendisiyle verdiği iç savaş; Pedro’nun, pimi çekilmiş bir bomba gibi, her an açığa çıkması muhtemel şiddet eğilimi, Bataklık filminin gerilimsel atmosferini iyice yükseltiyor.

Davanın sonlarına doğru aslında birbirlerine ne kadar çok benzediklerine şahit olduğumuz Juan ve Pedro’nun bu benzerlikleri, filmde sıklıkla karşımıza çıkan ayna imgesiyle de desteklenmiştir. Birbirinin Ying ve Yang’ı olan iki karakter; İspanya’nın ideolojik geçmişinin, politik ve kültürel gerçekliğinin bir yansımasıdır. Bataklık’ın alt metninde yer alan politik gerçekliğin yarattığı gerilimi bir seri cinayet hikayesi üzerinden anlatan Rodriguez’in senaryosunda yer alan her şey –adeta- ince ince düşünülerek işlenmiştir. Filmin senaryosuna eklemlenen ekonomi temelli çıkar ilişkileri, düşük ücretler sebebiyle greve gitmeye çalışan işçiler; Bataklık filminin aslında bir geçmişle yüzleşme hikayesi olduğunu göstermektedir.

Kara film geleneğinden gelen ışıklandırma tekniğinin varlığını sıklıkla görebileceğimiz Bataklık; incelikle düşünülmüş kamera açıları ve üzerine sayfalarca analizler yapılabilecek, Alex Catalan’ın sinematografisiyle şiirsel bir film diline sahip. Dini metaforlardan, politik göndermelere; her bir sahnesinde yer alan en ufak ayrıntının dahi boşuna olmadığı bir film. Tüm bu muazzam teknik işçiliğin yanına bir de Javier Gutierrez’in şapka çıkarılacak oyunculuğu eklenince, Bataklık gerçekten tadından yenmez bir görsel şölene dönüşüyor. Filmin gerilimsel atmosferini yaratan tüm bu ince detaylara bir de özenle seçilmiş müzikler dahil oluyor.

 Bataklık, ele aldığı sosyal ve politik yüzleşme meselesini sinema sanatının tüm olanaklarını başarıyla harmanlayarak anlatıyor. Kendi politik ve bölgesel tarihimizle ilgili de birçok benzerlik bulabileceğimiz Bataklık, kesinlikle son yılların en iyi filmlerinden biri. 34. İstanbul Film Festivali vesilesiyle ayağımıza kadar gelmişken kaçırmayın derim!

 

İspanyol siyasi tarihi politik, etnik ve kültürel çatışmalarla beslenmiş bir tarihtir. Kurulduğu yıllardan bugüne dek yaşanan olaylar, bölünmeler ve politik geçiştirmeler İspanya’nın halen kendi tarihiyle tam anlamıyla yüzleşememesi sonucunu doğurmuştur. Bu yönüyle ülkemiz siyasi tarihiyle de büyük benzerlikler taşıyan İspanya, bugün 17 özerk topluluk ve 2 özerk şehirden oluşan yapısıyla gergin bir ipin üzerinde yürümeye çalışan cambaz izlenimi vermektedir. Bu özerk topluluklar arasında öne çıkan üç bölge; Katalonya, Bask ve Endülüs, hem kültürel hem de siyasi anlamda İspanyol Sineması’nı da sürekli beslemiştir. İspanyol İç Savaşı, diktatör general Franco dönemi ve ETA’nın İspanyol siyasi tarihi üzerinde yarattığı etkiler, İspanyol Sineması’nın da temel besin kaynaklarından biri olmuştur. Tüm bu siyasi tarihi şekillendiren olayların arka planında ise yine tek bir sebep vardır: Ekonomi. Ülkenin kuzeyi ve güneyi arasındaki ekonomik uçurum, çatışmanın ana merkezini oluşturur. Güney, Kuzey’i beslemesine rağmen hor görülür, yok sayılır. (İspanya’nın kuzey-güney ayrımını Türkiye’nin doğu-batı ayrımı olarak okuyabiliriz.) Bu yüzden Güney’i anlatan her hikaye daha karanlık ama sahicidir. Kendi içinde başlattığı yüzleşmeyi bütüne yaydığı için de gerçekçidir. İspanyol yönetmen Alberto Rodriguez, Unit 7 isimli filminin hikayesini doğup büyüdüğü Sevilla şehri üzerinde kurarak, kendi tarihiyle yüzleşmeye giriştiği bir kent gerilimi yaratmıştı. Aradan geçen iki yılın ardından, bu kez kamerasını daha da güneyde yer alan Endülüs bataklıklarına çeviren Rodriguez, Bataklık (Marshland – La Isla Minima) isimli son filmiyle, önceki filminde yarattığı gerilimi kentten kırsal bölgeye aktarıyor. Yılın en iyi İspanyol filmi olarak lanse edilen Bataklık; San Sebastian Film Festivali’nde büyük beğeniyle karşılanmış ve En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Sinematografi ödüllerini kazanarak ismini duyurmuştu. İspanya’nın Oscar’ı olarak bilinen 2015 Goya ödüllerinde ise En İyi Film, En İyi Yönetmen dahil en büyük beş ödüle layık görülerek beklenti seviyelerimizi iyice yükseltmişti. 34. İstanbul Film Festivali vesilesiyle izleme fırsatı yakaladığımız film, aldığı her övgüyü sonuna dek hak ediyor. Bataklık; filmin hikayesinin geçeceği toprakları, incelikle dizayn edilmiş tepe açılarından yakalanan göz kamaştırıcı güzellikteki görüntülerle tanıtıyor. Alberto Rodriguez, filmin girişi niteliğindeki bu açılış sahnesiyle enfes bir sinematografinin bizleri beklediği sinyalini verirken, sinemanın ne denli mucizevi olduğunu da düşündürtüyor. Yıl 1980… İspanya’nın diktatörlükten demokrasiye geçiş sıkıntıları yaşadığı yıllar. Birbiriyle ideolojik anlamda zıt düşüncelere sahip olan iki polis, Juan (Javier Gutierrez) ve çaylak Pedro (Raul Arevalo), yerel bir tatil sonrası gizemli bir biçimde kaybolan iki kız kardeşin kayboluşlarını araştırmak amacıyla, Madrid’den İspanya’nın en güney bölgesinde yer alan bataklık bir bölgeye geliyorlar. Kendi geçmişine saplanıp kaldığı için etrafını çeviren bataklıkla özdeşleşen bölge halkının –iki polisin kaldığı otel odasının duvarında asılı olan Hitler ve Franco fotoğrafları da yerleşik bir muhafazakar yapının göstergesi olarak okunabilir- Juan ve Pedro’ya karşı olan muhafazakar yaklaşımları, soruşturma sürecinin ilerlemesini çoğu zaman zorlaştırıyor. Juan ve Pedro, ilk olarak, kaybolan kızların şüphe uyandırıcı babası Rodrigo ve annesi Rocio ile görüşme yapar. Bu görüşme esnasında Rocio onlara, sobanın içinde bulduğu belli kısımları yanmış bir fotoğraf negatifi verir. İki kız kardeş bu negatifte yarı çıplak gözükmektedir. Daha sonra, iki kız kardeşin cesetleri nehrin kenarında bulunur. İşkenceye maruz kalmış kardeşlerin vücutlarında birçok yara izi, morluklar vardır; üstelik tecavüze de uğramışlardır. Kasaba halkının Juan ve Pedro’ya karşı olan güvensiz tutumları, onları kendini kasaba…

Yazar Puanı

Puan - 93%

93%

Kendi politik ve bölgesel tarihimizle ilgili de birçok benzerlik bulabileceğimiz Bataklık, kesinlikle son yılların en iyi filmlerinden biri!

Kullanıcı Puanları: 3.26 ( 4 votes)
93
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi