Her ne kadar filmleri tür ya da janr adı altında kategorize etme düşüncesine karşı çıkmaya çalışsam da, belirli yapısal ve içeriksel özelliklere sahip filmlerin bu ‘tür’ çatısı altında değerlendirilmesinin, o filmlerin taşıdığı anlamı ve değeri daha fazla arttıracağı kanaatindeyim. Bu sebeple, Can Evrenol imzalı Baskın: Karabasan filmini ait olduğu korku ve fantastik sinema türü altında değerlendirmeye çalışacağımı en baştan belirtmek isterim. Yine baştan belirtmekte yarar var; ülkemizde kanayan bir yara haline gelmiş korku sineması yapamama hali (Taylan Kardeşler’i saymazsak) daha doğrusu korkunun doğaüstü güçlere ve dini inançlara atfedilerek yapılma geleneği Baskın’la birlikte milat niteliğinde bir çöküş yaşıyor. Özetle; Baskın bize cinlerden, perilerden oldukça uzak bir kişisel zihin hapishanesi atmosferi sunarak korku alegorisi yaratmaya çalışıyor. Peki tüm bunları ne kadar yapabiliyor, bu kısımları yazının ilerleyen bölümlerinde ele almaya çalışacağım.

Filmle ilgili bilgilere geçmeden önce biraz Can Evrenol’dan ve yaptığı işlerden de bahsetmek gerek diye düşünüyorum. İngiltere’de sinema ve sanat tarihi okuyan Evrenol daha sonra Amerika’nın prestijli sinema eğitimi kurumlarından biri olan New York Film Academy’de İngiltere’de almış olduğu teorik bilgiyi pratiğe dönüştürme imkanı kazanıyor. Sıfır bütçeyle yazıp yönettiği ilk korku-fantastik türü kısa filmleriyle SITGES, Fantastic Fest, Fantasia, Fright Fest gibi birbirinden değerli festivallerde önemli isimlerin dikkatlerini çekmeyi başarıyor. Aslında Can Evrenol’un tüm bu kısa filmleri ilk uzun metrajı Baskın’ı daha iyi anlamlandırabilmemizi sağlıyor diyebiliriz. Bu sebeple Baskın’ı izlemeden önce yönetmenin bu kısa filmlerini (özellikle To My Mother and Father ve The Chest) mutlaka izleyin derim.

2013 yılındaki son kısa filmi Baskın’ın geliştirilerek uzun metraja aktarılmış hali (remake de diyebiliriz) olan Baskın: Karabasan’ı; Evrenol’un beslendiği korku-fantastik kültürünü yerel bir hikaye üzerinden evrensel dokunuşlarla anlatma çabası olarak görebiliriz. Evrensel dokunuşlar derken; sinematografik anlamda imajları, renkleri ve ışığıyla bir sanat filmi (arthouse) atmosferi yaratmaya gayret eden Evrenol, korku-fantastik türü geleneğinden gelen birçok önemli filme göndermeler de yapıyor. Daha doğrusu birçok filmde kullanılmış ve türün aşıklarını heyecanlandıracak göstergeleri Baskın’ın içinde yeniden kurarak yerel ile evrensel olanı harmanlıyor. Baskın’ın, özellikle bu stilistik yapısından dolayı Dünya prömiyerini gerçekleştirdiği Toronto Film Festivali’nin ‘Midnight Madness’ bölümünde büyük bir ilgiyle karşılandığını ve büyük beğeni topladığını belirtebiliriz. Bol kanlı, vahşet içeren yani korku sineması geleneğinde ‘gore’ diye adlandırdığımız sahnelerle doğaüstü ögeleri dozajında kullanmaya çalışan Baskın’ın bu yönden Clive Barker’ın 1987 yapımı Hellraiser filmiyle yakın akrabalık bağları olduğu aşikar. Clive Barker’ın korku edebiyatı eserlerinde yer alan birçok ögeyle de referanslar kuran Baskın’ın sadece Hellraiser değil; Yeni Fransız Aşırılığı filmleri (Alexandre Aja’nın 2003 yapımı High Tension filmiyle arasında psikolojik bağlantılar kurmak çok güç değil.), istismar filmleri, bir büyü malzemesi olarak kurbağa kullanma mantığında 1972 yapımı Frogs ve oldukça bariz bir biçimde Tobe Hooper’ın 1974 yapımı harikası The Texas Chain Saw Massacre ile de referans bağlantıları kurduğunu belirtmek gerek.

Filmin konusundan kısaca bahsetmem gerekirse; daha sonra çaylak bir polis olduğunu öğreneceğimiz Arda’yı henüz küçük bir çocukken onu uykusundan uyandıran bir rüya ve anne ve babasının odasından gelen inleme sesleriyle karşılıyoruz. Aslında henüz filmin en başında, çocukluğuna indiğimiz Arda’nın (Freudyen okumalara oldukça açık) kabuslarına yapacağımız yolculuğun ilk sinyallerini veriyor Evrenol. Daha sonra derme çatma bir yol kenarı lokantasında 5 polis memuru ile karşılıyoruz. Bu yemek sahnesinde bolca küfürlü diyalog kullanan Evrenol’un polisler üzerinden erkeklik meselesine eleştirel bir bakış yönelttiği aşikar. Filmin ilerleyen bölümlerinde sıklıkla geri döneceğimiz bu sahneyi bir kenara koyup devriye araçlarına binen polis memurları, bu esnada gelen bir yardım çağrısı üzerine gittikleri terk edilmiş tarihi bir Osmanlı karakolunda cehennemin içine düşüyorlar. Elbette bundan sonrasını anlatmak filmle ilgili sürpriz gelişmeleri bozmamız anlamına gelecektir.

Baskın: Karabasan ya da Kişisel Cehennem Zindanlarına Giriş

Evrenol’un eski Osmanlı karakolunun en dibinde yarattığı cehennem atmosferini Dante’nin İlahi Komedyası’ndaki Inferno (Cehennem) bölümünü anımsatacak ve Caravaggio’nun korku ve ölüm temalı resimlerinden de çağrışımlar yaptıracak biçimde yaratmış olması Baskın’ın sanat yönetimindeki titizliği de ortaya koyuyor. Bu yeraltı katındaki Baba ve bu babanın çocukları imgesinin de oldukça manidar göndermelere açık olduğunu belirtebiliriz. Belirttiğim gibi özellikle bu bölümdeki kostüm, makyaj ve sanat tasarımı oldukça evrensel ve üst düzeyde kullanılmış. Yine maviden kırmızıya uzanan renk paletleriyle filmin sinematografik atmosferini canlı tutan Evrenol’un bu cehennem tasvirinin hiç de plastik durmadığını belirtmek gerek. Ses kurgusu ve ses efektleri üzerine de titizlikle çalışıldığı açık olan Baskın’ın underground kültürünü canlı biçimde yansıtan film müziklerini de oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Fakat bu noktada küçük bir eleştiri de yapmam gerek; müziğin oldukça baskın olduğu birkaç sahnenin bana klip estetiğini çağrıştırdığını ve bu sebeple yer yer filmden koptuğumu söyleyebilirim. Özellikle filmin son yarım saatlik dilimine tekabül eden bu sahnelerin filmin ilk bir saatindeki sinematografik yapısını kesintiye uğrattığını düşünüyorum. Bir de, yine bu son yarım saatlik dilimde yer alan kimi diyalogların oldukça didaktik ve teatral kaldığını ve bu diyalogların da seyirci ile film arasında yer yer kopukluklar yaşatacağını belirtebilirim. Fakat Baskın bir ilk filme ve korku türüne göre eksikleri çok az olan bir film. Bu anlamda Can Evrenol’un gelecek işlerini merakla beklememek elde değil.

Baskın’ın esas anlamının alt metninde ve kurduğu alegoride yattığından bahsetmiştim. Bu noktayı açmakta yarar var. Çoğunluğu oluşturan standart korku filmleri vahşet ve şiddet unsurlarını bolca kullanmayı ve filmin içindeki karakterleri tek tek öldürmeyi yeğler. Fakat sinema tarihinde iz bırakmış ve kült haline gelmiş korku filmlerine baktığımızda bu filmlerin sosyolojik, psikolojik alt metinlerinin oldukça dolu olduğunu ve değerli mesajlar taşıdığını görebiliriz. Baskın, bir gün kült bir mertebeye erişir mi bilinmez ama sosyolojik ve psikolojik alt metniyle de Türkiye Korku Sineması’nda çok değerli bir kırılma noktası yarattığı gerçek. Baskın; özellikle 2013 yılındaki Gezi Parkı Protestoları’nda ultra seviyelere çıkan polis şiddetinin kaynağına, bir polisin zihninde yarattığı hapishaneler ve cehennem olgusu üzerinden bakmaya çalışıyor. Bu anlamda, son zamanlarda iyice artan polis şiddetini bir polisin kişisel korkuları, kabusları, zihninde bastırdığı olgular ile vermeyi tercih ediyor. Evrenol’un polis şiddetinin özünde yatan gerçekleri bastırılmışın peşinde arayarak sürreal ögeler, rüyalar ve semboller ile yarattığı karanlık cehennem tasvirini kişisel bir zindan olarak okuyabilmek mümkün. Bu kişisel cehennemde karşımıza çıkan otorite figürü Baba ve onun yeraltındaki –yeraltını bastırılmış olan bilinçaltı diye de okuyabiliriz- tarikatı ise en muhafazakarından bugünkü acımasız şiddet düzenin bir temsili. Bu şekilde bir alegorik anlatımı tercih ederek önemli eleştirel söylemler de ortaya koyan Can Evrenol’un Baskın’ı, korku sinemamızda bir milat olmayı fazlasıyla hak ediyor.

Her ne kadar filmleri tür ya da janr adı altında kategorize etme düşüncesine karşı çıkmaya çalışsam da, belirli yapısal ve içeriksel özelliklere sahip filmlerin bu ‘tür’ çatısı altında değerlendirilmesinin, o filmlerin taşıdığı anlamı ve değeri daha fazla arttıracağı kanaatindeyim. Bu sebeple, Can Evrenol imzalı Baskın: Karabasan filmini ait olduğu korku ve fantastik sinema türü altında değerlendirmeye çalışacağımı en baştan belirtmek isterim. Yine baştan belirtmekte yarar var; ülkemizde kanayan bir yara haline gelmiş korku sineması yapamama hali (Taylan Kardeşler’i saymazsak) daha doğrusu korkunun doğaüstü güçlere ve dini inançlara atfedilerek yapılma geleneği Baskın’la birlikte milat niteliğinde bir çöküş yaşıyor. Özetle; Baskın bize cinlerden, perilerden oldukça uzak bir kişisel zihin hapishanesi atmosferi sunarak korku alegorisi yaratmaya çalışıyor. Peki tüm bunları ne kadar yapabiliyor, bu kısımları yazının ilerleyen bölümlerinde ele almaya çalışacağım. Filmle ilgili bilgilere geçmeden önce biraz Can Evrenol’dan ve yaptığı işlerden de bahsetmek gerek diye düşünüyorum. İngiltere’de sinema ve sanat tarihi okuyan Evrenol daha sonra Amerika’nın prestijli sinema eğitimi kurumlarından biri olan New York Film Academy’de İngiltere’de almış olduğu teorik bilgiyi pratiğe dönüştürme imkanı kazanıyor. Sıfır bütçeyle yazıp yönettiği ilk korku-fantastik türü kısa filmleriyle SITGES, Fantastic Fest, Fantasia, Fright Fest gibi birbirinden değerli festivallerde önemli isimlerin dikkatlerini çekmeyi başarıyor. Aslında Can Evrenol’un tüm bu kısa filmleri ilk uzun metrajı Baskın’ı daha iyi anlamlandırabilmemizi sağlıyor diyebiliriz. Bu sebeple Baskın’ı izlemeden önce yönetmenin bu kısa filmlerini (özellikle To My Mother and Father ve The Chest) mutlaka izleyin derim. 2013 yılındaki son kısa filmi Baskın’ın geliştirilerek uzun metraja aktarılmış hali (remake de diyebiliriz) olan Baskın: Karabasan’ı; Evrenol’un beslendiği korku-fantastik kültürünü yerel bir hikaye üzerinden evrensel dokunuşlarla anlatma çabası olarak görebiliriz. Evrensel dokunuşlar derken; sinematografik anlamda imajları, renkleri ve ışığıyla bir sanat filmi (arthouse) atmosferi yaratmaya gayret eden Evrenol, korku-fantastik türü geleneğinden gelen birçok önemli filme göndermeler de yapıyor. Daha doğrusu birçok filmde kullanılmış ve türün aşıklarını heyecanlandıracak göstergeleri Baskın’ın içinde yeniden kurarak yerel ile evrensel olanı harmanlıyor. Baskın’ın, özellikle bu stilistik yapısından dolayı Dünya prömiyerini gerçekleştirdiği Toronto Film Festivali’nin ‘Midnight Madness’ bölümünde büyük bir ilgiyle karşılandığını ve büyük beğeni topladığını belirtebiliriz. Bol kanlı, vahşet içeren yani korku sineması geleneğinde ‘gore’ diye adlandırdığımız sahnelerle doğaüstü ögeleri dozajında kullanmaya çalışan Baskın’ın bu yönden Clive Barker’ın 1987 yapımı Hellraiser filmiyle yakın akrabalık bağları olduğu aşikar. Clive Barker’ın korku edebiyatı eserlerinde yer alan birçok ögeyle de referanslar kuran Baskın’ın sadece Hellraiser değil; Yeni Fransız Aşırılığı filmleri (Alexandre Aja’nın 2003 yapımı High Tension filmiyle arasında psikolojik bağlantılar kurmak çok güç değil.), istismar filmleri, bir büyü malzemesi olarak kurbağa kullanma mantığında 1972 yapımı Frogs ve oldukça bariz bir biçimde Tobe Hooper’ın 1974 yapımı harikası The Texas Chain Saw Massacre ile de referans bağlantıları kurduğunu belirtmek gerek. Filmin konusundan kısaca bahsetmem gerekirse; daha sonra çaylak bir polis olduğunu öğreneceğimiz Arda’yı henüz küçük bir çocukken onu uykusundan uyandıran bir rüya ve anne ve babasının odasından gelen inleme sesleriyle karşılıyoruz. Aslında henüz filmin en başında, çocukluğuna indiğimiz Arda’nın (Freudyen okumalara oldukça açık) kabuslarına yapacağımız yolculuğun ilk sinyallerini veriyor Evrenol. Daha sonra derme çatma bir yol kenarı lokantasında 5 polis memuru ile karşılıyoruz. Bu yemek…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

75

Baskın, bir gün kült bir mertebeye erişir mi bilinmez ama sosyolojik ve psikolojik alt metniyle de Türkiye Korku Sineması’nda çok değerli bir kırılma noktası yarattığı gerçek.

Kullanıcı Puanları: 2.6 ( 14 votes)
75
  • Neşe Selimoğlu

    Neden Türk Korku Sineması yerine Türkiye Korku Sineması dediğiniz merak ediyorum. İngiltere, Fransa, Amerika ya da Yunanistan Korku Sineması diye de bir kavram var mıdır? Ben hiç duymadım. İngiliz Korku Sineması, Fransız Korku Sineması, Amerikan Korku Sineması, Yunan Korku Sineması vardır. Aynı bunun gibi bir de Türk Korku Sineması vardır. Yoksa bu sapıkça ve kimliğini, kişiliğini, benliğini unutmuşcasına ifadeleri silah zoruyla mı sarf ettiriyorlar size?

    • Evren

      Eleştiride özellikle mi Türkiye korku sinaması yazılmış bilemiyorum ama yorumunuzu doğru ya da yanlış çok beğendim. 🙂

  • abdullah

    hayatımda ızledıgım en sacma fılm gercekten hıc bır konusutu neredeyse komedı yaa

  • Sultan

    Yani bu film için kesinlikle hoş bir şeyler söyleyemem.. İğrençti… Sapıklığı konu almış zavallı bir yapım. Paranıza yazık sakın adım dahi atmayın….

  • seyrettiğim en kötü film sıralamasında uzak ara 1 numara oldu. Ve geçebilecek başka bir film olma ihtimali yok. 90 dk siyah ekran seyredeydim de bu filmi seyretmeyeydim

  • bLush

    film tam bir pr başarısı. insanları inanılmaz şartlandırdılar. her sinema sitesinde, her sinema blogunda film inanılmaz pompalandı. sosyal medyayı saymıyorum bile. ama vizyonda gördük ki kocaman bir hiç! gerçekten zaman kaybı… tamam yönetmenin ikili ilişkileri kuvvetli sağda solda çok tanıdığı var. anladık!! ama insan film hakkında hiç iki laf olumsuz bişi söylemez mi? nedir bu çekinceniz? efendim aslında görüntü, yaratılan atmosfer teknik olarak tamam ama senaryo sınıfta kalmış mış mış… efendiler film koca bir hiç! görüntüsü, senaryosu, oyuncuları… dalga geçilen dabbe bile ilk filminde izleyiciden bu kadar olumsuz geri dönüş almadı. ama çok bilmiş elit sinemacılar ve kendini sinema yazarı sanan bloggerlar dabbe serisiyle dalga geçtiler. dabber serisinin hatta cinli filmlerin en kötüsünü bile bu saçma filme tercih ederim.

  • selen

    Türk polisini kötülemek amaçlı başka bir şey değil o filmi çekerken harcadığınız parayi keşke daha sağlam eğitim alabileceğiniz bir yere harcayın!

  • dilara

    sitenizin ve yorumlarınızın her zaman çok başarılı olduğunu düşünmüşümdür ama şu filme güzel diyen insan hayatında korku filmi izlememiş demektir. Düşük bütçeli basit bir filmden başka birşey değil emeğe saygı demiyorum çünkü ortada emek yok.İlk zamanlar hep cinli filmler yaptığı için eleştirdiğim hasan karacadağ gözümde şuan on numara o kadar söyliyim. 3. sınıf amerikan korku filmlerini andırıyo tövbe yani bidaha türk yapımı korku filmine asla gitmiycem zaman kaybı

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi