Woody Allen, filmleri hikâyelerinden ziyade seçtiği arka planlarla besler. Filmografisi; Manhattan, Paris, Roma vb. çok sayıda şehirden ilham alarak çekmiş olduğu filmlerle doludur. Her şehrin kendine özgü bir ruha sahip olduğuna inanır ve gidip görmemiş insanlara bile, filmleriyle bu ruhu yansıtabilir.

Bazı aşklar, bazı şehirlere özgüdür çünkü bazı insanlar, sadece bazı şehirlerde büyür. Her bir köşesi sanat kokan Barselona şehrinde yetişmiş, iki ressam Juan Antonio ve Maria Elena geçmişte uzun yıllar evli kalmış ve sonunda çok şiddetli bir şekilde ayrılmışlardır. Herkes onların gerçekte birbirlerini ne kadar sevseler de bir türlü anlaşamadıklarından bahsetmektedir. Halkın dilinde adeta bir efsaneye dönüşmüştür Juan Antonio ve Maria Elena’nın aşkı. Juan Antonio, ayrılığın ardından hayatına devam edebilmek için çareyi başka kadınlarda aramaya başlar. Diğer yandan Maria Elena ise ağır bir bunalım dönemi geçirmektedir. İşte Vicky ve Cristina tam da bu zamanda Barselona’ya turist olarak gelmişlerdir. Bir resim sergisinin ardından, yedikleri yemek esnasında serginin sahibi olan Juan Antonio ile tanışırlar. Juan Antonio’nun bu iki kızı bir haftasonu tatiline davet etmesinden sonra, hiçbirinin hayatı önceden planladıkları gibi gitmeyecektir.

vicky-cristina-barcelona1a

“Aşk” kavramını analiz ediyor film. Tek bir tanımla ifade edilemeyen aşktan herkesin beklentisi farklı. Kimi huzur ve mutluluğu ön planda tutarken; kimi tutku ve şehveti arıyor. Oysa Woody Allen’a göre aşk; hepsinin bir arada bulunması durumu. Bu sebeple filmde kurulan ilişkilerin hiçbiri olması gerektiği gibi yürümüyor.

Vicky, Cristina ve Maria Elena birbirlerinden tamamen farklı 3 kadın. Hepsinin aynı adama âşık olması, hepsini aynı kişi yapmaya yetmiyor. Hayattan beklentileri çok farklı olan bu 3 kadın; hayal kırıklıklarını da çok farklı şekillerde yaşıyorlar. Hatalar, pişmanlıklar, kıskançlıklar, ayrılıklar, affedişler, gidişler, dönüşler derken; sonunda “mutlu olmamak” ile “mutsuz olmak” arasındaki o ince çizgide kalıyorlar. Verdikleri kararlar onları mutlu etmiyor belki ama gittikçe daha da mutsuz olmanın önüne geçmiş oluyorlar bir yerde.

Başrollerde Javier Bardem, Scarlett Johansson, Rebecca Hall ve Penelope Cruz gibi 4 tane iyi sinema oyuncusunun bulunması, film ile ilgili güzel bir izlenim bırakıyor izleyicide. Özellikle Maria Elena rolüyle, Oscar ödülüne layık görülen Penelope Cruz’un performansı muhteşem. Yalnızca performansı değil, Penelope Cruz’un görüntüsü bile filmi izlenilir kılmaya yetiyor zaten. Filmde de söylenildiği gibi; “En güzel sanat eseri Maria Elena’nın kendisi.”

Filme anlam katan bir diğer sanat eseri de; müzikler. Klasikleşmemiş İspanyolca şarkılarla süslenmiş film. Bu şarkılar, başta sözünü ettiğim Barselona ruhunu izleyiciye aktarırken çok önemli bir rol oynuyor.

Belli bir türe dâhil edilemeyen bir film Barselona Barselona. Dram desen değil, romantik desen değil, komedi hiç değil… Bu sebeple tavsiye ederken ikilemde kalıyorum. Kimlere hitap edeceğini kestiremiyorum ama bana hitap eden bir film olduğunu söyleyebilirim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi