Pek keyif vermeyen aksiyon serisi Jack Reacher’ın devam filminde ve cast seçimiyle adeta göz devirdiğimiz yeni Mumya filminde yer alarak filmlerinde eski tadı vermediğini söyleyebileceğimiz Tom Cruise, bu düşünceyi tamamen tersine çevirebilecek kadar iyi bir Doug Liman filmi ile karşımızda. Daha önce Edge of Tomorrow filminde beraber çalışan Liman – Cruise ikilisi bu ikinci işbirliklerinde yine hem hikaye hem kurgusal açıdan oldukça akıcı bir filme imza atıyorlar. Adı önce Mena, sonra Barry Seal, en son American Made olan filmde, TWA Havayolları’nda görev yapan pilot Barry Seal’ın gerçek yaşam hikayesi ele alınıyor. Ansızın Orta Amerika’daki gizli operasyonlar için Reagan döneminde CIA tarafından iş teklifi alan Barry, aynı zamanda Pablo Escobar’ın Medellin karteli için uyuşturucu kaçakçılığı yapmaya başlıyor. Yıllara yayılan olay örgüsü gittikçe çetrefilleşerek Barry’i jeopolitik bir satranç tahtasında önemli bir piyon haline getiriyor. Barry, CIA için Orta Amerika'da casusluk yapıyordu, Kolombiya'daki Medellin karteli için kokaini Florida'ya kaçırıyor ve Başkan Reagan'ın Nikaragua'daki komünist rejimi devirmesini umduğu "Contra" isyancıların silahlanmasına yardımcı oluyordu. Barry, görevlerini ‘uçurduktan’ sonra hem Sam Amca’dan, hem de Escobar'dan mümkün olduğunca çok para kazanmayı başardı. Bu noktada yapımcıların ve senaristlerin bu hikayeye neden çekildiği konusunda onlara hak vermek mümkün. Popüler Netflix dizisi Narcos’un de epeydir gündemde olmasıyla beraber Barry’nin hikayesinin sinemaya aktarılmaya karar verilmesi güncel ve doğru bir zamanlama. American Made: Jeopolitik Bir Satranç Tahtası Üzerinde Piyonlar ve Kirli Oyunlar Doug Liman, 70’lerin sonunda başlayıp 80’lerin ortalarına yayılan hikaye kurgusunu adeta Martin Scorsese’nin The Wolf of Wall Street’i dinamikliğinde bir yapıya kavuşturuyor. Barry’nin CIA, kartel ve yerel polisler arasındaki mücadelesi, sürekli bir yerlere kaçma hali biyografik şablonda Steven Spielberg’in Catch Me if You Can filmini de akıllara getiriyor. Öyle ki, filmin mizahi yönü sık sık izleyiciyi tebessüm ettirmeyi ya da kahkahalarla güldürmeyi başarırken Tom Cruise’un özlediğimiz karakter oyunculuğundan da güç alıyor. Liman, Fernando Meirelles filmlerinin görüntü yönetmeni (City of God, The Constant Gardener, Blindness) Cesar Charlone’un mat dokudaki ve hareketli kamerayla olan sinematografi çalışmasından filme ayrı bir kimlik kazandırıyor. Diyalogların ya da oyunculukların haricinde sadece bir kamera hareketine bile şaşırarak ya da gülerek tepki verebilmemiz mümkün hale geliyor. Cruise’un yaşadığı olayları VHS kasetler üzerinden dördüncü duvarı yıkarak izleyiciye aktardığı sahneler de filmin biçimsel oyunlarına destek veriyor. İyi ve kötü kavramlarının iyice bulanıklaştığı senaryoda ahlaki açıdan şüpheli bir anti kahramanın yükseliş ve düşüş hikayesine tanıklık ederken aynı zamanda silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, Reagan Amerika’sının Nikaragua’daki anti-komünistleri silahlandırması ve CIA’in kirli oyunları arasında katmanlı bir hikaye örgüsüne dahil oluyoruz. Bu noktada filmin senaristi Gary Spinelli’ye de hakkını teslim etmek gerekiyor, zira daha önce sadece ‘Stash House’ adlı üçüncü sınıf bir Dolph Lundgren aksiyon/gerilimini kaleme almasına rağmen ikinci senaryosunda büyük yönetmenlerle, hikayelerle ve prodüksiyonlarla çalışabilecek bir senarist olduğunu kanıtlıyor. Doug Liman’ın en iyi iki filminden biri -belki de en iyisi- olduğunu söyleyebileceğimiz American Made, ayrıca Tom Cruise’un Collateral’dan bu yana –Tropic Thunder’daki kısa rolünü unutmadan- en başarılı performansına sahiplik yapıyor. Lucy Seal rolündeki Sarah Wright, Margot Robbie’nin The Wolf of Wall Street’teki karakterine benzer bir çıkış sergiliyor, bu çıkışı iyi değerlendirirse ileride daha çok iyi yapımda karşımıza çıkabilir. Yetenekli İrlandalı aktör Domnhall Gleeson…

Yazar Puanı

puan - 80%

80%

Hem Doug Liman’ın hem de Tom Cruise’un son yıllardaki en iyi filmi olan American Made, temposu, mizahı, hikaye kurgusu ve politik alt metniyle The Wolf of Wall Street’in dinamik çizgisinden ilerleyen bir biyografik suç komedisi.

Kullanıcı Puanları: 4.63 ( 2 votes)
80

Pek keyif vermeyen aksiyon serisi Jack Reacher’ın devam filminde ve cast seçimiyle adeta göz devirdiğimiz yeni Mumya filminde yer alarak filmlerinde eski tadı vermediğini söyleyebileceğimiz Tom Cruise, bu düşünceyi tamamen tersine çevirebilecek kadar iyi bir Doug Liman filmi ile karşımızda. Daha önce Edge of Tomorrow filminde beraber çalışan Liman – Cruise ikilisi bu ikinci işbirliklerinde yine hem hikaye hem kurgusal açıdan oldukça akıcı bir filme imza atıyorlar.

Adı önce Mena, sonra Barry Seal, en son American Made olan filmde, TWA Havayolları’nda görev yapan pilot Barry Seal’ın gerçek yaşam hikayesi ele alınıyor. Ansızın Orta Amerika’daki gizli operasyonlar için Reagan döneminde CIA tarafından iş teklifi alan Barry, aynı zamanda Pablo Escobar’ın Medellin karteli için uyuşturucu kaçakçılığı yapmaya başlıyor. Yıllara yayılan olay örgüsü gittikçe çetrefilleşerek Barry’i jeopolitik bir satranç tahtasında önemli bir piyon haline getiriyor.

Barry, CIA için Orta Amerika’da casusluk yapıyordu, Kolombiya’daki Medellin karteli için kokaini Florida’ya kaçırıyor ve Başkan Reagan’ın Nikaragua’daki komünist rejimi devirmesini umduğu “Contra” isyancıların silahlanmasına yardımcı oluyordu. Barry, görevlerini ‘uçurduktan’ sonra hem Sam Amca’dan, hem de Escobar’dan mümkün olduğunca çok para kazanmayı başardı. Bu noktada yapımcıların ve senaristlerin bu hikayeye neden çekildiği konusunda onlara hak vermek mümkün. Popüler Netflix dizisi Narcos’un de epeydir gündemde olmasıyla beraber Barry’nin hikayesinin sinemaya aktarılmaya karar verilmesi güncel ve doğru bir zamanlama.

American Made: Jeopolitik Bir Satranç Tahtası Üzerinde Piyonlar ve Kirli Oyunlar

Doug Liman, 70’lerin sonunda başlayıp 80’lerin ortalarına yayılan hikaye kurgusunu adeta Martin Scorsese’nin The Wolf of Wall Street’i dinamikliğinde bir yapıya kavuşturuyor. Barry’nin CIA, kartel ve yerel polisler arasındaki mücadelesi, sürekli bir yerlere kaçma hali biyografik şablonda Steven Spielberg’in Catch Me if You Can filmini de akıllara getiriyor. Öyle ki, filmin mizahi yönü sık sık izleyiciyi tebessüm ettirmeyi ya da kahkahalarla güldürmeyi başarırken Tom Cruise’un özlediğimiz karakter oyunculuğundan da güç alıyor. Liman, Fernando Meirelles filmlerinin görüntü yönetmeni (City of God, The Constant Gardener, Blindness) Cesar Charlone’un mat dokudaki ve hareketli kamerayla olan sinematografi çalışmasından filme ayrı bir kimlik kazandırıyor. Diyalogların ya da oyunculukların haricinde sadece bir kamera hareketine bile şaşırarak ya da gülerek tepki verebilmemiz mümkün hale geliyor. Cruise’un yaşadığı olayları VHS kasetler üzerinden dördüncü duvarı yıkarak izleyiciye aktardığı sahneler de filmin biçimsel oyunlarına destek veriyor.

İyi ve kötü kavramlarının iyice bulanıklaştığı senaryoda ahlaki açıdan şüpheli bir anti kahramanın yükseliş ve düşüş hikayesine tanıklık ederken aynı zamanda silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, Reagan Amerika’sının Nikaragua’daki anti-komünistleri silahlandırması ve CIA’in kirli oyunları arasında katmanlı bir hikaye örgüsüne dahil oluyoruz. Bu noktada filmin senaristi Gary Spinelli’ye de hakkını teslim etmek gerekiyor, zira daha önce sadece ‘Stash House’ adlı üçüncü sınıf bir Dolph Lundgren aksiyon/gerilimini kaleme almasına rağmen ikinci senaryosunda büyük yönetmenlerle, hikayelerle ve prodüksiyonlarla çalışabilecek bir senarist olduğunu kanıtlıyor.

Doug Liman’ın en iyi iki filminden biri -belki de en iyisi- olduğunu söyleyebileceğimiz American Made, ayrıca Tom Cruise’un Collateral’dan bu yana –Tropic Thunder’daki kısa rolünü unutmadan- en başarılı performansına sahiplik yapıyor. Lucy Seal rolündeki Sarah Wright, Margot Robbie’nin The Wolf of Wall Street’teki karakterine benzer bir çıkış sergiliyor, bu çıkışı iyi değerlendirirse ileride daha çok iyi yapımda karşımıza çıkabilir. Yetenekli İrlandalı aktör Domnhall Gleeson ise CIA ajanı Monty Schafer rolünde Cruise’ı destekleyici bir yan rol konumunda, iddiasız ama etkili.

Hem Doug Liman’ın hem de Tom Cruise’un son yıllardaki en iyi filmi olan American Made, temposu, mizahı, hikaye kurgusu ve politik alt metniyle The Wolf of Wall Street’in dinamik çizgisinden ilerleyen bir biyografik suç komedisi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi