Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 7468 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Politik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/politik/ ) )
Bara no sôretsu
1969 - Toshio Matsumoto
107
Japonya
Senaryo Toshio Matsumoto
Oyuncular Pîtâ, Osamu Ogasawara, Toyosaburo Uchiyama

Bara no soretsu

Özellikle İkinci Dünya Savaşı ardından müthiş bir batılılaşma hareketi içinde kalan, üstelik bu hareketi binlerce yıla yayılmış geleneksel kültürüyle büyük bir çatışma yaşayarak gerçekleştiren Japonya; bu kendine has özelliğiyle özellikle 60 sonrası yeni dalga hareketlerinden en çok etkilenen ülke olduğu gibi bunu en ileri seviyelerde avangarda da taşıyabilen ender sinemalardan biri oldu. Ağırlıklı olarak 60-80 arası dönemde birbirinden tarz olarak inanılmaz farklı yönetmenler, oldukça etkileyici işler ortaya koydular. Özellikle savaş sonrası ilk dönemde Kurosawa ve Ozu gibi ustaların oluşturduğu sağlam temelin de büyük bir etkisinin olduğu bu Nuberu Bagu (Japon Yeni Dalgası) filmleri, ortaya koydukları inanılmaz başarılarının yanı sıra oldukça ilginç bir şekilde görmezden gelinmeleriyle de günümüzde belirli bir üne kavuştu.

Belirli bir tarz ya da yaklaşımdan ziyade özgürlükçü bir dönemi işaret eden Nuberu Bagu içinde genellikle pek de anılmayan, daha çok deneysel kısa film ve video artlarıyla ön plana çıkan bir sanatçının çektiği filmi, bu hafta Tozlu Raflar’da inceleyeceğiz: Toshio Matsumoto, Bara no soretsu…

1955 yılında kısa belgesellerle kariyerine başlayan Matsumoto 1967’ye kadar bu alanda çalıştıktan sonra 1969’da ilk uzun metrajlı filmi olan Bara no soretsu (Funeral Parade of Roses-Güllerin Cenaze Töreni)’yu çekti. Bu filmiyle birlikte daha sonra, önce deneysel kısa filmlere ardından da video artlara kayan yönetmen, 1988’de sonlandırdığı kariyeri boyunca toplamda dört tane uzun metrajlı film çekmesine karşın sinemayı oldukça derinden etkileyen sanatçılardan biri oldu.

Sinemayla daha çok kuramsal alanda bir ilişkisi olan yönetmenin işi olduğu her halinden belli olan film, çekildiği yıl olan 1969’a göre hem hikayesinde barındırdığı karakterler, hem hikayenin işleniş mantığı hem de ortaya koyduğu farklı kuramsal zeminle her açıdan sinemanın cevherlerinden biri haline geldi. Fakat yönetmenin avangart tarzı ve Japon Sineması’nda hem savaş sonrası ilk dönem hem de Nuberu bagu içerisinde kendine yer bulamaması sebebiyle filmi de zamanla tozlu raflara gömüldü. Birazdan irdelediğimizde de göreceğiniz üzere aslında film tam da Matsumoto’nun tarzına uygun olarak eksiksiz bir avangart yapıya sahip. O yüzden günümüz sineması çerçevesinden dahi değerlendirmek oldukça zor.

Filmin hikayesini tam olarak anlatmak ziyadesiyle güç. Çünkü ne belirli karakterlere odaklanıyor ne de odaklandığı farklı karakterlerin hikayelerini çizgisel (lineer) bir şekilde aktarıyor. Bu açıdan film aslında ilerlemiyor sadece genişliyor. Çünkü yönetmen birçok sinemasal araçta da uyguladığı üzere film için belirli bir orijin ve de dayanak noktası oluşturmaktan sürekli olarak kaçınıyor. En basit haliyle film, Eddie ve Leda isimli iki transeksüel karakterle onları filminde oynatan bir yönetmenin hikayesini anlatıyor diyebiliriz ama elbette ki ek olarak daha birçok şey var. Öyle ki filmde Vietnam Savaşı’na göndermelerden Freudyen alt metinlere kadar oldukça bol ve geniş bir anlatı zenginliği var.

Yazımızın başında da belirttiğimiz, filmi değerlendirmenin oldukça zor oluşu aslında karmaşıklıktan ya derinlikli hikayeden kaynaklanmıyor. Bara no soretsu’yu anlayabilmek için genel olarak film inceleme anlayışının ötesine geçmek zorunda kalıyorsunuz. Çünkü oluşturulan söylemin çok az bir kısmı hikaye olarak aktarılıyor; esas olarak kurgu, görsel ve ses, müzik düzenlemeleri üzerinden yaratılan bir anlatı var ki bunu okuyabilmek için her şeyden önce belirli bir kuramsal çerçeve ve tarihsel okuma yapmak durumundayız. Öyle ki film; postmodern sinema’dan 68 kuşağı özyıkımına, Hardt ve Negri’nin “çokluk”undan Baudrillard’nın simülasyon kuramına değin birçok konuyu tek bir potada işliyor.

Christian Metz’in 1974’te yazdığı The Modern Cinema and Narrativity isimli denemesiyle ilk temelleri atılan postmodern sinema, zamanla pratik alana geçmeyi başarmış ve özellikle David Lynch, onunla anılır olan tekinsiz atmosferli filmleriyle bu alanda liderlik etmiştir. Bu sinemanın temel özellikleri aslında belirsizlik ilkesine dayanmaktadır. Genel bir diyalektik okumaya ve onun getirdiği ön kabullerin tahakkümüne bir tür karşı çıkış fikri üzerinden yaratılan bu belirsizlik; pratikte karşımıza, daha çok hikayenin çizgisel yapısının kırılması ve bu kırılma dolayısıyla oluşan saykodelik atmosferin finalde belirli bir fikir çerçevesinde sonlanmayarak en kaba haliyle ucu açık bırakılmasıyla çıkmıştır. İşte Bara no soretsu’nun avangart tarzı tam da burada yani 1974’te temelleri atılan postmodern sinemanın tüm belirgin özelliklerini henüz 1969’da göstermesiyle ortaya çıkar. Film paralel bir şekilde, bu yaklaşımın ortaya koyduğu düşünce çerçevesinde çizgisel anlatımın kırılması ve saykodelik atmosferin diyalektik okumaya evrilmemesi yoluyla belirsiz bir anlatı ortaya koymuştur.

Kariyerinde daha önce kısa belgeseller çeken yönetmenin buradan feyz alarak kurduğu, filmin kendi kendisinin belgeseli olması durumu, özellikle 68 döneminin hem politik hem de ontolojik olarak giriştiği yıkıcı düşünme pratiği üzerinden Baudrillard’nın simülasyon kuramıyla iç içe geçmiştir. Öyle ki bir sahnenin aslında yönetmenin çektiği bir sahne mi yoksa gerçek mi olduğunu hiçbir zaman bilemeyiz. Çünkü çizgisel olmayan anlatıda herhangi bir anda filmin kendi kendisinin belgeseli olması durumu karşımıza çıktığı gibi bu belgeselin de bir yerden sonra belirli bir kurgusal özellik göstermesiyle gerçeklik algısının ve neticede gerçeğin tümden yitirilmesine tanık oluruz. Bu açıdan bir sahnede yayının eski tip frekans değiştirerek ayarlandığı bir televizyonda görüntü kaybolduğunda “oldu” demeleri oldukça önemlidir.

Bara no soretsu’nun tüm bu felsefi ve sosyolojik anlatılarının en belirgini ve filme de damgasını vuransa çokluk kavramıdır. Örneğin yönetmen birçok sahnede 68 kuşağına dair gözlemlerde bulunurken -ki burada oldukça etkileyici bir ot içme sahnesi üzerinden postmodern sinemanın tekinsizliğine dair de kurgusal bir anlatı yapar-, bu gözlemleri diğer birçok söylem ve yan hikayeyle yeri geldiğinde belgesel yeri geldiğinde kurgusal tanık olma yoluyla bir araya getirir. Haliyle Vietnam savaşına dair doğrudan bir söylem göremezken aslında buna doğru yönlendiren birçok; genel olarak hikayede herhangi bir işlevi olmayan sahneyle, karşılaşırız film boyunca.

Tüm bu genişleyen hikaye yapısına karşın yönetmen finaldeyse tek kelimeyle inanılmaz bir ters köşe yapar. Hatta bu ters köşe öylesine beklenmedik ve çarpıcıdır ki finalde kendinizi bir anda tüm film boyunca anlatılanları unutmuş ve yalnızca bunu düşünürken bulabilirsiniz. Aslında bu etkileyici ve Freudyen ters köşe tüm etkileyiciliğine rağmen anlattığı şeyi değil, filmin tüm özelliklerini gösterdiği postmodern sinemayı çokluk üzerinden bir üst anlatıya taşımasını işaret eder. Yani film postmodernin postyapısalcılık üzerinden yok ettiği diyalektik okuma düşünme pratiğini, diğer kuramsal yaklaşımlarla belirli bir diyalektik okuma yapısı olmadan bir araya getirerek postyapısalcılığı da postyapısalcılığa uğratır. Bu açıdan yönetmen filmi farklı düşünsel yaklaşımların bir çokluğu olarak yaratma avantajını kullanarak sinemasal araçların tanımsal aralıklarını aşma faaliyetine girişir. Bu sayede film yalnızca anlatı olarak değil ortaya konan gerçeğin simülasyonu olarak da tam anlamıyla Albert Camus’un işaret ettiği şekilde “saçma” olur. O sebeple film hem cinsel kimlik üzerinden hem de dönemsel politik muhalif tutum üzerinden derin bir sosyal gerçeklik işlerken bir yandan hiç beklenmedik şekilde komedi alanına kaymaya meyil eder. Bu açıdan filmin oldukça varoluşçu çerçevede değerlendirilebilecek bir yanı vardır.

Bu arada filme ilgili ilginç bir anekdotu da belirtmekte fayda var. Filmin bir yerinde neşeli bir müzik eşliğinde tek planda hızlandırılmış bir sahne görürüz. Bu sahnenin hemen hemen aynısını Kubrick iki sene sonra yani 1971’de A Clockwork Orange filminde kullanacaktır. Bu açıdan Bara no soretsu ile ilgili yazılarda sıkça Kubrick’i derinden etkileyen ve bu sahnenin ilhamını veren film olarak bahsedilir. Buna kaynak olarak da Metro isimli bir İngiliz gazetesinde Richard Smirke’ün yazdığı yazı gösterilir. Fakat Smirke, yazısında bu etkilenme olayıyla ilgili “söylenene göre” tabirini kullanarak aslında bunu sadece bir teori olduğunu açıkça ortaya koyar. Çünkü dönem ve coğrafyalar itibariyle Kubrick’in bu filmi izlemiş olma ihtimali hem oldukça düşüktür hem de yönetmen, hiçbir zaman söyleşilerinde bu filme dair herhangi bir şey söylememiştir. Yine de tartışmasız usta kabul edilen Kubrick’ten önce aynı tekniği uygulamış olması bile Matsumoto’nun nasıl bir deha olduğunun oldukça etkileyici bir kanıtıdır.

Özellikle Matsumoto’nun sinemayla olan sıra dışı ilişkisi çerçevesinde şekillenmiş, sıra dışı bir film olan Bara no soretsu, hem sinemaya yeni bir gözle bakmak hem de yönetmenin bakış açısına dair bir görüş kazanmak için bulunmaz bir nimet. Çünkü sadece bu filmi üzerinden bile oldukça fazla okuma yaptığımız yönetmen, daha birçok zenginliği diğer işlerinde ortaya koymayı sürdürmüştür. Örneğin Bara no soretsu’dan hemen önce çektiği deneysel filmi şuradan izleyebilir ve ne demek istediğimiz anlayabilirsiniz. Ya da şuradan Matsumoto’nun yazdığı ve Michael Raine’in çevirdiği A Theory of Avant-Garde Documentary makalesine ulaşarak yeni ufuklara akademik sahadan yelken açabilirsiniz.

Sinema tarihinde eşine az rastlanır dahi bir yönetmenin en sarsıcı ve derin filmi olan Bara no soretsu, günümüz için bile oldukça ilerici bir film. Şayet geleceğin sinemasını şimdiden görmek istiyorsanız da 1969’da ortaya konan bu işi kesinlikle görmeli, sinemanın tarih ve coğrafya dinlemeyen evrensel dilinin görkemine şahit olmalısınız.

İzleyin, izlettirin…



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol