Leyal (Atiye) kendisini bulmak için, Ali (Tayanç Ayaydın) ise kendisini kaybetmek için kendini yollara vurur. Çıktıkları bu yolda birbirlerini bir süre için bulur, sonra kaybederler. Handan Öztürk’ün yazıp yönettiği Bana Git De, dilimize dolanmış piyasa tarzı işlerden farklı bir yol filmi.

Ali, gitarını ve müziğini ciddiye alan bir müzisyendir. Ancak yaptığı iş başkalarının istekleri için benliğini kaybetmesini gerektirdiğinde, bunun ağırlığından kaçarcasına kendisini yollara vurarak her şeyi ve herkesi ardında bırakır, hayatında başrol olmaya bir mola vererek seyirci olmak ister. Leyal, şarkıcı olma hayali ile yaşar. Ailesinin zoru ile kendisinden yaşça büyük bir adam ile evlendirildiğinde yaşadığı yere sığamaz ve hayallerinin peşine düşerek yollara çıkar. Başkalarının istekleri doğrultusunda yaşadığı hayatında seyirci koltuğundan kalkıp başrol olmak ister. Farklı amaçlarla çıktıkları yolların akışında birbirleri ile karşılaşsalar da yol ayrımından kaçamazlar. Ali’nin çabaları bu durumu değiştirmez ve akarken bir noktada kesiştikleri gibi, ayrıma geldiklerinde de ayrılırlar. Bana Git De, başladığı andan itibaren sonunu tahmin edebildiğimiz, o çok alıştığımız filmlerin aksine tıpkı hayatın kendisi gibi bir film. Film, çok parlak olmayan renkleri gibi hiçbir zaman aşırıya kaçmayan sinematografik kararları ile  de bu duruşunu destekliyor. Tutku ve aşk gibi duygular ile bağdaştırılan kırmızı rengi, film süresince sıkça sanatına duyduğu tutkudan dolayı kırmızı arabasıyla yola çıkan Ali ile ilişkilendiriliyor ve beraber oldukları anlarda zaman zaman çıkardığı küçük kırmızı şapkası haricinde tutkusu bedenini henüz o kadar çok sarıp ele geçirememiş Leyal’e de yansıtılıyor. Leyal, Ali ile birliktelikleri anlamlanmaya başladıkça artan ve kafasında kurduğu hayallerinden kalbine yayılan tutkusu ile daha çok kırmızıya bürünürken Ali’yi bıraktığında kırmızının büyük bir kısmını da ardında bırakıyor.

Bana Git De: Nefes alabilmek için çıkılmış bir yol filmi

Rahat ve uzun bir nefes alabilmek için çıkılan bu yolda, olaylara ve karakterlere müzik daima bir şekilde eşlik ediyor. Çünkü müziği duyamamaya başladığımız an, sessizliğin sonsuz derinliğine gömülürüz. Ali, hep aradığı ölümsüzlüğün müziğini Leyal’de bulur ancak her ne kadar bir şekilde yanında taşıyabilmek, daima elinin altında bulundurabilmek adına bir yerlere bir şekilde kaydetmeye çalışsa da kayıtları yaşayamaz. Film Ali’nin güzel bir an gördüğünde elinin sık sık telefonuna gidişi ile ve bazen telefonunun peşinde koşarken o anları kaçırması ile hepimizin günlük hayatta fark etmeden düştüğümüz hatanın altını çiziyor. Değer verdiğimiz anları canımızın istediği her zaman yaşayabilme açlığıyla sarıldığımız telefonlarımız, bizleri o anları gerçekten yaşamaktan alıkoyuyor.

Film boyunca güzel müziğin bizleri ne zaman bulacağı ise belli olmuyor. Bazen karşımıza çıkan rastgele bir kadında, bazen bir grup tır şoförünün arasında, bazen de sessizlikle cezalandırılmış bir kadının dudakları arasından çıkan ıslıkta hazırlıksız yakalıyor ve duyduğumuzda hayran bırakıyor bizleri. Tayanç Ayaydın’ın sağlam tavırları ile canlandırdığı Ali ile çıktığımız yolda bizlere, Atiye’nin tuhaf aksanını ve seyircisini çok fazla heyecanlandıramayan oyunculuğunu gölgede bırakan sesi ile hayat verdiği Leyal eşlik ediyor. Birsen Dürülü ise dikkat çeken performansı ile, geçirdiği hastalık yüzünden konuşma yetisini kaybetmiş olsa da, çaldığı enstrümanlar ve doğayla müthiş bir uyum içerisinde olan ıslığı aracılığı ile hayat şarkısını söyleyemese de çalarak bir ucundan tutarak var olan bir kadını, Kuş Zehra’yı canlandırıyor.

Ali’nin amaçsızca çıktığı yol, kendi içerisinde akarken anlamlar kazanıyor. Çoğu zaman nereye gittiğimizi, nerede olduğumuzu bilemesek de bu yolculukta tanıştığımız insanlar, kültürler ve karşılaştığımız manzaralar sayesinde  hiçbir zaman kendimizi amaçsızlık ve beklenti içinde boğulmuş hissetmiyor, hatta bir noktada amacımız olması gerektiğini unutuyoruz. Film, bu tavrı ile seyircisine Murathan Mungan’ın “Yol değil, yolculuktur önemli olan.” sözlerini anımsatıyor.

Kendini bulabilmek için yola çıkan Ali ve kendisinden kaçıp yeni bir hayat bulabilmek için yola çıkan Leyal’in hikayesinin arka planında film, daima  var olan müziğe ek olarak mutlaka yol veya yola çıkma ile ilgili bir duruma yer veriyor. Elif (İncinur Daşdemir)’in de yola çıkma hazırlıkları ve babaanne (Vatha Felhan)’in ölüm ile son yolculuğuna çıkışı da bu durumun bazı örnekleri olarak gösterilebilir. Film, bu tavrı ile neredeyse bütün karakterleri için bir şekilde çıktıkları ya da çıkacakları yolculukları anlatan bir yol filmi. Çok pürüzsüz olmayan, daima hafif sallantılı kamera hareketleri ile de yolda olma hissini pekiştiren film, genel anlamda çok fazla dikkat çekemeyen oyunculukları ile başaramadığını, hikayesini anlatırken takındığı özgün tavrı ile başararak seyircisini avcunun içerisine alıyor. Bana Git De, sağır bir kulağın ilk kez duyabildiği bir ses kadar etkili olmasa da, öylesine duymaktan çok, gerçekten keyifle dinlediğimiz nadir şarkılar gibi bir film.

 

Leyal (Atiye) kendisini bulmak için, Ali (Tayanç Ayaydın) ise kendisini kaybetmek için kendini yollara vurur. Çıktıkları bu yolda birbirlerini bir süre için bulur, sonra kaybederler. Handan Öztürk’ün yazıp yönettiği Bana Git De, dilimize dolanmış piyasa tarzı işlerden farklı bir yol filmi. Ali, gitarını ve müziğini ciddiye alan bir müzisyendir. Ancak yaptığı iş başkalarının istekleri için benliğini kaybetmesini gerektirdiğinde, bunun ağırlığından kaçarcasına kendisini yollara vurarak her şeyi ve herkesi ardında bırakır, hayatında başrol olmaya bir mola vererek seyirci olmak ister. Leyal, şarkıcı olma hayali ile yaşar. Ailesinin zoru ile kendisinden yaşça büyük bir adam ile evlendirildiğinde yaşadığı yere sığamaz ve hayallerinin peşine düşerek yollara çıkar. Başkalarının istekleri doğrultusunda yaşadığı hayatında seyirci koltuğundan kalkıp başrol olmak ister. Farklı amaçlarla çıktıkları yolların akışında birbirleri ile karşılaşsalar da yol ayrımından kaçamazlar. Ali’nin çabaları bu durumu değiştirmez ve akarken bir noktada kesiştikleri gibi, ayrıma geldiklerinde de ayrılırlar. Bana Git De, başladığı andan itibaren sonunu tahmin edebildiğimiz, o çok alıştığımız filmlerin aksine tıpkı hayatın kendisi gibi bir film. Film, çok parlak olmayan renkleri gibi hiçbir zaman aşırıya kaçmayan sinematografik kararları ile  de bu duruşunu destekliyor. Tutku ve aşk gibi duygular ile bağdaştırılan kırmızı rengi, film süresince sıkça sanatına duyduğu tutkudan dolayı kırmızı arabasıyla yola çıkan Ali ile ilişkilendiriliyor ve beraber oldukları anlarda zaman zaman çıkardığı küçük kırmızı şapkası haricinde tutkusu bedenini henüz o kadar çok sarıp ele geçirememiş Leyal’e de yansıtılıyor. Leyal, Ali ile birliktelikleri anlamlanmaya başladıkça artan ve kafasında kurduğu hayallerinden kalbine yayılan tutkusu ile daha çok kırmızıya bürünürken Ali’yi bıraktığında kırmızının büyük bir kısmını da ardında bırakıyor. Bana Git De: Nefes alabilmek için çıkılmış bir yol filmi Rahat ve uzun bir nefes alabilmek için çıkılan bu yolda, olaylara ve karakterlere müzik daima bir şekilde eşlik ediyor. Çünkü müziği duyamamaya başladığımız an, sessizliğin sonsuz derinliğine gömülürüz. Ali, hep aradığı ölümsüzlüğün müziğini Leyal’de bulur ancak her ne kadar bir şekilde yanında taşıyabilmek, daima elinin altında bulundurabilmek adına bir yerlere bir şekilde kaydetmeye çalışsa da kayıtları yaşayamaz. Film Ali’nin güzel bir an gördüğünde elinin sık sık telefonuna gidişi ile ve bazen telefonunun peşinde koşarken o anları kaçırması ile hepimizin günlük hayatta fark etmeden düştüğümüz hatanın altını çiziyor. Değer verdiğimiz anları canımızın istediği her zaman yaşayabilme açlığıyla sarıldığımız telefonlarımız, bizleri o anları gerçekten yaşamaktan alıkoyuyor. Film boyunca güzel müziğin bizleri ne zaman bulacağı ise belli olmuyor. Bazen karşımıza çıkan rastgele bir kadında, bazen bir grup tır şoförünün arasında, bazen de sessizlikle cezalandırılmış bir kadının dudakları arasından çıkan ıslıkta hazırlıksız yakalıyor ve duyduğumuzda hayran bırakıyor bizleri. Tayanç Ayaydın’ın sağlam tavırları ile canlandırdığı Ali ile çıktığımız yolda bizlere, Atiye’nin tuhaf aksanını ve seyircisini çok fazla heyecanlandıramayan oyunculuğunu gölgede bırakan sesi ile hayat verdiği Leyal eşlik ediyor. Birsen Dürülü ise dikkat çeken performansı ile, geçirdiği hastalık yüzünden konuşma yetisini kaybetmiş olsa da, çaldığı enstrümanlar ve doğayla müthiş bir uyum içerisinde olan ıslığı aracılığı ile hayat şarkısını söyleyemese de çalarak bir ucundan tutarak var olan bir kadını, Kuş Zehra’yı canlandırıyor. Ali’nin amaçsızca çıktığı yol, kendi içerisinde akarken anlamlar kazanıyor. Çoğu zaman nereye gittiğimizi, nerede olduğumuzu bilemesek de bu yolculukta tanıştığımız insanlar, kültürler…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Handan Öztürk’ün yazıp yönettiği Bana Git De, dilimize dolanmış piyasa tarzı işlerden farklı bir yol filmi.

Kullanıcı Puanları: 4.85 ( 2 votes)
70
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi