Sinemanın yaratıcı yönetmenlerinin, olası biyografik filmlerinin nasıl olması gerektiğine ilişkin iki hafta önce Bana bir Kubrick Biyografisi Çek! ile başlattığımız yazı dizisinin ikinci konuğu, Stanley Kubrick gibi yedinci sanatın bir başka dehası Orson Welles…

Başlangıç noktamız için iki farklı reçete yazabiliriz

Biyografilere nasıl başladığınız, yani ele aldığınız kişinin hangi dönemini hikayenin A noktası yapacağınız, filmin seyrini doğrudan etkileyecektir. Orson Welles gibi altın dönemini yirmili yaşlarında, sinemaya yeni adım attığı 1940’larda yaşayan, bir daha o şaşalı günleri göremeyen ama buna karşın üretkenliğini kaybetmeyen ve önemli işlere imza atmayı sürdüren bir yönetmeni son demlerini yaşadığı günlerden başlayarak geri dönüşlerle anlatmak en mantıklı tercih olacaktır. Welles, belki biyografisini yazmak isteyen meraklı bir gazeteci veya bir öğrenciye çocukluğundan yaşlılığına dek hayat hikayesini anlatır. Flashback sahneleriyle birinci ağızdan anlatılan bir Orson Welles biyografisi büyük ihtimalle olumlu sonuç verecektir.

Herhangi bir Orson Welles biyografisini incelerseniz; yönetmenin çocukluk döneminden bahsedilirken, Yurttaş Kane’in açılış bölümüne benzer bir anlatımla yazıldığını fark edeceksiniz. Welles, Yurttaş Kane’i yazarken ana karakterine kendinden birçok şey katmıştı muhtemelen. Şimdi Welles’in çocukluğuyla ilgili neler yazıldığına bakalım: İki yaşındayken bir yetişkin gibi konuşabilen, üç yaşındayken her istediğini okuyabilen, beş yaşındayken Shakespeare’in oyunlarını ezberleyen, dokuz yaşında babasıyla çıktığı seyahat sayesinde dünyanın büyük bölümünü görme imkanı bulan, on yaşında ise bazı gazetelerde kendisinden karikatürcü, oyuncu ve şair olarak bahsedilen bir çocuk dehadan söz ediyoruz. Hal böyleyken, Welles biyografisi için olabilecek en iyi açılış; Yurttaş Kane’in açılış sekansının Welles’e uyarlanarak çekilmesidir. Kane ve Welles arasındaki parallellik böyle bir açılışla değerlendirilirse bir taşla iki kuş vurulacağına hiç kuşkum yok.

Welles’in radyo tiyatrosu ve tiyatro günleri

Welles, çok yönlü bir sanatçıydı. Sinemaya geçmeden evvel tiyatro ve radyo tiyatrosunda muazzam başarılar elde etti. Çocukluğunda başlayan Shakespeare tutkusu deyim yerindeyse tüm yaşamını etkiledi. Welles’in adını tüm dünyaya duyuran olay ise 30 Ekim 1938’de gerçekleşti. Welles’in bilimkurgu yazarı H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı adlı eserini, radyo tiyatrosunda bir haber bülteniymiş gibi sunmasını ve inanılmaz performansıyla tüm Amerika’yı bir uzaylı istilası yaşandığına inandırmasını bir Orson Welles biyografisinde mutlaka görmek isteriz. Bu olayın mizahi bir dille anlatılması filme renk katacaktır.

2008 yapımı Richard Linklater filmi “Me and Orson Welles”’de genç bir öğrencinin tesadüfen kendisini Welles’in sahneleyeceği “Caesar” adlı oyunda küçük bir rol kapmasıyla yaşadıkları anlatılıyordu. Filmin odağında olmasa da Welles’e dair pek çok şey söyleyen yapım, onun olumsuz yönlerini göstermekten de hiç çekinmiyordu. “Me and Orson Welles”, Welles’in sinema öncesi dönemininden bir kesit sunuyordu. Filmi tiyatro üzerine çekilmiş önemli yapımlar arasında gösterebiliriz ama sinemaseverleri ilgilendirenin daha çok sinemadaki Welles olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Dolayısıyla Welles’in radyo tiyatrosundaki olayı ve oyun sahnelemedeki hünerleri geçiştirilmese de filmden fazla zaman çalmamalı diye düşünüyorum.

Orson Welles biyografisi Yurttaş Kane üzerine kurgulanabilir

Welles’in dehasının en açık kanıtı henüz 25 yaşındayken çektiği Yurttaş Kane’dir diyebiliriz. Birçok soruşturmada sinema tarihinin en iyisi çıkan film, bir Welles biyografisinin olmazsa olmazı konumunda. Dolayısıyla biyografiyi Yurttaş Kane üzerine kurgulayabilirsiniz. Odak noktamız Yurttaş Kane olacaksa, film daha önce bahsettiğim gibi bir açılış sekansıyla başlayabilir ve ardından Welles’e Hollywood’tan teklif gelmesinde etkili olan Dünyalar Savaşı şovuyla devam edebilir. Filmin pek çok dedikoduyu da beraberinde getiren ve pazarlanmasında sorun yaratan olaylar yani bu sancılı süreci görmek isteriz. Ama asıl önemli olan ilk ve en özel filmini çeken genç Welles’in başarısının ardında yatan gerçekler olacaktır. Yönetmenin çalışma yöntemlerinden tutun, yenilikçi fikirlerin nasıl ortaya çıkmış olabileceğine yönelik çıkarımlara kadar birçok detay üzerinde durulabilir. Kısacası bir başyapıtın filizlenişini görmek heyecan verici olur. Öte yandan filmin Welles’e para kazandırmamasının ve Oscar gecesinden En İyi Film dahil 9 dalda adaylığı olmasına karşın bir ödülle (En İyi Özgün Senaryo) dönmesinin yarattığı hayal kırıklığına yer verilebilir.

Olumsuz özelliklerini de görelim

Welles, eserleriyle akıllarda yer eden bir sanatçıydı. Ancak,  sözünü ettiğimiz olası biyografik film Yurttaş Kane’i odağına alsa da onun özel hayatını ve dominant kişiliğini göstermelisiniz. Genç yaşta evlenen Welles, buna rağmen çapkınlık yapmaktan geri durmamış. Dozu iyi ayarlanmak koşuluyla ilişkileri üzerinde durulabilir. Sanatıyla çığır açan Welles’i anlatılırken, onun olumsuz özelliklerine de değinilmeli, egosunun altı çizilmeli ve çalışması zor bir insan olması es geçilmemeli. “Hayatım boyunca enerjimin ve yeteneklerimin ancak %2’sini kullanabildim. Geri kalan %98’i küçük insanlarla itişmekle geçti.” gibi açıklamaları çevresindeki insanlara yukarıdan baktığını, onları küçümsediğini gösteriyor.  Sonuçta her insanın -çok sevilen dahi bir sanatçı da olsa- tasvip edilmeyen yönleri olacaktır. Bunları yansıtmak, bahsi geçen kişinin sevenlerinin gözünde küçülmesine sebep olmayacaktır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi