“Aynı şey hakkında konuştuğumuzu sanıp, aslında çok başka yerlerde olduğumuz durumlarda iletişim zorlaşır. Hatta ne kadar entelektüelseniz, jargonunuzun karmaşıklaşmasından dolayı, iletişiminiz de o kadar güçleşebilir. O yüzden ben kelimeleri tehlikeli bulurum ve onlara güvenmem. Kelimeler dolaylı yollara sokar sizi, kaybolabilirsiniz aralarında… İki insan arasındaki en doğrudan iletişim yolu bence seks ve müziktir.”

En doğrudan iletişim yolunun seks ve müzik olduğunu savunsa da, Haneke’nin filmlerindeki müzik unsurunun yokluğu, (asla eksikliği değil) göze çarpar. Bu noktada yönetmenin karakterler arası iletişimsizliği bu şekilde yansıtıyor olabileceği düşünülebilir. Bu yazıda sizlerle sinemaya dair genelden farklı yaklaşımlara sahip olan ünlü yönetmen Haneke’nin olası biyografisinin, onun sinema anlayışından sapmadan nasıl şekillenebileceğini düşüneceğiz.

Yaşayan ve üretmeye devam eden bir yönetmenin biyografisini çekmek her ne kadar zor olacaksa da, Haneke denildiğinde akla gelen belli başlı unsurlar onun auteurlüğünü çoktan kanıtladığının bir göstergesidir. Bir Haneke belgeselinin, Haneke’nin  filmik dünyasından bağımsız bir atmosferde gerçekleştirilmesini -tabii ki- düşünemiyorum. Fakat filmlerindeki devamlı huzursuzluğun, Haneke’nin bizzat kişiliğinin ve yaşam tarzının üzerinden verilmesi çok verimli olmayacaktır. Bu duruma şöyle bir önerim var : Salt bir biyografi filminin kalıplarını biraz genişletip -Haneke’nin filmografisinden anladığımız kadarıyla- takıntılı olduğu Georg ve Anna isimlerinde iki kurgusal karakteri olası bir Haneke biyografisine eklemek ve Haneke’nin yaşantısının yanı sıra sinemasal tüm dertlerini, izleyiciye anlatmak istediklerini bu iki kurgusal karakter üzerinden değerlendirmek…

Peki nedir Haneke’nin sinemasal dertleri? Haneke’yi anlatabilmek için öncelikle sinemasını doğru bir şekilde bileşenlerine ayırmak gerekiyor.

Varoluşsal Boşluk

Haneke karakterlerinin içine düştüğü en önemli çıkmazlardan biri olan varoluşsal boşluk, Haneke sinemasının tekrar eden motiflerinden. Varoluşsal boşluk sorunsalını, daha netleştirebilmek adına Haneke’nin ilk uzun metraj filmi olan Der Siebente Kontinent üzerinden açacağım. Filmin tekrar edilen en önemli sahnelerden biri olan arabanın yıkanışı sahnesi karakterlerin içine düştüğü varoluşsal boşluğu anlamlandırabilmek için idealdir. Arabanın yıkanışı, adeta ailenin hayattaki yerini temsil ediyor denilebilir. Arabayı yıkayan silindirlerin mekanik bir döngüyü temsil ettiğini düşünürsek, aile karanlık arabanın içinde mekanik seslerle birlikte yani yaşadıkları hayatın içinde sıkışıp kalmış olarak görülmektedir. Bu da bize karakterlerin bir türlü bahsetmediği ya da bir şekilde dışa vurmadığı/vuramadığı iç dünyalarına giriş yapma olanağı sunuyor. Hayatlarından memnun görünen, en azından şikayet etmeyen Georg, Anna ve Eva aslında kapitalizmin dayattığı bu mekanik rutinin içinde sıkışıp kalmıştır. Aynı şekilde Anna, kaza sonrası tepkisizliğine rağmen ilk duygusal boşalmasını yine hapsoldukları arabanın yıkandığı sahnede yani düzenin somutlaşmış halinin içinde yaşıyor. Yolda yaşanan kaza ve ölen insanların görülmesiyle Anna ve Georg hayattaki varoluş amaçlarını sorguluyor. Film, izleyici için ilk kez bu noktada kırılıyor.

Filmde karakterlerin psikolojisini belki de en net hissedebildiğimiz sahnelerden biri olan arabanın yıkanışı ve mekanik çarkların içine hapsolmuş artık nefes dahi alamayacak hale gelmiş Anna –araba yıkanırken derin derin nefes alır- ilk duygusal boşalmasını yaşar. Karakterlerin belli bir rutinin içine hapsolmuşlukları ve hatta bu rutinin içinde kaybolmuşlukları Haneke sinemasının tekrar eden unsurlarından. Bu kaybolmuşluk içindeki varoluş amacını bizzat izleyicisine sorgulatmak isteyen yönetmen; izleyicinin filmi irkilmiş, hatta bir süre içinden çıkamayacağı o boşluğu hissetmiş olmasıyla sona erdirir.

Duygusal Buzlaşma

Aslında Der Siebente Kontinent, Benny’s Video ve 71 Fragmente Einer Chronologie Des Zufalls üçlemesinin ismi olan Duygusal Buzlaşma, Haneke’nin sinema anlayışını kapsayacak bir isim olarak da değerlendirilebilir. Nitekim izleyenin rahatsız olsa da dehşetle bakmaya devam edeceği sahneler üretme başarısına sahip olan Haneke, karakterlerin hissizleşmesiyle izleyenin hislerini ele geçirebilen bir anlatı yapısına sahip. Şiddet içeren sahneler kullanmaktan çekinmeyen hatta bu yolla insan doğasını anlatabilen yönetmen; Amour, Funny Games ve Der Siebente Kontinent filmlerinde farklı boyutlarda şiddet temsilleriyle izleyicisine hassasiyet oyunları dahi oynayabilir. Der Siebente Kontinent filminde Eva’nın ölümünden çok paraların klozete atılmasına üzülen izleyici, film bitiminde durup kendisini sorgulayacaktır, ancak Haneke bu sahneleri bilinçli bir şekilde düzenleyerek izleyicileri paraya üzülmeye yönlendirmiştir. Bir numara da olsa, izleyicinin insan/para hassasiyetleri üzerine durup düşünebilmesi ve duygularının ne ölçüde buzlaştığını sorgulayabilmesi adına değerlidir.

Medya ve Hakikat

Haneke’nin filmlerinde değindiği bir diğer unsur ise medya olarak karşımıza çıkıyor. Bu konuda Haneke*:

“Medyanın ‘hakikat’ söylemine karşı rahatsızlığımdan kaynaklanıyor bu. Medya bugün çok tehlikeli bir şey yapıyor; bize manipüle edilmiş imajlar sunuyor ve bunun gerçeklik olduğunu söylüyor. Eğer sinemayı ciddiye alıyorsanız; kuşkuyu beslemeniz ve sunulan imgenin gerçek olduğuna olan inancı sorgulamanız gerekir.” diyor ve filmlerinde izleyicisini sorgulamaya itiyor. Belki de bazı cevaplar bulabileceğinizi düşündürten film, sonunda elinizde daha çok soru işaretiyle sizi yalnız bırakıyor. Röportajlarında da filmleriyle ilgili açıklamalar yapmaktan çekinen Haneke, seyircisini yönlendirmek istemediğinden bahseder. Bu yüzden olası bir Haneke biyografisi de “Haneke böyle bir insandır” gibi kapalı önermelerde bulunmamalı. Haneke’nin medya kaygısına belki belli bir bölüm ayırarak değil de, film boyunca odada açık bulunan televizyon, okunan gazete gibi ayrıntılar üzerinden filmin sonunda toparlanabilecek dağınıklıkta görüntülerle desteklemek, fazlaca göze batmayacak ve film, bir medya karalaması olarak adlandırılmaktan sıyrılabilecektir.

“Psikolojiden de felsefeden de tek öğrendiğim şey şu: Okumaya başlamadan önce sorularımıza cevap bulacağımızı sanırız ama neticede cevaplar değil, sadece sorular kalır elimizde.”

Soğuk mavilerin, yeşillerin ve beyazın bolca kullanılacağı bir sette, koridorlar ve kapılar arasında dolaşan küçük Michael. Anna ve Georg başta Haneke’nin annesi ve babası sanılsa da, Haneke büyüdükçe yaşlarının değişmemesiyle izleyiciyi şaşırtabilir. Ancak bu karakterler olası bir David Lynch biyografisi gibi bilinç dışına, hayal ürünleri olacak şekilde atıflarda bulunmamalı. Bu karakterler daha çok Haneke’nin en çok başvurduğu suçluluk duygusu ve gerçeklik arayışının insanı her zaman dürten ve yanı başından hiç ayrılmayan halini temsil edecek şekilde kullanılabilir. Film boyunca Haneke’nin de karşı olduğu göz önüne alınırsa müzik kullanılmaması gerekir. Yalnızca Haneke denince akla gelen müzisyenlerden olan Schubert’in senfonilerinden biri, küçük Haneke’nin bir suçluluk duygusuyla koridorlarda yürüyüş sahnesine eşlik edebilir.

Bu olası Haneke biyografisini, belgesel geçmişi de olan ve hissiyatlarını yakın bulduğum Werner Herzog’un çekmesini isterdim. Haneke “aslında oyuncu da olabilirdim” dediği için kendi biyografisinde oynar mı bilinmez fakat kim oynayabilir sorusuna da verebileceğim bir cevabım yok.

Oldukça minimalist bir anlatı tarzına sahipmiş gibi görünen Haneke filmleri, içerisinde yoğun imgelemeler barındıran sağlam bir düzen eleştirisi ve modern toplum öngörüsü olarak okunabilir. Haneke sinemasının yaşattığı duygusal buzlanma, film sonrasında yerini sorgulamaya bırakmaktadır. Denilebilir ki, kendi yaşam standartlarının farkına varamayan ve bir bilinç geliştiremeyen ya da filmleri hayatın zorluklarından kurtulabilmek üzere izleyen, kendine bir kaçış yolu yaratmış izleyici için Michael Haneke, kapana kısılmayı vadediyor. Dolayısıyla olası bir biyografi de bu minvalde şekillenecektir. Haneke’nin de dediği gibi :

“Huzursuz seyirler dilerim.”

*Röportaj: Edebiyat Haber

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi