“İçimizdeki insanlığa veya merhamete inanmıyorum. Bunlar sadece hayatta kalma içgüdüsü.”

Neredeyse her ülkenin sinemasına yansımıştır; o ülkenin geçmişi, sevinci, mutsuzluğu… Bu durum Balkanlar’da ele alınınca beyazperdeye belki biraz daha kaos biraz daha müzik yansıyor olsa da aslında Balkan sinemasını diğerlerinden ayıran en büyük özellik; tüm sancılı dönemlere daha yakın tarihte olması ve bu toprakta yaşayan halkın sevincini ve üzüntüsünü daha yoğun bir şekilde yaşamasıdır herhalde. Konum olarak Avrupa kıtasında yer alan ancak Avrupa kültüründen dışlanmış; diasporalarla dolu tarihleri ve bazı kentlerinde oluşan kozmopolit yaşam, tüm bunların bir de alt metnine oturmuş bol savaşlı, kanlı bir dönem. Kadınlar ve etnik azınlıklar gibi birçok konuya da yönelen Balkan Sineması, aslında birçok bölgede yer alan sorunları daha derinlemesine, açık ve doğal bir dille ele alıyor. Belki de bu nedenle daha içten ve gerçek gelen bir anlatımla sinemaseverleri derinden etkilemeyi başarıyor.

26 Ağustos’ta vizyona girecek olan, Death in Sarajevo’nun yönetmeni Danis Tanovic’in Saraybosna için söylediği gibi; “ Ne kadar egzotik görünürsek görünelim aslında Münih’e birkaç saat uzaklıktayız.”

Sinemalarda Death in Sarajevo’yla buluşmadan önce Avrupa kültürüne çok uzak, ama aslında çok yakın olan; olayları ele alış şekilleriyle ve toplum yapısıyla samimiyeti ortaya çıkaran Balkan sinemasından mutlaka izlemeniz gereken 8 filmlik bir listeyle sizleri buluşturalım dedik. İşte Balkan Sineması’nın usta yönetmeni Emir Kustarika’dan Tanovic’e doğru uzanan kısa bir seçki!

Balkan Sinemasından Mutlaka İzlemeniz Gereken 8 Film!

Otac na Sluzbenom Putu – 1985

otac-na-sluzbenom-putu-filmloverss

İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçen hikaye, Emir Kustarica’nın başarılı yapımlarından biri. Komünist partisi üyesi olan ve partinin hoşuna gitmeyecek işler yaptığı için hapse atılan babasının ardından çektiği sıkıntıları ve Yugoslavya’nın o dönemde çizdiği resmi bir çocuğun gözünden izliyoruz. Birçok ilişki üzerine kurulan hikayesiyle, savaşın gölgesinde geçen etkileyici bir hikaye; Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile ayrılmıştır. Tito dönemi Yugoslavyası’na bir çocuğun gözünden bakabilmek, mizahı köreltmeden trajediyi hissedebilmek için izlenmesi gereken filmlerden biri olan Otac na Sluzbenom Putu, Kustarica’nın ikinci uzun metraj filmi.

Pred Dozdhot – 1994

pred-dozhdot-filmloverss

Mekadonyalı yönetmen Milčo Mančevski’nin ilk uzun metraj filmi Pred Dozdhot, Oscar’a aday gösterilen ve Makedonya sinemasını dünyaya tanıtan film olma özelliğini taşır. Bosna Savaşı sırasında geçen film, birbirinden ayrı üç hikayeden oluşur. ‘Kelimeler’, ‘Yüzler’ ve ‘Fotoğraflar’ isimlerini taşıyan bu öyküler, ilk başta her ne kadar birbirinden çok farklı olarak görülse de daha sonradan bir kesişme yaşarlar. Başlıca karakterleri suskunluk yemini etmiş bir Ortodoks kesiş, çetelerden kaçan bir Arnavut kız, Londra’lı bir fotoğraf editörü ve bir savaş fotoğrafçısı olan film, samimi anlatımıyla ve gerçekçi öyküleriyle savaşın anlamsızlığını sorgularken, keskin bir şekilde de savaş karşıtı bir duruş sergiler.

Welcome to Sarajevo – 1997

welcome-to-sarajevo-filmloverss

Michael Nicholson’ın ‘Natasha’s Story’ adlı romanından uyarlanan, haber programından alıntılanan belgesel niteliğindeki görüntülerle ve söylemleriyle dikkat çeken yapım Welcome to Sarajevo’nunn yönetmen koltuğunda Michael Winterbottom oturuyor. Yugoslavya’da yaşanan iç savaş gölgesinde yaşanan hikayelere odaklanan film, savaşın en acı tablosunu ve en kanlı resmini etkileyici bir şekilde beyazperdeye taşımayı başarıyor. Kurgu ve gerçeği bir arada barındıran film, mutsuzluğa gömülmemize neden olan repliği “Savaş, Sarajevo’dur! Onun bir parçası değilsen, rüyadasındır!” ile hafızalara kazınmıştır. Saraybosna’daki kuşatma bittikten kısa bir süre sonra çekimlerine başlanan film, bu nedenle gerçekçi görüntüler ve estetize edilmemiş dekoruyla sinema dünyasına bahşedilmiş muhteşem bir yapıt.

Bure Baruta – 1998

bure-baruta-filmloverss

Belgrad’da savaş sonrasında sıradan gecelerin birinde başlayan hikayenin anlatıldığı Bure Baruta, Kosova gerçeğine sorgulayıcı bir bakışla bakan bir Goran Paskeljevic filmidir. Gerçekçi bakışı oldukça sert bir şekilde ele alan film, savaşın insanlık üzerindeki etkilerini; insandan neleri götürdüğünü, neleri kaybettiğimizi acı bir tabloyla suratımıza vurmaktan kaçınmaz. Birçok hikayeyi ‘şiddet’ temasını ortak noktası alarak izleyiciye sunan Brue Baruta, gerilimi ve kara mizahı da bünyesinde bulundurur. Paskeljevic bu filminde izleyiciyi, savaşın insanlığa yansımasına oldukça gerçekçi bir dille şahit olmak için, 1 saat 40 dakikalık bir sinema şölenine davet ediyor.

Grbavica – 2006

grbavica-filmloverss

Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ile ayrılan, eski Yugoslavya’nın arka planında geçen bekar bir annenin çektiği zorluklara ve hayat mücadelesine odaklanan Grbavica, Jasmila Zbanic’in ilk uzun metraj filmi. Soğuk bir atmosferi fazlasıyla izleyiciye hissettiren, ‘yüzleşme’ güdüsünü aşılayan ve tüm olumsuzluklara rağmen içinde iyimserlik barındırmayı başaran hikaye, Saraybosna’nın birkaç yüzünü bizimle buluşturmayı başarır. Savaşın bıraktığı izlerin etkisi hala sıcakken; Esma’nın başka bir sorunu daha vardır. Savaşta öldüğünü düşündüğü kocasının ardından, on iki yaşındaki kızıyla baş başa bir hayat kurmaya çalışan Esma’nın hayatı bir anda alt üst olur. Kızının okulundan istenen bir ‘ölüm kağıdı’, tüm gerçekleri su yüzüne çıkaracaktır.

Snijeg – 2008

snow-filmloverss

1997 yılında Bosna’da geçen hikaye; neredeyse tüm erkeklerini kaybetmiş bir köyde, reçel ve turşu yapıp satarak hayatta kalmaya çalışan altı kadın, dört genç kız, yaşlı bir adam ve bir oğlan çocuğunun ekseninde geçer. Bir kadın tarafından başarılı bir kadın öyküsü sunan Snijeg, klasik bir Balkan filmi gibi naif ve samimi bir anlatımla; savaşın ardında bıraktıklarını anlatır. Yönetmen koltuğunda Aida Begic’in oturduğu film,  dış dünyayla bağlantısını neredeyse tamamen yitirmiş bir köy olan Slavno’da geçer. Yaklaşan kış ve yılın ilk karıyla hayat koşulları da zorlaşmakta, köyde kalan halkı zorlu bir hayat beklemektedir; savaş bitmiştir ama aslında hayatta kalmak da ayrı bir savaş değil midir?

İztochni Piesi – 2009

iztochni-piesi-filmloverss

Bulgar yönetmen Kamen Kalev’in hem senaryosunu kaleme aldığı hem de yönettiği filmi İztochni Piesi, Bulgaristan’da yaşayan iki kardeşin; İtso ve Georgia’nın aileleri ile olan sorunlarını konu alıyor. İtso ve Georgia’nın yolu Sofia’da, kaldıkları otelin Neo-Naziler tarafından saldırıya uğraması sonucu  Türkiye’den Almanya’ya yolculuk eden bir aileyle kesişmesiyle gelişen hikaye; İtso ile Işıl’ın aşkıyla duygusal bir yakınlaşmaya da yer verir. Şimdiye kadar politik durumlardan dolayı bazı ön yargılar beslediğimiz Bulgaristan’ın olağan hayatına ışık tutan film, günlük hayatı ve efsanelerden uzak gerçek sorunları anlamak adına başarılı bir yapım. Filmin oyuncu kadrosunda Saadet Işıl Aksoy ile Kerem Atabeyoğlu da yer alıyor.

Djeca – 2013

children-of-sarajevo-filmloverss

1990’lı yıllarda yaşanan Bosna-Hersek, Sırbistan Savaşı’nın üzerinden hikayesini ele alan film Djeca, anne ve babasını savaşta kaybetmiş iki kardeş; 23 yaşındaki Rahime ve ergenlik çağındaki Nedim’in yaşam mücadelesine odaklanıyor. Türkiye Sineması’nın başarılı yönetmenlerinden Semih Kaplanoğlu’nu yapımcı olarak gördüğümüz, yönetmenliğini ve senaristliğini ise Aida Begic’in üstlendiği film, ya yetimhaneye ya da yasa dışı suç örgütlerinin eline düşecek olan kardeşinin velayetini elinde tutmaya çalışan Rahime’nin yaşadıklarını; sade bir anlatımla savaşın izlerini, savaşın ardından yaşanan geçiş dönemini beyazperdeye yansıtmayı başarır.

 Death in Sarajevo 26 Ağustos’ta Vizyonda!

death-in-sarajevo-5-filmloverss

Bernard-Henri Lévy´nin “Hotel Europe” adlı oyunundan uyarlanan, içinde bulunduğu coğrafyanın derin bir özetini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren film Death in Sarajevo’nun yönetmen koltuğunda 2001 yılında ilk filmi No Man’s Land ile birçok dalda önemli ödüller kazanan Denis Tanovic oturuyor. Berlin Film Festivali’nde ‘Gümüş Ayı’ ve ‘FIPRESCI’ ödülleriyle ayrılan Tanovic’in son filminin konusu ise şöyle; Birinci Dünya Savaşı’nı başlatan suikastın 100. yılında Hotel Europe büyük bir etkinliğe hazırlanmaktadır. O gün, otelin çatısında yapılan TV yayınında sabit politik duruşlar birdenbire asırlık tartışmalara yol açarken, otel müdürü aylardır maaşlarını alamayan ve tam da bu önemli günde grev yapmaya karar veren çalışanları “kendine özgü” yöntemlerle engellemeye çalışmaktadır. Grev sözcüleri bir bir ortadan kaybolurken en önemli konuklardan birini korumaya çalışan polisin tek derdi ise eşinin almak istediği kanepenin fiyatıdır.

Tanovic‘in tarihteki en kanlı yüzyıla modern bir bakış açısıyla baktığı filmi Death in Sarajevo 26 Ağustos’ta vizyonda olacak, kaçırmayın!


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi