Dünyanın en karakteristik ülkesi İzlanda’nın sayılı sinemacılarından biri de Dagur Kari. Sinema kariyerinde daha yolun başında olsa da özellikle ilk iki filmiyle kendisine yönelik beklentileri yükseltmeyi başarmıştı. ABD’de çektiği The Good Heart ile hayranlarını kısa süreli bir şaşkınlığa uğratsa da son filmi Bakir Dev – Fusi ile tekrar kendi topraklarına ve eski sinemasına dönmüş. Yönetmenin önceki filmlerinden de alışık olduğumuz gibi filmin ana teması, uyum problemleri. Bir aşk filmi olarak değerlendirilse bile ortada klasik romantik komedilerden çok daha başka bir şey var. Absürtlüğün yanında gerçeklik algısından kopmaması filmin en önemli özelliklerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Fusi, 40’lı yaşlarında olup hala annesiyle oturan ve toplumla iletişim sıkıntıları yaşayan birisidir. Günlük rutinleri dışına çıkmayan, evden işe işten eve giden, ev içinde hobileriyle vakit geçiren bu adam aynı zamanda aşırı iri ve kiloludur. Annesinin erkek arkadaşının kendisini doğum günü hediyesi olarak bir dans kursuna yazdırması Fusi için çok büyük bir kırılmanın yaşanmasına sebep olacaktır.

Noi Albinoi ve Voksne Mennesker gibi varoluşun sorgulandığı, altı oldukça dolu, buram buram Kuzey kokan özgün filmlerin ardından Dagur Kari’nin ABD’de film çekmesi haliyle pek çok kişide şaşkınlık yaratmıştı. Yapılış nedenini ve nasılını hala bilemediğimiz The Good Heart gibi bir deneyimin bir daha tekrarlanmaması en büyük temennimiz. Kendi ülkesinde meşhur olup Hollywood’a transfer olan yönetmenler kategorisine girmek; hem Kari’nin filmlerinde ortaya koyduğu profile yakışmayacak hem de özgünlüğünden gelen gücün kaybolmasına sebep olacaktı. Yönetmen de yaptığının çok doğru bir şey olmadığını anlamış olacak ki yeni filmini kendi topraklarında, kendi insanlarıyla, bildiği sorunsallar üzerine kurarak eski başarısını tekrardan yakalıyor.

Bakir Dev, sinemada pek çok kez karşımıza çıkan büyüyememiş çocukların kuzeyli bir örneğini gösteriyor bize. Fusi kahvaltıda her gün mısır gevreği yiyen, çalıştığı yerde hiç kimseyle doğrudan diyaloğa girmeyen, asker maketleriyle oynayan, eline kadın eli değmemiş bir İzlandalı. Annesinin bile sevgilisi var fakat karakterimiz kendisini o kadar dışarıya kapatmış ki bir noktadan sonra durumunda negatif bir yan olmadığına inandırmış kendini ve küçük dünyasında rutinleri içinde yaşamını sürdürmeyi seçmiş. Tesadüf eseri tanıştığı alt komşusunun küçük kızı, Fusi’nin sosyal anlamda dışarıdan iletişim kurduğu ilk kişi oluyor. Bir şekilde kabuğundan sıyrılıyor bu koca adam. Dans dersinde yine başka bir tesadüf sonucunda tanıştığı Sjöfn ise Fusi’nin hayatı yeniden keşfetmesine sebep oluyor. Aşkı, seksi, sevgiyi, başkası için bir şey yapmanın önemini ilk defa bu kadın ile beraber öğreniyor.

Sjöfn ile beraber Fusi bir keşif dönemine giriyor. Farkında olmadan her zaman beklediği bir şeyin- birisinin olduğunu anlıyor ve o şeyi-kişiyi bulduğunda aydınlanmalar ardı ardına geliyor. Kabuklarını kendisi paramparça ediyor ve bambaşka bir karaktere dönüşüyor. Asosyal adam gidiyor, yerine neredeyse hiç tanımadığı bir kadına hayatını adayabilecek bir adam geliyor. Depresyonda olan kadın için elinden gelen her şeyi yapıyor Fusi ve karşılığını da alıyor. Belirli bir süre için birlikte oldukça keyifli günler geçiriyorlar. Fakat dengesiz ruh halinden ötürü Sjöfn’ün sağ gösterip sol vurması Fusi için başka aydınlanmalar yaşanmasına sebep oluyor. Dagur Kari, filmini bu noktada iki finalle bitirmeyi tercih etmiş. Yann Samuel’in Jeux D’enfants filminde yaptığı gibi kendi içinde iki alternatif yaratarak seyircinin kendi tercihini yapmasına olanak tanıyor. Ben daha karanlık ve eskiye dönülen finali bütün içinde daha etkili buldum ve filmi o finaliyle sonlandırıyorum zihnimde. Fakat başkaları bir nebze daha umut yüklü ikinci finali tercih ederek filme başka anlamlar yükleyebilir. Bu ihtimaller sinemayı güzelleştiren noktalar değil midir zaten? Herkes için başka bir anlama karşılık gelme ihtimali…

Dördüncü filmini çeken Dagur Kari, önceki filmine nazaran daha iyi bildiği eski formüller üzerinden ilerleyip nispeten bazı şeyleri başarmış. The Good Heart ile kıyasladığımızda kesinlikle daha elle tutulur bir şey var. Fakat yönetmenin Noi Albinoi’deki yaratıcılığını bir kez daha yakalayamadığı da bir gerçek. Kendi sinema dilini oluşturamadığı gibi bazı formülleri tekrar etmesi de küçük bir hayal kırıklığına sebep oluyor. Birey-birey ve birey-toplum ilişkisinin oldukça güzel işlendiği bir film Bakir Dev fakat daha fazlası değil. Yönetmenin kendi ülkesinde kalıp yeni filmlerini yine bildiği şeyler üzerine bu sefer daha bilinçli bir şekilde oluşturmasını temenni ediyoruz.

Yönetmen ve filmleri hakkında daha fazla bilgi almak için geçtiğimiz günlerde yayınladığımız özel dosyamıza bakabilirsiniz: http://www.filmloverss.com/melankolik-izlandadan-varoluscu-bir-sinemaci-dagur-kari/

Dünyanın en karakteristik ülkesi İzlanda’nın sayılı sinemacılarından biri de Dagur Kari. Sinema kariyerinde daha yolun başında olsa da özellikle ilk iki filmiyle kendisine yönelik beklentileri yükseltmeyi başarmıştı. ABD’de çektiği The Good Heart ile hayranlarını kısa süreli bir şaşkınlığa uğratsa da son filmi Bakir Dev – Fusi ile tekrar kendi topraklarına ve eski sinemasına dönmüş. Yönetmenin önceki filmlerinden de alışık olduğumuz gibi filmin ana teması, uyum problemleri. Bir aşk filmi olarak değerlendirilse bile ortada klasik romantik komedilerden çok daha başka bir şey var. Absürtlüğün yanında gerçeklik algısından kopmaması filmin en önemli özelliklerinden biri olarak dikkat çekiyor. Fusi, 40’lı yaşlarında olup hala annesiyle oturan ve toplumla iletişim sıkıntıları yaşayan birisidir. Günlük rutinleri dışına çıkmayan, evden işe işten eve giden, ev içinde hobileriyle vakit geçiren bu adam aynı zamanda aşırı iri ve kiloludur. Annesinin erkek arkadaşının kendisini doğum günü hediyesi olarak bir dans kursuna yazdırması Fusi için çok büyük bir kırılmanın yaşanmasına sebep olacaktır. Noi Albinoi ve Voksne Mennesker gibi varoluşun sorgulandığı, altı oldukça dolu, buram buram Kuzey kokan özgün filmlerin ardından Dagur Kari’nin ABD’de film çekmesi haliyle pek çok kişide şaşkınlık yaratmıştı. Yapılış nedenini ve nasılını hala bilemediğimiz The Good Heart gibi bir deneyimin bir daha tekrarlanmaması en büyük temennimiz. Kendi ülkesinde meşhur olup Hollywood’a transfer olan yönetmenler kategorisine girmek; hem Kari’nin filmlerinde ortaya koyduğu profile yakışmayacak hem de özgünlüğünden gelen gücün kaybolmasına sebep olacaktı. Yönetmen de yaptığının çok doğru bir şey olmadığını anlamış olacak ki yeni filmini kendi topraklarında, kendi insanlarıyla, bildiği sorunsallar üzerine kurarak eski başarısını tekrardan yakalıyor. Bakir Dev, sinemada pek çok kez karşımıza çıkan büyüyememiş çocukların kuzeyli bir örneğini gösteriyor bize. Fusi kahvaltıda her gün mısır gevreği yiyen, çalıştığı yerde hiç kimseyle doğrudan diyaloğa girmeyen, asker maketleriyle oynayan, eline kadın eli değmemiş bir İzlandalı. Annesinin bile sevgilisi var fakat karakterimiz kendisini o kadar dışarıya kapatmış ki bir noktadan sonra durumunda negatif bir yan olmadığına inandırmış kendini ve küçük dünyasında rutinleri içinde yaşamını sürdürmeyi seçmiş. Tesadüf eseri tanıştığı alt komşusunun küçük kızı, Fusi’nin sosyal anlamda dışarıdan iletişim kurduğu ilk kişi oluyor. Bir şekilde kabuğundan sıyrılıyor bu koca adam. Dans dersinde yine başka bir tesadüf sonucunda tanıştığı Sjöfn ise Fusi’nin hayatı yeniden keşfetmesine sebep oluyor. Aşkı, seksi, sevgiyi, başkası için bir şey yapmanın önemini ilk defa bu kadın ile beraber öğreniyor. Sjöfn ile beraber Fusi bir keşif dönemine giriyor. Farkında olmadan her zaman beklediği bir şeyin- birisinin olduğunu anlıyor ve o şeyi-kişiyi bulduğunda aydınlanmalar ardı ardına geliyor. Kabuklarını kendisi paramparça ediyor ve bambaşka bir karaktere dönüşüyor. Asosyal adam gidiyor, yerine neredeyse hiç tanımadığı bir kadına hayatını adayabilecek bir adam geliyor. Depresyonda olan kadın için elinden gelen her şeyi yapıyor Fusi ve karşılığını da alıyor. Belirli bir süre için birlikte oldukça keyifli günler geçiriyorlar. Fakat dengesiz ruh halinden ötürü Sjöfn’ün sağ gösterip sol vurması Fusi için başka aydınlanmalar yaşanmasına sebep oluyor. Dagur Kari, filmini bu noktada iki finalle bitirmeyi tercih etmiş. Yann Samuel’in Jeux D’enfants filminde yaptığı gibi kendi içinde iki alternatif yaratarak seyircinin kendi tercihini yapmasına olanak tanıyor. Ben daha karanlık ve eskiye dönülen finali bütün içinde daha etkili buldum…

Yazar Puanı

Puan - 72%

72%

Bir aşk filmi olarak değerlendirilse bile ortada klasik romantik komedilerden çok daha başka bir şey var.

Kullanıcı Puanları: 3.97 ( 3 votes)
72
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi