34. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilen Tanrılarla Konuşmalar filmi vesilesiyle Kürt yönetmen Bahman Ghobadi ile sineması ve hayata bakışı ile üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Dokuz farklı yönetmenin kısa filmlerinden oluşan Tanrılarla Konuşmalar’da Yılmaz Erdoğan’ın rol aldığı ve çekimleri Mardin’de yapılan, Ghobadi’nin yönettiği bir bölüm de var.

Söyleşi: Kübra Çağlayan

[vimeo width=”600″ height=”350″ video_id=”124770169″]
*Röportajı altyazılı olarak izlemek için “cc” tuşuna basınız.

Kübra Çağlayan: Öncelikle sizinle söyleşi yapabilme şansı elde edebildiğim için çok mutluyum. Filmlerinizin en büyük hayranlarından biriyim. Pek fazla zamanımız olmadığı için doğrudan sorularıma geçmek istiyorum. Bir söyleşinizde acı ve ıstırabın tutkunuz olduğunu söylemiştiniz. Bunun sinemanızı etkilediğini biliyorum. Barış, adalet dolu ve hiçbir sınırın olmadığı bir dünyada doğmuş olsaydınız, yine yönetmen olur muydunuz?

Bahman Ghobadi: Pek sanmıyorum. Bence bu, acılarla dolu bir coğrafyadan geliyor olmamla alakalı bir durum. Biz ne olursa olsun her zaman geçmişimizle yaşıyoruz. Benim geçmişim çöplüklerle dolu ama benim malzemem de onlar. İleride bana daha iyi imkanlar sunulsa da ben buyum ve başka biri olamam. Eğer geçmişimdeki o acılar olmasaydı şu an karşınızda olamazdım. Ancak dünyaya yeniden gelme gibi bir şansım da olmadığı için bu konu hakkında pek konuşmak istemiyorum. Hayatımdan memnunum. Çok fazla şey öğrendim bu şekilde. Çünkü çok fazla sorun gördüğüm acılarla dolu bir coğrafyadan geldim.

Şu an üç tane konu var kafamda. Üç farklı yerde geçen üç film üzerine çalışıyorum.

K.Ç. : Tüm bu zorluklar Bahman Ghobadi’yi yarattı.

B.G : Evet, böyle olmasını istiyorum. Çünkü yaptığım ve yapmak istediğim şeyden memnunum, böyle mutluyum. Ama zaman kaybediyorum. Özellikle çocukken; yağ, ekmek ya da başka bir şey için kuyruklara girdiğimizde her gün on saatten fazla kalırdık orada ve kimse çıkıp da bana okumam için bir kitap bile vermezdi. O zamanlara, o kaybettiğim saatlere ve günlere geri dönmeyi istiyorum. Birinin bana okumam, tekrar tekrar okumam için kitap vermesini isterim. Bu çöplüklerle dolu anıları düşünüyorum her zaman ve dışarıdaki çöpleri karıştırıp sanat yapmak için bir şeyler arayan bir sanatçı gibi kullanıyorum bu anıları. Çok fazla kötü ve boş anım var ve şu anda filmlerimde onları anlatıyorum. Çünkü Orta Doğu özellikle İran’da, Irak’ta Kürdistan hiç iyi bir zaman geçirmiyor. Bu yüzden bu bana çok yardımcı oluyor. Oradaki sorunların tümüne bambaşka bir gözle bakmamı sağlıyor. Savaş alanında veya yakınlarında yaşamak beni daha güçlü biri yapıyor. Bu güçle, bir sınıf açtım ve o sınıfla yedi ay boyunca kampa girdik. Eğer böyle bir coğrafyadan gelmiş olmasaydım, bu sektörde kalamazdım ve orada bir sınıfım olmazdı. Ben böyle mutluyum çünkü insanlara, çocuklara sinemayı ve fotoğrafı öğretmek adına açabileceğim bir sınıf için özel bir bölgem vardı.

K.Ç. : Pekâlâ. Bildiğim kadarıyla artık İran’da yaşamıyorsunuz.

B.G. : Evet, yedi yıl oldu İran’dan ayrılalı.

K.Ç. : Doğup büyüdüğünüz, aşina olduğunuz yerden başka yerlerde film çekmek zor olmuyor mu?

B.G. : İlk birkaç yıl biraz zordu ama şimdi o kadar zor olduğunu düşünmüyorum. Mesela burayı biliyorum, ikinci filmimin burada olacağını hissedecek kadar biliyorum burayı. Şu an New York’u biliyorum. Konularımın tamamı önceden orada tanıştığım bazı karakterler hakkında, onları çok iyi tanıyorum. Şu an üç tane konu var kafamda. Üç farklı yerde geçen üç film üzerine çalışıyorum.

K.Ç. : Üç farklı film?

B.G. : Evet ama aynı zamanda üzerlerinde çalışmaya devam ediyorum. Bir tanesi çekimlere hazır. Benim karakterlerim çok enerjik bireyler ve hepsinde bunu kullanmak istiyorum. Peki soracak olursan bir film çekmek için İran’a gitmek istiyor muyum? Hayır, İran’a bir film çekmek için dönmek istemiyorum, dönemem. Bu, bir film yapmak için Çin’e gitmemi istemen gibi. İran da bunun gibi bir şey benim için. Kürtçe ve bunun gibi dillerde film çekme nedenleriniz için İslam kültüründen, polislerden ya da devletten izin çıkmasını bekleyerek bir, iki sene kaybediyorsunuz. Bu aşamalara geri dönemem. Bu beni hasta ediyor ve ben hastaneye dönmek istemiyorum. Eğer sağlıklı biri olarak oraya giderseniz, bir süre sonra sizi de kendileri gibi delirtirler. İyi olmak zorundasınız ve bu çok çok zor. Bu yüzden İran’da çalışmak çok zor.

K.Ç. : Yani, İran’da ya da başka bir yerde çekeceğiniz filmlerinizin başarısı için hiç endişeniz yok.

B.G. : Hayır ancak bu proje beni oldukça heyecanlandırıyor.

K.Ç. : Bu projeden biraz bahsedebilir misiniz?

B.G. : Şimdi anlatırsam, filmi çekemem. Sadece hiçbir şey anlatmadığımda, yapabilirim.

K.Ç. : Pekala, yeni filmi çok beklememiz gerekecek mi?

B.G. : Şimdiden iki film yaptım. Henüz sahip olmadığımız Kürdistan hakkında belgesel ve kurgu. İki gün önce bitirdim.

K.Ç. : İki gün önce mi?

B.G. : Evet son kurguların hepsini İran’da ve burada yaptım. Bir filmim daha var. Yedi aylık bir sınıf kurdum. İran ve Kürdistan’daki film yapımcılarından yedi kişi davet ettim ve derslere girdik. 120 çocuğa fotoğraf ve film çekmeyi öğrettik. Yirmi tane küçük kamera satın aldım ve öğrencilere verdim, onlarla çalıştık. “Eğer şehre, evinize dönseniz, ne olurdu?”, bunun fotoğrafını ve filmini çekip tüm Dünya’ya gönderin dedik. Dersler boyunca yaklaşık on beş, on altı kısa film çektiler. Ben de onlardan sekiz tanesini seçtim. Onları bir araya getirip uzun metrajlı bir film yapıyorum. Adı da Kobanê ve Ezidiler’in Sesi (Voice of Kobanê ve Ezidi) olacak. Şimdi birisi tamamlandı, bir yerlere göndereceğiz. Bu, oldukça orijinal bir film. Çünkü onlar, herhangi bir sansür ya da otorite olmadan kendileri hakkında bir film yaptılar. Bu gerçekten çok sevdiğim bir şey.

Açıkçası Türkiye hükümeti Kürt filmlerini desteklemek ister mi bilmiyorum ama bence şu an Kürt filmlerini desteklemek için en doğru zaman.

K.Ç. : Söyledikleriniz, benim neden filmlerinizden oldukça etkilendiğimi açıklıyor. Bir diğer soruma gelecek olursak; Farklı ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamları olan Kürt yönetmenler dünyanın birçok ülkesinde yaşıyor ve birbirlerinden bağımsız olarak farklı koşullar altında birçok ülkelerde film çekiyorlar. Bu çeşitlilik toplamı ortak temaları olan bir Kürt Sinemasının varlığını ortaya koyabilir mi? Ve bu soruya ilave olarak Kürt Sinemasının geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

B.G. : Aslında evet ama öncelikle belirtmek gerekiyor ki Kürt yönetmenlerin hiçbir destekleri yok. Kürt sinemasının en büyük sorununun bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü Kürt yönetmenlerin büyük çoğunluğu filmlerini İran’da çekiyor ve İran hükümeti hiçbir Kürt filmini desteklemiyor.

K.Ç. : Ama aralarında dünyanın farklı ülkelerinde yaşayanlar da var?

G.B. : Belki bir ya da iki tane. Bu yeterli bir sayı değil. Biliyorsunuz, Dünyada 40-45 milyon civarında Kürt yaşıyor. Bir sene içerisinde çekilen Kürt filmlerine göz attığımızda 10, 20 tane film çekildiğini görüyoruz. Bu filmlerin ikisi belki üçü uzun, on veya daha fazlası ise kısa metraj. Lakin bu sayı kesinlikle yetersiz. Çünkü Kürt halkının binlerce hikâyesi, binlerce sorunu var ama ne yazık ki az önce de belirttiğim gibi hiçbir destekleri yok. Bana gelecek olursak, ben kendi filmlerimi çekebilmek için para arıyorum, kaynak yaratmaya çalışıyorum. Gelecek nesiller için ise çok zor, gerçekten çok zor. Hiçbir destekleri yok ama ufak da olsa umutları var. Şu an savaş veriyorlar. Hükümete gidip de destek almak kesinlikle kolay değil, beklemeleri gerekiyor. Açıkçası Türkiye hükümeti Kürt filmlerini desteklemek ister mi bilmiyorum ama bence şu an Kürt filmlerini desteklemek için en doğru zaman. Çünkü bizim kültürümüz farklı, dilimiz farklı. Biz, Türkiye’nin çok kültürlü olduğunu gösterebilme şansına sahibiz. Tıpkı İran’ın olduğu gibi. Ve biz bu çok kültürlü olmayı göstermek zorundayız çünkü farklı kültürlerin bir araya gelmesi başarıyı getirir. Her ne kadar şu an için tüm bunlar zor gözükse de gelecek için umudum var.

K.Ç. : O zaman, Kürt Sinemasının henüz gelişim sürecinin tamamlanmadığını mı söylemek istiyorsunuz?

B.G. : Evet evet, Kürt Sinemasını annesi babası olmayan bir çocuk gibi görüyorum. O çocuğu sokakta görebilirsiniz, ona bir şeyler verebilirsiniz o da sizden bir şeyler öğrenebilir. Ben bu durumu böyle görüyorum.

Bahman-Ghobadi-2-FilmLoverss

K.Ç. : Peki sizden, insanların veya halkınızın sizi hatırlayacağı bir filminizin seçilmesi istense, bu hangi filminiz olurdu?

B.G. : Hiçbirini seçmezdim, çünkü ben kendi filmlerimi sevmiyorum.

K.Ç. : Gerçekten mi? Hiçbir filminizi sevmiyor musunuz?

B.G. : Hayır hayır, tam olarak öyle değil, şöyle diyelim: Ben filmimi sadece bir kez izliyorum. Filmlerimi, tekrar tekrar seyretmiyorum. Filmlerinizi tekrar tekrar nasıl izlersiniz ki? Yaparsınız ve biter. Örneğin, sen bu röportaja seneler sonra baktığında belki birçok hata göreceksin. Çünkü her geçen sene daha profesyonel olacaksın, olacağız ve ne tarz hatalar yaptığımızı daha rahat göreceğiz. Ben de filmlerime baktığım zaman birçok hata görebilirim. Örneğin, festival programında yer alan Tanrılarla Konuşmalar filmi için çektiğim kısa filme bakıyorum. Mardin’de geçirdiğim zaman çok hoşuma gitti. Ama örnek verecek olursak Kaplumbağalar da Uçar filminin kamera arkasında geçirdiğim zaman da beni çok mutlu etmişti. Irak’ta yaşayan Kürt halkı arkamdaydı ve beni destekliyordu. Sarhoş Atlar Zamanı’nı çekerken de mutluydum ama çok zor zamanlardı. Gerekli bütçeyi ayarlayabilmek için iki yıl bekledim. Hayatımın en çılgın, en ümitsiz zamanlarıydı. Acı doluydu, üç gün uyumadığımı biliyorum.

K.Ç. : Belki de bu anlattıklarınız bir film olmalı, hatta siz çekmelisiniz. Böylece gelecekte insanlar sizi, bu filmleri çekerken yaşadığınız zorluklarla hatırlayabilir. Bu başarılı filmleri ne zorluklarla çektiğinizi görebilirler.

B.G. : Belki de… Açıkçası benim asla bir yönetmen sandalyesine oturup çektiğim filmi monitörden seyretme şansım olmadı ve bu gerçekten acı verici. Evet, bu şartlarda bir film çekerken kamera arkasında neler yaşandığına dair bir film çekebilirim, tüm yönetmenler çekebilir. Daha önce çektiğim filmlerin setlerine yeniden gidemem. Bu beni çok üzüyor. Mardin’e yeniden gitmeyi, hatırlamayı çok isterim.

K.Ç. : Son sorum. Özellikle, Türkiye’de yaşayan ve sinemanızdan etkilenen genç yönetmenlere ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

B.G. : Açıkçası, tavsiye konusunda pek de iyi olduğum söylenemez. Başka insanların bana tavsiye vermesini gerçekten değerli buluyorum ama genç nesillere tavsiye vermek gerçekten çok zor. Çünkü benim tavsiyeye, onlardan daha çok ihtiyacım var.

K.Ç. : Onlarca ödülünüz ve filminiz var ve siz yine de bunu söyleyebiliyorsunuz. Aslında bu bile bir tavsiye. Ama benim hala daha çok tavsiyeye ihtiyacım var.

B.G. : Evet, her zaman daha fazla ihtiyacımız var. Ben de her zaman genç insanlara, arkadaşlarıma soruyorum. Şu veya bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce, bu fikir iyi mi? Ama illa ki tavsiye vermemi isterseniz; benim için zor olacak ama yaptığınız her işi en derinine kadar hissederek, çalışarak, düşünerek yapın. Bildiğiniz şeyler üzerinde vakit kaybetmek yerine her şeyi daha derinden inceleyin. Çünkü bugün tüm dünyada, tüm iş dallarında her şey boş, bomboş. Günümüzde kusursuz filmler seyredemememizin sebebi de bu. Kitapları eskiden okuduğumuz gibi okumuyoruz. Çünkü her şeyi çok hızlı tüketiyoruz. iPhone, Facebook ve teknolojinin sağladığı birçok yenilik film izlememizi engelliyor. Bir filme gidiyorum ve sinema salonunda onlarca yanan telefon ışığı gözümü alıyor. Ben de bu durumu görünce kendime soruyorum; “Neden film yapmaya devam ediyorum?” Ben, seyirci ile bağlantı kurmak istediğim için film çekiyorum. Sadece bu da değil ben, Kürt halkının yaşadığı yerlerde gösterilmesi için Kürtçe filmler çekiyorum ama bizim şehirlerimizde bu filmleri gösterebileceğimiz sinema salonlarımız yok.

K.Ç. : Sizin, bir sinema salonu inşa etmek istediğinizi duymuştum, yanılıyor muyum?

B.G. : İstedim, ama yapamadım. Çünkü yapmak istediğim bölgeye IŞİD saldırdı ve projeyi durdurmak zorunda kaldım. Sanat galerileri açmak, film festivalleri düzenlemek istiyordum. Planlarımız vardı, başlamıştık. Proje durdu çünkü ben daha fazla orada bulunmak istemiyordum. Çünkü, IŞİD’in tekrar ne zaman geleceğini bilemiyoruz. Ve burada zaman kaybetmenin yersiz olduğunu düşünerek başka bir yer bulmak üzere geri döndüm. Şu an İstanbul’dayım, burada yaşıyorum, çünkü bu şehri çok seviyorum. New York’ta da vakit geçiyorum, zaman zamansa Kürdistan’a gidiyorum. Savaşın bitmesini ve oraya tamamen geri dönerek elimden gelen her konuda yardımcı olmak istiyorum.

K.Ç. : Umarım.

B.G. : İnşallah.

K.Ç. : Değerli vaktinizi ayırıp, bizimle röportaj yaptığınız için çok teşekkür ederiz.

B.G. : Ben teşekkür ederim.

Söyleşi: Kübra Çağlayan
Deşifre: Melike Ölker – Ecem Şen
Altyazı: Damla Durmaz

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi