23. Adana Film Festivali’nden yedi, 53. Antalya Film Festivali’nden altı ödül kazanan Babamın Kanatları, dünya prömiyerini 51. Karlovy Vary Film Festivali’nde ana yarışmaya seçilerek gerçekleştirmişti. Film, ayrıca 4. Duhok Film Festivali’nden “Yılmaz Güney ödülü”, 38. Nantes 3 Continents Film Festivali’nden “İzleyici ödülü” ve 22. Kolkata Film Festivali’nden “En iyi yönetmen” ödülü ile ayrılarak yıla damgasını vuran yerli filmlerden olmayı başardı.

Kıvanç Sezer’in bir gazete haberinden yola çıkarak çekmeye karar verdiği film, işçi sınıfının, emeğin ve insan onurunun yanında; taşeron sisteminin, sistem adamlarının, “fıtrat” denilen işçi ölümlerinin karşısında olan bir yapım. Babamın Kanatları, bu yıl usta yönetmen Ken Loach’un Cannes Film Festivali’nde “Altın Palmiye” ödülüne layık görülen son filmi I, Daniel Blake ile benzer özellikler taşıyor. Babamın Kanatları’nda İbrahim (Menderes Samancılar), I, Daniel Blake’te ise Daniel (Dave Johns) ölümcül bir hastalığın pençesinde olmasına rağmen sistemle mücadele etmeye çalışan işçiler. İbrahim, işçi ölümlerinin en çok yaşandığı ülkelerden Türkiye’nin inşaat sektörü, Daniel ise İngiltere’nin devlet bürokrasisi karşısında çıkışsızlığa itilen karakterler. İki filmi birbirinden ayrıştıran en temel unsur ise Loach’un politik tavrını slogan atarak ve dramatik yapısını ajitasyona kayarak anlatması, Sezer’in ise tam tersi bir tutum sergilemesi.

Mekânın ayrı bir karaktere dönüştüğü, hatta filmin esas başrolü haline geldiği filmler vardır. Büyük kısmı şantiye alanında geçen Babamın Kanatları’nı da bu filmler arasına dâhil edebiliriz. Şantiye sahası filmin başrolü, korku-gerilim hattı, dramatik yapısı, gerçekçiliği, umudu ya da çaresizliği niteliğinde. Sezer, bu şantiye sahasında büyük patronlar, aracılar ve kalfalar arasında dönüp dolaşan ama bir türlü işçiye gelemeyen ya da geç gelen paralarla kurulu emek sömürüsü düzenini gözler önüne seriyor. Şantiyeye geldiğinde işçilerin suratına bile bakmayan ama işçi ölümüyle sonuçlanan bir olayın ardından kişinin ailesine “kan parası” teklif etmek için birebir görüşmeye giden sistem adamlarının foyası tüm gerçekliğiyle ortaya dökülüyor. Özellikle Rüzgar Çetin meselesiyle aynı döneme denk gelmesiyle güçlünün güçsüzü ezdiği, olayların hasıraltı edildiği adaletsiz sisteme kahrolarak, içimiz kan ağlayarak bir kez daha şahit oluyoruz.

Babamın Kanatları: “O Birileri Sensin, O Birileri Benim!”

Filme gelen eleştiriler arasında İbrahim’in dramatik hikâyesinin yönünü, sistemin bir adamı olmak için çabalayan Yusuf’un (Musab Ekici) yan öyküsünün bozduğu iddiası yer alıyor. Hayalleriyle, gelecek planlarıyla, bu işten zengin olma çabalarıyla Yusuf’u bir nevi İbrahim’in gençlik zamanları gibi düşündüğümüzde aslında taşlar yerine oturuyor. Bu işin sonlarındaki İbrahim’in kendi başına oldukça dramatik duran, umudu tükenen, ölümle iç içe yaşamını işin henüz başlarında ve geleceğe dair umudu olan Yusuf’un hikâyesiyle sentezlemek ajitasyona kaçmamak açısından dengeleyici bir faktör niteliği görüyor. Sistemin adamı Resul (Tansel Öngel) tarafından “Bizim işimiz tehlikeli ama birilerinin de bu işi yapması lazım değil mi? O birileri kim? O birileri sensin, o birileri benim.” diye gazlanan Yusuf zaten finalde insan hayatının değersizliğini ve kendi geleceğini görerek misyonunu tamamlıyor. Küpe takan Kürt işçi Yusuf ve türbanlı kadın Nihal (Kübra Kip) arasındaki ilişki fazla göze batan, sembolik bir anlatım taşısa da bir nevi “Yeni Türkiye” yorumu olarak da nitelendirilebilir. Yusuf ve Nihal’in içlerinde bulunduğu bir grup insanın meydanda Grup Bajar’ın Kürtçe rock müziği Nana eşliğinde halay çektikleri sahne ise filmin gri tonlardaki atmosferine kıyasla coşkulu tavrıyla dikkat çekiyor. Birlik ve beraberliğe davet eden bu sahnenin kısa zaman içinde kült olabilme potansiyeline dikkat çekmek lazım.

Filmin oldukça başarılı oyuncu seçimlerine ayrı bir parantez açmak gerek. Yılların “yardımcı erkek oyuncusu” Menderes Samancılar’ı başrole taşımasıyla ayrı bir önemi hak eden film, usta aktörün gözlerinden yaşanmışlık akan dokunaklı ve içsel performansıyla çıtasını yükseltiyor. İlk defa bir sinema filminde oynayan genç oyuncular Musab Ekici ve Kübra Kip ise karakterlerinin kimliğini gerçekçi bir şekilde üzerlerine giyen başarılı performanslarıyla ödül törenlerinde de adlarından söz ettirmeyi başardılar. Sinemamız gelecek için umut vadeden, iki yetenekli oyuncu kazanmış oldu. Yan rollerde Tansel Öngel ve Mustafa Kırantepe’nin katkılarını da unutmamak lazım.

İşçi sınıfının, emeğin ve insan onurunun yanında olan Babamın Kanatları, güçlü performanslar sergileyen oyuncu kadrosuyla, Kıvanç Sezer’in sinema bilinci olan yönetmenliğiyle ve Bajar grubunun etkili müzikleriyle öne çıkan başarılı bir ilk film.

23. Adana Film Festivali’nden yedi, 53. Antalya Film Festivali’nden altı ödül kazanan Babamın Kanatları, dünya prömiyerini 51. Karlovy Vary Film Festivali’nde ana yarışmaya seçilerek gerçekleştirmişti. Film, ayrıca 4. Duhok Film Festivali’nden “Yılmaz Güney ödülü”, 38. Nantes 3 Continents Film Festivali’nden “İzleyici ödülü” ve 22. Kolkata Film Festivali’nden “En iyi yönetmen” ödülü ile ayrılarak yıla damgasını vuran yerli filmlerden olmayı başardı. Kıvanç Sezer’in bir gazete haberinden yola çıkarak çekmeye karar verdiği film, işçi sınıfının, emeğin ve insan onurunun yanında; taşeron sisteminin, sistem adamlarının, “fıtrat” denilen işçi ölümlerinin karşısında olan bir yapım. Babamın Kanatları, bu yıl usta yönetmen Ken Loach’un Cannes Film Festivali’nde “Altın Palmiye” ödülüne layık görülen son filmi I, Daniel Blake ile benzer özellikler taşıyor. Babamın Kanatları’nda İbrahim (Menderes Samancılar), I, Daniel Blake’te ise Daniel (Dave Johns) ölümcül bir hastalığın pençesinde olmasına rağmen sistemle mücadele etmeye çalışan işçiler. İbrahim, işçi ölümlerinin en çok yaşandığı ülkelerden Türkiye’nin inşaat sektörü, Daniel ise İngiltere’nin devlet bürokrasisi karşısında çıkışsızlığa itilen karakterler. İki filmi birbirinden ayrıştıran en temel unsur ise Loach’un politik tavrını slogan atarak ve dramatik yapısını ajitasyona kayarak anlatması, Sezer’in ise tam tersi bir tutum sergilemesi. Mekânın ayrı bir karaktere dönüştüğü, hatta filmin esas başrolü haline geldiği filmler vardır. Büyük kısmı şantiye alanında geçen Babamın Kanatları’nı da bu filmler arasına dâhil edebiliriz. Şantiye sahası filmin başrolü, korku-gerilim hattı, dramatik yapısı, gerçekçiliği, umudu ya da çaresizliği niteliğinde. Sezer, bu şantiye sahasında büyük patronlar, aracılar ve kalfalar arasında dönüp dolaşan ama bir türlü işçiye gelemeyen ya da geç gelen paralarla kurulu emek sömürüsü düzenini gözler önüne seriyor. Şantiyeye geldiğinde işçilerin suratına bile bakmayan ama işçi ölümüyle sonuçlanan bir olayın ardından kişinin ailesine “kan parası” teklif etmek için birebir görüşmeye giden sistem adamlarının foyası tüm gerçekliğiyle ortaya dökülüyor. Özellikle Rüzgar Çetin meselesiyle aynı döneme denk gelmesiyle güçlünün güçsüzü ezdiği, olayların hasıraltı edildiği adaletsiz sisteme kahrolarak, içimiz kan ağlayarak bir kez daha şahit oluyoruz. Babamın Kanatları: “O Birileri Sensin, O Birileri Benim!” Filme gelen eleştiriler arasında İbrahim’in dramatik hikâyesinin yönünü, sistemin bir adamı olmak için çabalayan Yusuf’un (Musab Ekici) yan öyküsünün bozduğu iddiası yer alıyor. Hayalleriyle, gelecek planlarıyla, bu işten zengin olma çabalarıyla Yusuf’u bir nevi İbrahim’in gençlik zamanları gibi düşündüğümüzde aslında taşlar yerine oturuyor. Bu işin sonlarındaki İbrahim’in kendi başına oldukça dramatik duran, umudu tükenen, ölümle iç içe yaşamını işin henüz başlarında ve geleceğe dair umudu olan Yusuf’un hikâyesiyle sentezlemek ajitasyona kaçmamak açısından dengeleyici bir faktör niteliği görüyor. Sistemin adamı Resul (Tansel Öngel) tarafından “Bizim işimiz tehlikeli ama birilerinin de bu işi yapması lazım değil mi? O birileri kim? O birileri sensin, o birileri benim.” diye gazlanan Yusuf zaten finalde insan hayatının değersizliğini ve kendi geleceğini görerek misyonunu tamamlıyor. Küpe takan Kürt işçi Yusuf ve türbanlı kadın Nihal (Kübra Kip) arasındaki ilişki fazla göze batan, sembolik bir anlatım taşısa da bir nevi “Yeni Türkiye” yorumu olarak da nitelendirilebilir. Yusuf ve Nihal’in içlerinde bulunduğu bir grup insanın meydanda Grup Bajar’ın Kürtçe rock müziği Nana eşliğinde halay çektikleri sahne ise filmin gri tonlardaki atmosferine kıyasla coşkulu tavrıyla dikkat çekiyor. Birlik ve beraberliğe davet eden bu sahnenin kısa zaman…

Yazar Puanı

puan - 70%

70%

İşçi sınıfının, emeğin ve insan onurunun yanında olan Babamın Kanatları, güçlü performanslar sergileyen oyuncu kadrosuyla, Kıvanç Sezer’in sinema bilinci olan yönetmenliğiyle ve Bajar grubunun etkili müzikleriyle öne çıkan başarılı bir ilk film.

Kullanıcı Puanları: 3.93 ( 2 votes)
70
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi