Toplumsal cinsiyet rollerinin sınırlarının esnetilmeye çabalandığı bir akımın yaşandığı dönemlerin içerisinden geçiyoruz. Özellikle kadın hareketine teşekkür edilmesi gereken bir noktada duruyoruz. Kadın mücadelesi eril erkek düzenine karşı çıkarak toplumsal cinsiyet rollerini kırdı, Türkiye’de hala kırmaya çabalıyor ama kadınların özgürleşmesi bizleri de özgürleştirecektir, zincirlerimizi kırmamızı sağlayacaktır. Kadınların karşılaştığı eril bakış hapsi ve bu bakışın getirdiği hiyerarşik eril düzende ezilme ve şiddet gibi uzayan sorunlar kadınların baş kaldırışının haklı gerekçeleri. Bu direniş kadının toplumsal, kültürel bağlamda zincirlerinden kurtarmaya yönelik, fakat bu direniş bir kar topu efekti ile doğdu. Bu direnişin doğurduğu en büyük etki arasında erkek cinsiyetinin kendine yaptığı eleştirisi ve toplumsal düzende zorunlu tutulduklarına karşı çıkması yer alıyor.

Erkek bireyin sorunları elbette var ve elbette bir adımda olsa da arka planda. Çünkü devletin, dinin, siyasetin, ekonominin, ahlakın ve daha nicesinin eril düşünce ile oluştuğunu düşünürsek erkeğin bir sorunu şiddet veya hiyerarşide ezilme üzerinden tepki almadığı için bu sorun sorun olmaktan çıkıyor. Sadece bir müzakere konusu haline geliyor. O yüzden de arka planda yer alıyor çünkü kadın kimliğinin mücadelesi, ölüme karşı olan bir yolculuğu içeriyor. Fakat yazının bu kısmından sonra kadın mücadelesini bir yerde tutup, erkek mücadelesini odak noktama alacağım. Erkek kimliğinin getirdiklerinin eril düşünce ile onu hiyerarşide üste çıkarsa da eril toplumda, sırtındaki büyük ‘Baba’nın nefesini hissediyor. Eğer genel geçer toplum yargılarına göre beyaz, heteroseksüel, güçlü, evde egemen olan bir erkek iseniz Babanın sevdiği çocuğusunuz (oğlusunuz). Fakat eğer erkek bir birey Babanın (devletin, hiyerarşinin, dinin, toplumsal cinsiyetin…) dediklerinin tersinde bir şey yapmaya veya söylemeye kalkışırsa hatta ve hatta düşünmeye çabalarsa kadın kimliğinde olduğu gibi bir hadım ile karşılanmıyor. Direkt sürüden atılıyor, toplumun dışına atılıyor ve ötekileştirilerek lanetli ilan ediliyor; sonuşta Babaya karşı çıkıyor. Dediğim gibi bu Baba; devleti, hiyerarşiyi, dini, toplumsal cinsiyeti, eril hetero normatif faşist düzeni temsil ediyor.

Bir İsyan Hikayesi: ‘Erkeklik’

prayers - for - bobby - filmloverss

Bu karşı çıkışlar tarihsel bir çerçeveye oturtulduğunda birçok madde halinde açıklanabilir ve özellikle bu maddeler ile toplumun normalarına karşı gelen erkekler toplumun verdiği sıfatlar ile ‘takip edilebilir’. Babaya karşı gelen erkekler; toplumun dinlemeden, anlamadan dışına atılır. Takip etmek için dediğim gibi toplum, Baba oğullarına isim verir. Aynı zamanda Baba o karşı gelen oğlunu özellikle Türkiye’de ters bir yok etme propogandası işler. Kronos onun kendi babasına yaptığı gibi kendi çocuklarının da ona bir isyan yapacağını ve onun egemenliğini bitireceği kehanetini duyduğunda bir karar alır ve doğan her çocuğunu yutmaya başlar. Kronos bu noktada Türkiye toplumu için ikiye bölünüyor. Kadının Babası olan Kronos Türkiye’de çocuğunu yutar, yok eder, sesini susturur; tıpkı Antik Yunan miti Kronos gibi. Bununla beraber erkeğin Babası olan Kronos Türkiye’de dışarı atar. Zaman anlamına gelen Kronos bu karşı gelen erkek çocuklarını kendinden öteye zamansallığın dışına atar ve bu atış ile o çocukları zamansızlaştırdığı gibi bir hortlak haline getirir. Çünkü hortlakların zamanı yoktur, her zaman onlar vardır geçmişi geleceği yoktur. Bu asi olan erkek evlatlar bahsettiğim üç başlık altında; takip etmek, zamanın dışına atmak ve hortlaklaştırmak için yeni sıfatlar alırlar; daha doğrusu bu sıfatlar onlara verilir fişlemek için. Baba’nın egemen olduğu alana göre bu erkekler; ‘anarşik’, ‘dinsiz-imansız’, ‘entel-dantel’, ‘ibne’ veya ‘karı gibi’ sıfatları ile hortlak ilan edilir.

Bu toplumdan Baba ile atılan erkekler arasında da elbette bir erkek dünyasından bahsettiğimiz için hiyerarşi meydana geliyor, daha başkasını düşünebilir miydik ki! Baba’nın toplumdan attığı bu erkekler arasında en hor görülen ve aynı ortamda bulunmanın bir ‘hastalık kapma’ durumu ile özdeşleşen eşcinsel erkekler oluyor. O büyük Baba toplumun her alanını denetlediği ve belirlediği için, toplumun yatak odasına da giriyor ve bu yatak odasındaki duygulara karışıyor. Bireylerin hangi cinsiyette bireye aşık olacağını ve onunla nasıl, ne zaman, nerede sevişeceğini belirleyen Babamız, erkek için en üst özellik olarak ‘erkek adam’lığı belirliyor. Erkek adam, kadınını sahiplenir, kadınını korur, kadınını döver ama dövdüğü yerde gül biter, çocuğuna Baba’sından öğrendiklerini aktarır yani çocuğu olur; bu liste uzar da uzar. Bu listede de gördüğünüz gibi, belki de sizi rahatsız etmiyor ama burada rahatsız edici bir durum var. Baba’nın oğlu bir kadına aşık olmak zorunda değil, bu oğul erkeğe de aşık olabilir, elbette kadın da erkeğe aşık olmak zorunda değil o da bir kadına aşık olabilir. Fakat yazının başında söylediğim gibi bu yazıda erkek birey üzerine eğildiğim için o bakış açısıyla yoluma devam ediyorum. Bu erkeğe aşık olan erkekler yani eşcinsel erkekler Baba tarafından en kötü şekilde, en hakaret verici sözler ile toplumdan reddedilir. Türkiye toplumu için bu hala böyle. Hala insanlar eşcinsel erkekler üzerinden kime aşık olduğu üzerine politika yapıp, homofobi çatısı altında ‘akılsız’ bir şekilde birleşiyorlar.Fakat bunun karşı kutbunda da eşcinsel bir kimlik kişinin sadece aşık olduğu insan ve seviştiği insan belirlemesinde bir etiket sadece düşüncesine sahip, at gözlüklerini çıkarmış insanlar yer alıyor.

İnsanın at gözlüğünü çıkarması kendi bilinç akışı ile olabilecek en zor şeylerden benim perspektifime göre. Tabuların yıkılması egonun oluşturduğu benlikte süper egonun, yani babanın yasalarının oluşturduğu sınırlara karşı gelinmesi ile meydana geldiği için bir bireyin ‘tek başına’ bunu yapması en zorlu yoldur. Bu yolculukta insanın karşılaşmaları önem kazanıyor. Psikanalitik bağlamında bir Lacan okuması yapacak olursam, karşılaşmalarda meydana gelen kırılmalarda insanlar bir tesir içine giriyorlar. Bu tesir ile insanlarda bir duygulanım meydana geliyor. İnsan başka bir birey ile karşılaştığında bu karşılaşmadaki tesir altına girme ve tesir altında bırakma sonucu insanın duygulanım dünyasında bir kırılma yaşanıyor ve bu kırılma ile psişede bir ‘aydınlanma’ gerçekleşiyor. Bu karşılaşmalar olasılıklarında benim için en etkili olanlardan biri sinema-insan karşılaşması. İnsan o karanlık içerisinde gözlerinin önüne serilen dünyada başka bir boyut çatışması ve kırılması yaşıyor. Bu yüzden de belki de bir film izlemek bir tabuyu yıkmakta en güçlü sembol oluyor. Şimdi bu noktada Babanın asi çocuğu olan erkekler içinde Babanın hetero normatif düzenine karşı gelen eşcinsel erkekler grubunun zamansızlaştırılmasına değinen, toplumdan uzaklaşan, eşcinsel erkekler temalı filmler ile belki de Babanın o ‘uslu’ çocuklarının tabuları kırılmaya başlayabilir en azından Babaya isyan eden eşcinsel erkekler figürünün görünürlüğü artıyor!

Sinemada Baba’ya İsyan Eden Eşcinsel Erkekler!

milk - filmloverss

İlk olarak eğer görünürlük mevzusundan bahsedeceksem Gus Van Sant’ın 2008 yılı yapımı Milk üzerine konuşmalıyım. Milk filminde Sean Penn Harvey Milk isimli gay aktivisti canlandırıyor. 1970’li yıllarda ilk kez açık eşcinsel kimliği ile parlemento üyesi olarak seçilen gay hakları savunucusu Harvey Milk’in hikayesinde, Babaya isyanı çok destansı bir şekilde görüyoruz. Milk, toplumun onu atmaya çabaladığı tüm alanların sınırlarını zorlayarak genişletmeye, kendini bu sınırların içerisinde tutmaya çabalıyor. Babanın ona söylediği tüm ‘kötü’ şeyleri üstlenip olumlu anlamlar ekleyerek bunu bir mücadeleye çeviren Milk, dilin ötesinde bir konuma, önderliğe sahip. Tıpkı Türkiye’de de ‘ibne’ kelimesinin olumsuz anlamını kırmak için LGBTİ bireylerin bu kelimeyi üstlenmesi ve anlamını kırarak bir isyan başlatması gibi birçok olaya Milk öncülük ediyor. Babanın en baskın ve güçlü olduğu hetero normatif eril siyasetin içinde gay kimliği ile yer almaya çabalayan ve alabilen Milk, Babanın yersiz yurtsuz bırakmasına karşı bir isyan gerçekleştiriyor. Fakat Baba elbette tüm gücünü ve kaynaklarını bu isyanı susturmak için kullanıyor çünkü tabuları olmayan bir toplumu Baba kontrol edemez. Bu susturmak da ilk yöntem tutmayınca ikinci aşamaya geçiyor; susturmak, dışarı atmak yetmediği için ölüm emri çıkıyor. Harvey Milk realitede de Babaya yaptığı isyan yüzünden öldürüldü.

I - killed - my - mother - filmloverss

2009 yılında yayınlanan televizyon filmi Prayers for Bobby’de de yine bir isyan görüyoruz fakat bu isyan birçok boyut taşıyor, içeriyor. Bobby’nin eşcinsel olduğunu keşfetmesi ile beraber Babayı karşına alması süreci de başlıyor. Fakat burada Baba tıpkı Xavier Dolan’ın filmi I Killed My Mother’da olduğu gibi annenin bedeninde vuku buluyor.  Bobby söylediğim gibi cinsel yönelimine kucak açıp bunu çevresi ile paylaştığında Babanın normları dışına çıkıyor. Bu olabilir, o ‘hastalıklı’ olabilir fakat bunu kabullenip bir de yüksek sesle söylemesi Babanın vücut bulduğu Bobby’nin annesini çileden çıkartıyor. Annesi Bobby’nin ‘doğru yolu’ bulması için kiliseye, hastaneye yani Babanın gücünün olduğu ve sözünün geçtiği mekanlara götürüyor. Babanın belirlediği ritüelleri gerçekleştirirse Babanın onu affedeceğini düşünüyor anne, çünkü kendisi de affedebilecek. Fakat tüm bu arada kalmanın ve toplumdan atılarak, annesi tarafından takip edilmeye başlanması Bobby için bir sınır ve özgürlük ihlali oluyor; o da kendi özerkliğini eline alarak yaşamında ne yapacağına kendisinin karar vereceğini gösteriyor. İntihar ediyor. Aslında bu noktadan sonra film başlıyor. Artık ölümün katı sınırları ile ayrılan anne ve oğul, ilişkiyi başka bir boyuta taşıyor. Babanın artık önemsizleştiği alanda, yani yaşamın ve ölümün ince sınırındaki o ne içerisi ne dışarısı olan alanda Bobby’nin annesi kendini Babanın zincirlerinden koparıyor. Bu zincirlerinden kopuş annenin Babanın esaretinden çıkarıyor ve böylelikle Mary’nin (Sigourney Weaver) isyan süreci başlıyor. Mary bu isyanı oğlunun ölüm acısı ile birleştirerek bir isyan başlatıyor. Babanın insanların üzerindeki yaşamsal dayatmalarına bir yolculuk başlatıyor. Bu yolculuğun bir başkasını daha önce de bahsettiğim gibi Dolan’ın filminde görüyoruz. I Killed My Mother’da Dolan otobiyografik hikayesini yansıtıyor. Dolan’ın canlandırdığı karakter Babanın en küçük kozmosu olan aile içerisinde bir savaş veriyor. Bu savaşı ise yine annesine karşı veriyor Bu savaşta Dolan toplumun sınırları yani ailesinin sınırları dışına atılmak yerine kendisi kaçıyor. Pasif bir direniş olarak okuyabileceğimiz bu isyanda Dolan Babanın başka bir kolu olan eğitim alanında kendine alan yaratıyor ve bu alanda bir isyan gerçekleştiriyor. Babanın gücünü kaçtığı yerde de ensesinde duysa da ilk düşman anneden bir kaçış olduğu için özgürlüğü yaşıyor çünkü kendi zincirlerini kırarak, benliğini özgür bırakıyor.

brokeback - mountain - filmloverss

Bu yukarıda bahsettiğim pasif isyanlardan hetero normatif toplum düzeninden kaçma yolu olan ‘kaçış’ hem realitede en çok karşılaştığımız isyan ve zincirlerden kurtulma yolu hem de kurgusal dünyada sinemanın en çok değindiği noktalardan biri. Fakat bu kaçış metaforu birçok elden birçok farklı perspektifle hayat buldu. Bu perspektifleri ben kendi kategori sınırlarımın içerisinde üçe ayıracağım. Bu üçlemeden ilki toplumun topluluğundan kaçma. Çünkü bir toplumun yapısını, Baba figürünü oluşturan tek varlık insanın ta kendisi. Bu insan yerleştiği günden beri dünya üzerine kendi Baba figürlerini yarattı; devleti yarattı, siyaseti yarattı, aileyi yarattı, dinler yarattı… İşte bu insansızlık rüyası en güzel 2005 yılında Brokeback Mountain filminde işlendi. Ang Lee‘nin bu unutulmaz filminde, iki ‘sıradan’ adam olan Ennis ve Jack’in hikayeleri anlatılıyor. Bu ikili aslında toplumda yer edinememiş iki adam. Fakat film boyunca, en azından başlarda bu iki erkeğin neden toplumda yer edinemediğini anlamıyoruz. Fakat daha sonra öğrendiğimiz gibi bu iki adam kendileri bile bilmeden Babanın sınırlarından atılmış. Bunu toplumun dışına, doğaya gittiklerinde fark ediyorlar. Babanın onlar üzerinde dayattığı tüm kuralları Babanın elinin uzanmadığı yerdeki yokluğunda bu iki kovboy ‘kendilerini’ buluyorlar birbirlerinde. Filmin ikinci aşamasında ise bu kaçış bittiğinde ve Babanın sınırlarına geri dönünce bu iki adam kuralların içine girmekte zorlanıyorlar. Hetero normatif düzende artık nefes alamayan bu eşcinsel erkekler, tüm kurallara karşı isyan ederek küçük kaçamaklar ile birbirlerine dokunuyorlar.

beautiful - thing - filmloverss

Bu kaçış bahsettiğim gibi toplumun ‘kutsallığından’ bir kaçış oluyor ‘kirlenmek’ için. Kaçışın dağ üzerinden konumlandığı Brokeback Mountain filmine benzer şekilde yine metaforik bir bakış açısıyla yapılmış bir diğer epik film Beautiful Thing. Jonathan Harvey‘in oyunundan uyarlanan filmde Babanın birçok yüzünü ve kaçışın birçok olasılığını görüyoruz. Babanın eğitimdeki yüzünün ve ‘adam’ yetiştirme sınırlarını çok net bir şekilde gösteren ve bu sınırların dışında duran Jamie’nin beden eğitimi (?) dersinden kaçarak korunaklı mağarası yatağına geldiğinde bu yatağın metarofik anlamı da ortaya çıkıyor. Bu yatak hem Jamie için hem de Babanın diğer yüzü olan aile içerisinde yok olan ve hem babasından hem de abisinden dayak yiyen Ste için bir kaçış noktası oluyor. Bu yatak onlar için yeryüzünde yeni bir yeryüzü oluyor ve bu yeni dünyada eşcinsel erkekler olarak ruhlarını özerk bırakıyorlar. Tanrı veya doğa tözlerinin öznel töz ile ayrışmadan kimliğin kendisini uçmaya bıraktığı bu metafor bezgili kaçış direnişleri bu ikinci noktada toplumun içinde yeni bir toplum, sadece iki kişinin içerisinde olduğu bir toplum yaratma ütopyasına dayanıyor.

a - single - man - filmloverss

Kaçış isyanına dayandırdığım üçüncü kategorim ise ‘hiçlik’. Babanın oyun alanı olan toplumdan kaçma ve bu oyun alanı içerisinde yeni bir toplum oluşturma ütopyası kategorilerinden sonraki son kategorim, Babadan sonsuza kadar kopma, yani ölüm. Bunun bana göre en güzel örneklerinden biri Christopher Isherwood‘un kitabından Tom Ford‘un sinemaya uyarladığı A Single Man filmi. Filmde Colin Firth‘ün canlandırdığı George karakteri onu tek anlayan ve toplumdaki tüm sahtelikleri ve taktığı maskeyi çıkarmasını, yok etmesini sağlayan partnerini kaybedince toplumla başbaşa kalıyor. Komşu yapısının, aile kavramının, hiyerarşinin, eğitimin içerisindeki Baba ile her gün her an yüz yüze gelen George onun tek kaçış noktası olan partnerini de kaybedince yeni bir kaçış noktası arıyor ve bunu ölümde buluyor. Tüm bu kaçış planlarının yanında Babanın gücü yanında George karşılaşmalar sonucu yeni tesirler içine giriyor ve bu tesirler ona Babanın soğuk yüzünü unutturuyor, dünya daha da sıcak bir yer oluyor. Fakat her karşılaşma yine bir ayrılık getirdiği için film beklenmedik bir Baba müdahalesi ile son buluyor. Sadece bu altı film üzerinden elbette eşcinsel erkekler perspektifini yansıtamam ya da eşcinsel erkekler diyerek bir genelleme yapamam biliyorum fakat Babaya isyanın ne demek olduğunu nokta atışları ile görsel hafızanızda bir alana konumlandırmayı ümit ettim, umarım bir noktada ümidim gerçekleşmiştir. Zincirleri kırmak dileğiyle. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi