Genç çellist Lyla Novacek (Keri Russell) ve İrlandalı Rock yıldızı Louis Connelly (Jonathan Rhys Meyers) insanların gürültüsünden yorulmuş ve bir çatıya sığınmış halde sokaktan geçen bir çalgıcının şarkısına eşlik ederken tanırlar birbirlerini… Ve müziğin dilini paylaştıkları için midir bilinmez, âşık olurlar.

Hızla başlayan aşk çok geçmeden yerini ayrılığa bırakır. Baba Novacek, kızının kariyerinin peşinde koşmasını istemektedir. Louis’le yeniden görüşmesini engelleyip onu vereceği konsere yetiştirir. Louis ise Lyla’nın onu umursamadığını düşünür ve müziğe küsmüştür. Bu arada Lyla kayıp aşkından geriye kalan tek izi, bebeğini geçirdiği bir trafik kazası yüzünden kaybettiğini zanneder. Çünkü baba Novacek bebeği istemez ve Lyla’nın imzasını taklit ederek onu çocuk yetiştirme yurduna terk eder.

Evan Taylor (Freddie Highmore) artık büyümüş, dahi olarak nitelenebilecek yetenekli bir çocuğa dönüşmüştür. Hayatının her anını bir senfoniye dönüştüren bu çocuk, kalbinde bir yerlerde müzik tutkusunun da elverdiği ölçüde anne ve babasının onu aradığına inanır. Müziği takip ederse onları bulacağı inancı ile düşer yollara… Ve Evan bir sihirbazla (Robin Williams) tanışır. Bu eğitimsiz çocuğun tutkuyla gitar çalması sihirbazı büyüler. Ona August Rush ismini verir ve müziğin ruhu canlandırıcı gücünü öğretir. Fakat sihirbazın amacı farklıdır Evan’ın istekleri farklı. Sihirbaz daha fazla paranın peşindedir, Evan ise müziğini daha çok insana duyurmanın… Böylece ailesi onu, o ailesini bulabilir… Hayatın getirdikleri ile birbirinden ayrı düşen fakat müziğin dili ile birbirlerine bağlı olan Lyla, Louis ve August birbirlerine kavuşabilecekler midir?

August Rush filmloverss

Sıra dışı tesadüflerle örülmüş olay örgüsü yer yer Yeşilçam melodramlarını anımsatıyor olsa da filmdeki olağanüstü durumlar yüzünüze iyimser gülücükler yerleştiriyor. Bu tespitimi destekleyecek bir yorumu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Üstat Atilla Dorsay: “Küçük ve iddiasız filmler vardır. Oscar’lara aday olmaz, festivallere katılmaz, eleştirmenlerin bile dikkatini pek çekmezler. Ama insanı öylesine yüreğinden yakalayan, duygularımızı öylesine coşturan filmlerdir ki bunlar, nerdeyse sinemanın, en azından popüler ve kitlesel bir sinemanın temel taşlarından olduğunu düşünürsünüz. İşte ‘Kalbini Dinle’ de bunlardan biri.”

Oyuncu kadrosuyla bile göz kamaştıran film, bilhassa çok derin ve çok iyi vurgular ile insanın iç dünyasını etkiliyor, tıpkı müzik gibi. Çok güçlü. Sinemanın ne kadar büyüleyici ve bütünleştirici bir sanat dalı olduğunun sağlam bir kanıtı; bana kalırsa bir film olmaktan çok daha fazlası. Müziğe de doyuran bir konser sanki. Özetle; eğer uyumadan önce hayaller kuran biriyseniz bu filmi çok seveceksiniz.

İyi seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi