Nesnelerin ruhu olduğuna inanan Fransız yazar Marcel Proust, Kayıp Zamanın İzinde adlı eserinde “Kaybettiğimiz kişilerin ruhlarının daha ilkel bir varlığın, bir hayvanın, bitkinin veya cansız nesnenin içinde tutsak olduğu yolundaki Kelt inancını çok makul bulurum” der. Geçtiğimiz yıllarda çektiği Belleville’de Randevu  ve  The Illusionist (Sihirbaz)  gibi canlandırma filmleriyle ismini dünyaya duyuran Fransız yönetmen Sylvain Chomet imzalı Attila Marcel de bizleri bir tür ‘kayıp zamanın izi’ne çıkarıyor. Her sahnesiyle Marcel Proust’a ve inandığı Kelt inancına karşı saygı duruşunda bulunan Chomet’nin görüntü yönetimi ve renk seçimi konusunda Wes Andersonvari pastel renklere duyduğu ilgi de filmin gerçeküstü atmosferini hissetmemizde bizlere eşlik ediyor.

Anne ve babasını iki yaşındayken kaybeden ve o günden bu yana teyzeleriyle birlikte yaşayan otuz üç yaşının eşiğindeki Paul, başarılı bir piyano virtüözü olmalarını isteyen teyzelerinin de teşvikiyle tüm zamanını piyano başında geçirmektedir. Annesiyle babasının ölümüne tanık olduğu günden beri ağzından tek bir sözcük bile dökülmemiş olan Paul, birbirleriyle aynı kıyafetleri giyinen, aynı şekilde düşünen ve hatta duşa bile beraber giren teyzeleriyle birlikte tek düze bir hayat sürerken, günün birinde dördüncü katta oturan komşuları Madam Proust ile tanışma fırsatı yakalar. Madam Proust, kendi deyimiyle ‘küçük bir ayı’ olan çoban köpeği ile birlikte yaşayan ve evinin gizli bir bölümünde yetiştirdiği bitkiler ve otlar sayesinde müşterilerini hipnoz edip, anılarını canlandırmalarını ve böylece geçmişlerine duydukları özlemi gidermelerini sağlayan mistik bir kişiliktir. Bu hipnoz seansları esnasında müşterilerinden geçmişlerine ait nesnelerle birlikte gelmelerini isteyen Madam Proust, Paul’e de anne ve babasıyla ilgili anılarını yeniden su yüzüne çıkarması konusunda büyük bir destek sağlayacaktır.

Gündelik rutinleri dışındaki zamanlarını parkta, kökleri toprakla bütünleşmiş yaşlı bir ağacın karşısındaki bankta oturarak geçiren Madam Proust ve Paul arasındaki ilişki iki karakteri birbirine yaklaştırırken, geçmişin izinde çıkılan yolculuk kendini bulmaya çalışan Paul’ün hayatında varoluşsal değişikliklere yol açıyor. Aynı şekilde Kelt inancı için dini ve mitolojik anlamda hayati önem taşıyan ağaç, Attila Marcel’in senaryosunda önemli bir yere sahip. Zira, Madam Proust’un bu ağaçla olan ilişkisi onun mistik konumuyla birlikte ilişkilendirildiğinde güçlü bir metaforik anlatım gün yüzüne çıkmış oluyor.

Halüsinojenik kurabiyeyi ısırdığında kayıp anılarına dönen Paul ile, ısırdığı kurabiyenin dili ile damağı arasındaki gezintisinden yola çıkıp çocukluğundaki kahvaltılara geri dönen ve bunun üzerine yüz sayfalık bir hikaye yazan Marcel Proust’u buluşturan Attila Marcel’in pastel dünyasına yakından bakıldığında, bizleri nice sürprizler bekliyor.

Gayet yerinde kullanılan sinematografik anlatımı ve filmin dramatik yapısına da uygun olan gösterişli ve abartılı oyunculuklarıyla özel bir ilgiyi hak eden Attila Marcel’in özellikle Marcel Proust hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacağı bir gerçek. 

Pastel tonlarda halüsinatif bir dünyanın kapısını aralamak isteyenlere ısrarla önerilir!

Nesnelerin ruhu olduğuna inanan Fransız yazar Marcel Proust, Kayıp Zamanın İzinde adlı eserinde “Kaybettiğimiz kişilerin ruhlarının daha ilkel bir varlığın, bir hayvanın, bitkinin veya cansız nesnenin içinde tutsak olduğu yolundaki Kelt inancını çok makul bulurum” der. Geçtiğimiz yıllarda çektiği Belleville’de Randevu  ve  The Illusionist (Sihirbaz)  gibi canlandırma filmleriyle ismini dünyaya duyuran Fransız yönetmen Sylvain Chomet imzalı Attila Marcel de bizleri bir tür ‘kayıp zamanın izi’ne çıkarıyor. Her sahnesiyle Marcel Proust’a ve inandığı Kelt inancına karşı saygı duruşunda bulunan Chomet’nin görüntü yönetimi ve renk seçimi konusunda Wes Andersonvari pastel renklere duyduğu ilgi de filmin gerçeküstü atmosferini hissetmemizde bizlere eşlik ediyor. Anne ve babasını iki yaşındayken kaybeden ve o günden bu yana teyzeleriyle birlikte yaşayan otuz üç yaşının eşiğindeki Paul, başarılı bir piyano virtüözü olmalarını isteyen teyzelerinin de teşvikiyle tüm zamanını piyano başında geçirmektedir. Annesiyle babasının ölümüne tanık olduğu günden beri ağzından tek bir sözcük bile dökülmemiş olan Paul, birbirleriyle aynı kıyafetleri giyinen, aynı şekilde düşünen ve hatta duşa bile beraber giren teyzeleriyle birlikte tek düze bir hayat sürerken, günün birinde dördüncü katta oturan komşuları Madam Proust ile tanışma fırsatı yakalar. Madam Proust, kendi deyimiyle ‘küçük bir ayı’ olan çoban köpeği ile birlikte yaşayan ve evinin gizli bir bölümünde yetiştirdiği bitkiler ve otlar sayesinde müşterilerini hipnoz edip, anılarını canlandırmalarını ve böylece geçmişlerine duydukları özlemi gidermelerini sağlayan mistik bir kişiliktir. Bu hipnoz seansları esnasında müşterilerinden geçmişlerine ait nesnelerle birlikte gelmelerini isteyen Madam Proust, Paul’e de anne ve babasıyla ilgili anılarını yeniden su yüzüne çıkarması konusunda büyük bir destek sağlayacaktır. Gündelik rutinleri dışındaki zamanlarını parkta, kökleri toprakla bütünleşmiş yaşlı bir ağacın karşısındaki bankta oturarak geçiren Madam Proust ve Paul arasındaki ilişki iki karakteri birbirine yaklaştırırken, geçmişin izinde çıkılan yolculuk kendini bulmaya çalışan Paul’ün hayatında varoluşsal değişikliklere yol açıyor. Aynı şekilde Kelt inancı için dini ve mitolojik anlamda hayati önem taşıyan ağaç, Attila Marcel’in senaryosunda önemli bir yere sahip. Zira, Madam Proust’un bu ağaçla olan ilişkisi onun mistik konumuyla birlikte ilişkilendirildiğinde güçlü bir metaforik anlatım gün yüzüne çıkmış oluyor. Halüsinojenik kurabiyeyi ısırdığında kayıp anılarına dönen Paul ile, ısırdığı kurabiyenin dili ile damağı arasındaki gezintisinden yola çıkıp çocukluğundaki kahvaltılara geri dönen ve bunun üzerine yüz sayfalık bir hikaye yazan Marcel Proust’u buluşturan Attila Marcel’in pastel dünyasına yakından bakıldığında, bizleri nice sürprizler bekliyor. Gayet yerinde kullanılan sinematografik anlatımı ve filmin dramatik yapısına da uygun olan gösterişli ve abartılı oyunculuklarıyla özel bir ilgiyi hak eden Attila Marcel’in özellikle Marcel Proust hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacağı bir gerçek.  Pastel tonlarda halüsinatif bir dünyanın kapısını aralamak isteyenlere ısrarla önerilir!
Puan - 82%

82%

Pastel tonlarda halüsinatif bir dünyanın kapısını aralamak isteyenlere ısrarla önerilir!

Kullanıcı Puanları: 1.05 ( 1 votes)
82
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi