İlk filmi Köprüdekiler ile Türkiye’deki alt sınıfları, ikinci filmi Hayatboyu ile Nişantaşı’nda yaşayan orta-üst sınıf bir çifti mercek altına alan Aslı Özge; Dünya prömiyerini Berlinale’de yapan ve buradan Özel Mansiyon ödülüyle dönen son filmi Ansızın – Auf Einmal‘da bu kez Alman orta-üst sınıfına mensup bir adamın yaşadığı trajedi üzerinden toplumu ve toplumsal statüleri sorguluyor. Türkiye’de ilk defa 35. İstanbul Film Festivali’nde izleme fırsatı yakaladığımız ve 14 Ekim’de vizyona girecek Ansızın’ın yönetmeni Aslı Özge ile sineması ve gelecekteki projeleri üzerine oldukça keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Söyleşi: Gizem Çalışır

Gizem Çalışır: Öncelikle röportaj için çok teşekkür ederiz. Ansızın’ın ortaya çıkış süreciyle başlayalım istiyorum. Filmin, ortaya çıkış sürecini öğrenebilir miyiz, bu filmi yazarken veya yazmaya başlamadan önce sizi neler etkiledi?

Aslı Özge: Neredeyse herkesin bildiği ve ilgisini çeken bir haber görür görmez benim de dikkatimi çekti; genç bir kadın yeni tanıştığı bir adamın evinde birdenbire nedeni bilinmeyen bir şekilde ölmüştü. Vaktimin bir kısımını Berlin’de geçirdiğim ve televizyon da seyretmediğim için kadının kim olduğunu pek bilmiyordum. Belki de bu yüzden olayın kendisinden çok medyanın olaya yaklaşımı beni esas etkileyen oldu. Kadın evli ve çocuğu olduğu için, tanımadığı bir adamın evinde ne aradığı üstüne herkes yorum yapma hakkını kendinde görüyordu, hatta hesap soruyorlardı. Benim için bu habere yapılan yorumlar tetikleyici oldu.

Gizem Çalışır: Ansızın, Shakespearein Hamlet eserinden bir cümle ile açılıyor ve film ilerledikçe aslında Hamlet olmaya başlayan bir karakteri izliyoruz. Bu anlamda Ansızındaki Karsten karakterinin dönüşümünü nasıl yorumlarsınız? 

Aslı Özge: Hamlet gibi Karsten da bir anlamda kasabanın prensi. Güçlü ve sözü geçen bir babanın oğlu. Tıpkı Hamlet gibi o da işler yolunda gitmediğinde etrafındakilerin ikiyüzlülüğünü görüyor, bu da onu agresifleştiriyor. İntikam almaya başlıyor, canavarlaşıyor. Karsten aslında böyle olmak istemiyor, hatta gücü kullanma biçimini hiç de tasvip etmediği babasını eleştiriyor en başlarda, ancak gittikçe babasına benziyor, onun gibi davranıyor. Bence karakterin dönüm noktası bunu farkettiği ve kabullendiği yer.

İnsana ait yontulmamış ya da bastırılmış yönlerin özellikle hırslar söz konusu olduğu zaman daha fazla ortaya çıktığını düşünüyorum.

ansızın - 1 - filmloverss

G.Ç.: Kendi hayatını kurtarmaya çabalayan statü sahibi genç bir adam var, yanında bir kadın ölmüş ve bu olaydan sonra çevresindeki herkes ondan uzaklaşmaya başlamış, herkes onu suçluyor, kız arkadaşı tarafından da terk ediliyor. Başlarda adalete güveniyor, kendini sorguluyor ama sonra fark ediyor ki işler bu şekilde yürümüyor. Neticede bu aşamadan sonra film bir tür itibarını ve statüsünü geri kazanma savaşına dönüşüyor ve karakterimiz burjuva ahlakına yenik düşüyor. Bu anlamda, iyi-kötü ve iyilik-kötülük kavramları arasındaki ince çizgiyi verirken zorluklar yaşadınız mı? Yaşadıysanız, bunların neler olduğunu bizimle paylaşabilir misiniz? 

A.Ö.: Senaryoyu yazarken olay akışına konsantre olmaktan çok bu karakteri anlamaya çalıştım. O yüzden benim için önemli olan onu inandırıcı kılmaktı. Onun ne kadar acımasız olabileceğini görmekti. Ama esas zorluk Karsten’ı oynayacak oyuncuyu bulmak oldu. Yan karakterlere çabuk karar vermiş olsam da bir türlü Karsten’a karar veremedim. Seyirciyi hem arada bırakmasını, hem de içindeki kötüyü çıkartırken seyirci de yanında götürmesini istiyordum. O yüzden aylarca süren bir arayış oldu diyebilirim. Sebastian Hülk’ü bulduktan sonra da birkaç kez casting’e çağırdım. Diğer düşündüğüm oyuncularla yan yana görmek istedim, çünkü onsuz hiçbir kare yok filmde ve bunu taşıyabileceğine emin olmak istedim.

G.Ç.: Peki, filmin yazım sürecinde Karsten karakteriyle herhangi bir bağ kurabildiniz mi yoksa karakterinize mesafeli mi yaklaştınız?

A.Ö.: Karsten hepimiz gibi iyi ve kötü yanları, aynı zamanda da yanlışları olan birisi. Halbuki ailesi ve çevresi tarafından hatasız, mükemmel ve başarılı olması bekleniyor, hatta zaten dışarıya karşı çizdiği imaj da bu. Ama o bundan rahatsız, kendisini baskı altında hissediyor. Bu benim onla bağ kurmam için yeterli. Kimin üzerinde benzeri bir yük yok ki?

İki farklı sınıftan, dertleri bambaşka olan iki insanın karşı karşıya kalması ilgimi çekiyordu.

G.Ç.: Ansızın özellikle hikayesiyle, adalet, hukuk, statü, sınıf, başarı hırsı gibi evrensel meselere dokunuşlar yapıyor. Nitekim önceki iki filminiz Köprüdekiler ve Hayatboyunda da benzer temalara değinmiştiniz. Hepsini birlikte düşündüğümüzde bu meselelere dair filmler yapmanızın özel bir sebebi var mı? 

A.Ö.: İnsana ait yontulmamış ya da bastırılmış yönlerin özellikle hırslar söz konusu olduğu zaman daha fazla ortaya çıktığını düşünüyorum. Bireyin toplumdaki yeri ve içinde olduğu koşullar ruh halini ve davranışlarını haliyle etkiliyor, sıkışmışlık, çıkışsızlık duygusu ve bunlarla mücadele eden bireyin ne hale gelebileceği beni ilgilendiriyor.

ansizin-filmloverss

G.Ç.: Ansızında göçmenlik ve bununla bağlantılı olarak gelişen zenofobi (yabancı düşmanlığı) meselesine dair de çok ince dokunuşlarınız var. Özellikle son zamanlarda Avrupada, Amerikada ve hatta Türkiyede tırmanışa geçmiş olan bu yabancı düşmanlığı, ötekileştirme, dışlama gibi meseleleri filmde işlemeye nasıl karar verdiniz?

A.Ö.: Bahsettiğim gibi İstanbul’un yanı sıra bir yandan da Berlin’de yaşıyorum. Ben de ‘yabancı’yım orada. Dolayısıyla bu konu beni baştan beri ilgilendiriyordu ve mutlaka filmdeki karakterlerden birinin yabancı olması gerektiğini düşünüyordum. İki farklı sınıftan, dertleri bambaşka olan iki insanın karşı karşıya kalması ilgimi çekiyordu. Ben senaryoyu yazmaya başladığımda bu konu bu kadar önem kazanmamıştı, filmin ortaya çıktığı şu zamanlara bakarsak elbette göçmenlik günümüzün en önemli ve trajik konularından biri.

G.Ç.: Yine filmden bu konuyla bağlantılı bir sahne ile devam etmek istiyorum. Karsteni filmin sonlarına doğru bir yanında Alman bayrağı, bir yanında haç ile bir dağın tepesinde görüyoruz. Özellikle bu sahneyi tasarlarken aklınızdan geçenleri öğrenebilir miyiz?

A.Ö.: Filmin görüntü yönetmeni Emre Erkmen ile Karsten’ın kendisini olduğu yere ne kadar sıkışmış hissettiğini en iyi nasıl gösterebileceğimizi uzun uzun konuştuk. Çevresi dağlarla kaplı bir mekanda çekip, gökyüzünü olabildiğince göstermemeye, dağların ve ormanların uçsuz bucaksız uzanmasıyla uzağın görülmesini engelleyen bir görsel anlayışa karar kıldık. Olanlar sonucu kendisini sıkışmış hisseden Karsten filmin ortasında bir kaçış noktası olarak dağın tepesine çıktığında ise bir ferahlık olsun istemiştik. O tepeden aşağı, yaşadığı kasabaya baktığında ne kadar dışlanmış hissettiğini görüyoruz aslında. Bayrak ve haç elbette sistemin en önemli iki temsilcisi. Karsten bayrağı ve hacı tepeye dikmiş bir kasabaya, etrafında kimse olmasa da sessizce ‘küfrederken’ bir yandan da yine de bayrak ve hacı arkasına alıyor.

G.Ç.: Ansızın ile birlikte ilk defa tamamı Almanyada geçen ve oyunculardan teknik kadroya neredeyse tamamı Alman olan bir ekiple çalıştınız. Ama bir kişi hariç, o da filmin görüntü yönetmeni olan Emre Erkmen –Filmin görüntü yönetiminin muazzam olduğunu eklemek istiyorum. Kendisiyle Köprüdekiler ve Hayatboyu filmlerinizde de beraber çalışmıştınız. Emre Erkmen ile çalışmalarınızı ve bu birlikteliğin filmleriniz için öneminden bahsede bilir misiniz?

A.Ö.: Yönetmenin bana göre setteki en büyük ortağı, gözüdür görüntü yönetmeni. Emre Erkmen öncelikle filmin içeriğinden yola çıkan bir görüntü yönetmeni. Ben sette şaşırtmacaları ve sürprizleri, gizli çekimleri çok önemsiyorum, hatta bir kere çektiğinizde asla ikincisinde aynı şeyi tutturamayacağınızı bildiğiniz anları kaçırmak istemiyorum. Emre’yle çalısmak istememin en büyük nedeni de çekerken onun sadece kadraja bakmaması, oyuncuları da çok iyi dinlemesi, izlemesi ve bu tür anları asla kaçırmaması.

G.Ç.: Son olarak Ansızın’ın halihazırda üzerinde çalıştığınız yeni bir projeniz var mı? Gelecekte bizi neler bekliyor?

A.Ö.: Aklımda birkaç proje var, yakında hangisinin önümüzdeki birkaç yıl beni meşgul edecek kadar ilgimi çektiğine karar vermeyi umuyorum.

G.Ç.: Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederiz.

A.Ö.: Ben teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi