Kanadalı sosyolog Erving Goffman’ın ortaya attığı “benlik” kavramı, bireyin özellikle günlük yaşamda kendisini nasıl sunduğunu ele alır. Ona göre birey, farklı toplumsal özellikler karşısında kendisini ifade edebileceği yeni tanımlar üreterek benliğini yeniden oluşturabilmektedir. İnsanın benliği üzerinden kendini farklı şekillerde sunması; içinde bulunduğu ortama uyum sağlama isteği kadar o ortama yansıtmak istemediği özelliklerini saklama düşüncesini de barındırır.

Goffman’ın teorisinin güncelliğini, sosyal medyanın yükselişi ile kanıtlayabiliriz. Sahip olduğumuz avatarlar yoluyla kendimizi olduğumuzdan farklı gösterebildiğimiz ve hep içinde yer almak istediğimiz sosyal grupların bir parçası olma imkanını bulduğumuz günümüzde, dijital dünyada var olduğumuz kadar yaşıyoruz ve kendimizi insanlara görünür kılıyoruz. Yüz yüze iletişimden multimedya çağına girişin ne kadar kısa sürede gerçekleştiğini düşününce insan ilişkilerinin değişimindeki hız, çokça tartışılan ve incelenmesi gereken bir alan haline geliyor.

Oyuncu olarak tanıdığımız Justin Long’un senaryosunu yazdığı ve bağımsız filmlerle tanınan yönetmen Kat Coiro’nun yönettiği Aşka Dair- A Case of You, bahsi geçen bireyin benliğini yeniden yaratma sürecinden yola çıkıyor. Genç bir yazar olan Sam, gişede başarılı olan filmlerin kitaplarını yazarak geçinmeye çalışırken hayallerindeki kitabı yazmaya fırsat ve ilham bulamaz. Fakat bir kafede barista olarak çalışan Birdie’ye aşık olmasıyla birlikte işler değişir. Birdie’nin Facebook profilini inceleyerek onun hoşlandığı şeyleri yapmaya kendini adarken, aşk ilişkisinin doğuşu ile kitabını yazma süreci paralel olarak ilerleyecektir.

Filmin senaristi Long’un canlandırdığı Sam karakteri, Birdie’yi etkilemek için onun Facebook sayfasındaki bilgilerden faydalanarak bir bakıma kimliğini yeniden oluşturmaya çalışır: Gitar dersleri alır, judoya gider ve Fransız yemekleri yapmaya çalışır. Bu noktada Sam’in edindiği yeni kişilikle internete olan bakışı arasındaki zıtlıklar ortaya çıkar. Sam, yaşı ve işi gereği bilgisayarı ile bütünleşmiş bir “dijital yerli” olacakken sosyal ilişkilerdeki zayıflığı nedeniyle bir “dijital göçmen” özelliği taşır. Aşka olan muhafazakar bakışını arkadaşları aracılığıyla kırması ve Birdie’ye ulaşma çabası, saklamak istediği özelliklerini bastırması ile sonuçlanır. Buzdağının görünen kısmında Birdie’nin sevdiği adam, denizin altındaki daha büyük parçada ise ilişki kurmada sıkıntı çeken gerçek Sam yatmaktadır.

Film, tam da bu sorunların tanımlanmasında tökezliyor. Facebook’un hayatımızdaki etkisi ve kimliğimizde yarattığı değişimler espriler yoluyla ele alınırken sorunların altı tam olarak doldurulmuyor. Birdie’nin “Bizi en çok biz hissettiren insanlarla birlikteyiz” demesine karşın Sam’in uydurduğu kimlikle yaşadığı sorunlarla tam aksini düşünmesi, basit bir biçimde ailevi meseleler üzerinden ele alınıyor. Facebook’un sadece bir araç olarak ve çoğunlukla olumlu izlenim oluşturabilecek biçimde yansıtılması, filmin 21. yüzyılı okuma konusundaki eksikliklerini açığa çıkarıyor. Kaldı ki filmin ilerleyen dakikalarında zaten böyle bir hedefinin olmadığı, kendisini romantik komedilerin klişelerinin rahat sularına bırakmasıyla anlaşılıyor. Özellikle yazarlık ve ilişkiler arasındaki bağıyla “Ruby Sparks”ı, dansın birleştiriciliğine yaptığı vurguyla “Silver Linings Playbook”u hatırlatmasıyla –ki bu filmleri izleyeli sadece iki yıl oldu- hikaye özgünlüğünü kaybediyor.

How I Met Your Mother dizisinde Josh Radnor’un canlandırdığı Ted karakteriyle akraba olduğunu düşündüğüm Sam (Popüler kültür üzerine gevezelik eden, sakar, duygularını ifade etmede sıkıntı çeken, ailevi sorunları olan ve New York’ta yaşayan genç bir adam, daha ne olsun!) karakterinde Justin Long filmin tüm yükünü sırtlamaya çalışırken yardımcı rollerin yetersizliği göze çarpıyor. Sam Rockwell, Vince Vaughn, Brendan Fraser, Peter Dinklage ve Siena Miller gibi oyuncular filmin anlatısından çok güldürmeye yönelik hedeflerine katkıda bulunabiliyorlar. Özellikle Sam’in ev arkadaşı Eliot’ın Ashley ile olan ilişkisi, Sam için bir turnusol kağıdı işlevi görürken bir anda geri plana atılıyor. Böylece Sam ve Birdie arasındaki ilişki üzerinden kurulan çatı, sağlam temellere oturtulamıyor.

Aşka Dair, 21. yüzyılın en büyük fenomenlerinden biri olan Facebook’un insanlar arası ilişkilere ve bireyin kimlik yaratma sürecine olan etkisine odaklanmak yerine türün klişelerine boğularak önemli bir fırsatı kaçırıyor ve seyirlik bir komedi halini alıyor. Geçtiğimiz günlerde gösterime giren Sex Tape örneği de düşünüldüğünde belirli bir süre boyunca sosyal medyanın, bu tarz filmlerde oldukça yüzeysel bir düzlemde ele alınacağını öngörebiliriz.

Kanadalı sosyolog Erving Goffman’ın ortaya attığı “benlik” kavramı, bireyin özellikle günlük yaşamda kendisini nasıl sunduğunu ele alır. Ona göre birey, farklı toplumsal özellikler karşısında kendisini ifade edebileceği yeni tanımlar üreterek benliğini yeniden oluşturabilmektedir. İnsanın benliği üzerinden kendini farklı şekillerde sunması; içinde bulunduğu ortama uyum sağlama isteği kadar o ortama yansıtmak istemediği özelliklerini saklama düşüncesini de barındırır. Goffman’ın teorisinin güncelliğini, sosyal medyanın yükselişi ile kanıtlayabiliriz. Sahip olduğumuz avatarlar yoluyla kendimizi olduğumuzdan farklı gösterebildiğimiz ve hep içinde yer almak istediğimiz sosyal grupların bir parçası olma imkanını bulduğumuz günümüzde, dijital dünyada var olduğumuz kadar yaşıyoruz ve kendimizi insanlara görünür kılıyoruz. Yüz yüze iletişimden multimedya çağına girişin ne kadar kısa sürede gerçekleştiğini düşününce insan ilişkilerinin değişimindeki hız, çokça tartışılan ve incelenmesi gereken bir alan haline geliyor. Oyuncu olarak tanıdığımız Justin Long’un senaryosunu yazdığı ve bağımsız filmlerle tanınan yönetmen Kat Coiro’nun yönettiği Aşka Dair- A Case of You, bahsi geçen bireyin benliğini yeniden yaratma sürecinden yola çıkıyor. Genç bir yazar olan Sam, gişede başarılı olan filmlerin kitaplarını yazarak geçinmeye çalışırken hayallerindeki kitabı yazmaya fırsat ve ilham bulamaz. Fakat bir kafede barista olarak çalışan Birdie’ye aşık olmasıyla birlikte işler değişir. Birdie’nin Facebook profilini inceleyerek onun hoşlandığı şeyleri yapmaya kendini adarken, aşk ilişkisinin doğuşu ile kitabını yazma süreci paralel olarak ilerleyecektir. Filmin senaristi Long’un canlandırdığı Sam karakteri, Birdie’yi etkilemek için onun Facebook sayfasındaki bilgilerden faydalanarak bir bakıma kimliğini yeniden oluşturmaya çalışır: Gitar dersleri alır, judoya gider ve Fransız yemekleri yapmaya çalışır. Bu noktada Sam’in edindiği yeni kişilikle internete olan bakışı arasındaki zıtlıklar ortaya çıkar. Sam, yaşı ve işi gereği bilgisayarı ile bütünleşmiş bir “dijital yerli” olacakken sosyal ilişkilerdeki zayıflığı nedeniyle bir “dijital göçmen” özelliği taşır. Aşka olan muhafazakar bakışını arkadaşları aracılığıyla kırması ve Birdie’ye ulaşma çabası, saklamak istediği özelliklerini bastırması ile sonuçlanır. Buzdağının görünen kısmında Birdie’nin sevdiği adam, denizin altındaki daha büyük parçada ise ilişki kurmada sıkıntı çeken gerçek Sam yatmaktadır. Film, tam da bu sorunların tanımlanmasında tökezliyor. Facebook’un hayatımızdaki etkisi ve kimliğimizde yarattığı değişimler espriler yoluyla ele alınırken sorunların altı tam olarak doldurulmuyor. Birdie’nin “Bizi en çok biz hissettiren insanlarla birlikteyiz” demesine karşın Sam’in uydurduğu kimlikle yaşadığı sorunlarla tam aksini düşünmesi, basit bir biçimde ailevi meseleler üzerinden ele alınıyor. Facebook’un sadece bir araç olarak ve çoğunlukla olumlu izlenim oluşturabilecek biçimde yansıtılması, filmin 21. yüzyılı okuma konusundaki eksikliklerini açığa çıkarıyor. Kaldı ki filmin ilerleyen dakikalarında zaten böyle bir hedefinin olmadığı, kendisini romantik komedilerin klişelerinin rahat sularına bırakmasıyla anlaşılıyor. Özellikle yazarlık ve ilişkiler arasındaki bağıyla “Ruby Sparks”ı, dansın birleştiriciliğine yaptığı vurguyla “Silver Linings Playbook”u hatırlatmasıyla –ki bu filmleri izleyeli sadece iki yıl oldu- hikaye özgünlüğünü kaybediyor. How I Met Your Mother dizisinde Josh Radnor’un canlandırdığı Ted karakteriyle akraba olduğunu düşündüğüm Sam (Popüler kültür üzerine gevezelik eden, sakar, duygularını ifade etmede sıkıntı çeken, ailevi sorunları olan ve New York’ta yaşayan genç bir adam, daha ne olsun!) karakterinde Justin Long filmin tüm yükünü sırtlamaya çalışırken yardımcı rollerin yetersizliği göze çarpıyor. Sam Rockwell, Vince Vaughn, Brendan Fraser, Peter Dinklage ve Siena Miller gibi oyuncular filmin anlatısından çok güldürmeye yönelik hedeflerine katkıda bulunabiliyorlar. Özellikle Sam’in ev arkadaşı Eliot’ın Ashley ile olan ilişkisi,…

Yazar Puanı

Puan - 48%

48%

Aşka Dair, 21. yüzyılın en büyük fenomenlerinden biri olan Facebook’un insanlar arası ilişkilere ve bireyin kimlik yaratma sürecine olan etkisine odaklanmak yerine türün klişelerine boğularak önemli bir fırsatı kaçırıyor ve seyirlik bir komedi halini alıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
48
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi