Dünya klasikleri arasına girmiş bir romanı alıp baştan yazmak, üstelik içine zombileri eklemek kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Seth Grahame-Smith’in aklına gelmiş olacak ki 2009 yılında Jane Austen’in ölümsüz eseri Aşk ve Gurur’u yeniden yazmış ve 19. yüzyıl İngilteresi’nde geçen bu hikayeye günümüz popüler kültürünün en kült öğelerinden biri olan zombileri eklemiş. Eserin adı da haliyle Aşk ve Gurur ve Zombiler olarak değişmiş. Romanın metni büyük ölçüde orijinaline sadık. Zaten Jane Austen’in adı Seth Grahame-Smith’le birlikte geçiyor yazar olarak. Grahame-Smith romanı için “Jane Austen hayatta olup romanı okusaydı, önce sevinçten gözleri dolar sonra da bana milyon dolarlık tazminat davası açardı.” demiş.

Önemli edebi eserleri filme uyarlamak zaten son yıllarda son derece popülerleşti malumunuz. İşin içine bir de sinemanın gözde malzemesi zombiler girince zaten film için bu kadar beklemiş olmamız bile şaşırtıcı. Aşk ve Gurur ve Zombiler’in yönetmeni Burr Steers’i Bir Erkek 10 Günde Nasıl Kaybedilir filminin senaryo yazarı, Igby Goes Down filminin yönetmeni ve Rezervuar Köpekleri ve Ucuz Roman gibi Tarantino filmlerinin oyuncusu olarak hatırlıyoruz. Senaryoya da imza atan Steers, genç oyuncular Lily James, Sam Riley ve Douglas Booth’la birlikte televizyon dizilerinin yıldızları Charles Dance, Lena Headey ve Matt Smith’e de başrollerde yer vermiş.

Aşk ve Gurur ve Zombiler: Aşkıma Sahip Olabilirsin Ama Kılıcıma Asla!

Filmin temeli birebir Aşk ve Gurur romanına dayanıyor. Bennet ailesinin 5 kızı vardır. Hepsi artık evlilik çağına gelmiştir ve anne Bennet’ın tek amacı kızlarını varlıklı erkeklerle evlendirip gelecekte geçim sıkıntısı çekmemelerini sağlamaktır. Dönemin ahlak anlayışına, kadın-erkek ilişkilerine, aşksız evliliklerine imkansız aşıkları bir araya getirerek cevap vermiştir Jane Austen o günlerde. 21. yüzyıl eseri zombili versiyondaysa aynı olaylar alternatif bir evrende sunuluyor izleyiciye. Yine 1800’ler İngilteresi’ndeyiz, yine fırfırlı etekler, balolar, birbirine göz süzen genç kadınlar ve erkekler var etrafta. Bir farkla: Bahsi geçen bu insanlar her an bir zombi saldırısında ölebilir, kendileri de bir zombiye dönüşüp başkalarını öldürebilir. Rivayete göre insanları zombiye dönüştüren bu virüs, yeni kıtalar keşfedilir ve koloni haline getirilirken taşınmış üzerinde güneş batmayan imparatorluğa. Zombi tehdidi ülkenin kalbi Londra’dan uzak kalabilsin diye dev duvarlar örülmüş şehrin etrafına, o da yetmemiş hendekler kazılmış. Böylelikle saray ve Londralı asilzadeler tehlikeden uzak kalırken kırsal kesimlerde yaşayan az-asiller kendi kaderleriyle başbaşa kalmışlar. Yaşam koşulları böyle olunca normalde dantel yapması, örgü örmesi beklenen, kibarlık, ev hanımlığı, mutfak marifetleri gibi şeyleri bilmesi gereken Bennet kızları Çin’de dövüş eğitimi almış, çelik yumruklu, kılıç-kalkanlı birer süper kahramana dönüşmüşler. Anneleri buna rağmen hala izdavaç peşinde koşadursun, babaları kızlarının bu halinden mutlu, hatta baya da gururlu. Hem genç, hem yakışıklı hem de zengin Bay Bingley kırsal kesimdeki bir şatoya yerleşip bizimkilere komşu olunca çöpçatanlık hevesinde olanlara gün doğuyor, gelsin balolar, gitsin dans partileri sekansları başlıyor. Esas kızımız Elizabeth Bennet ve gururdan başı dönmüş, önyargılarına kurban gitmiş asker-zombi avcısı karışımı Mr. Darcy de bu balolardan birinde karşılaşıyorlar. Bu ikilinin arasına iyi görünümlü kötü George Wickham’ın katılması, kulak misafiri olunan konuşmalar, yanlış anlaşılmış sözler, inat edip duygularına ket vurmaya çalışan aşıkların acı çekmesiyle devam ediyor hikayemiz ve aşıklarımızın bir yandan zombilerle cenk ederken bir yandan da kavuşmaya çalışmalarıyla son buluyor.

Filmin atmosferi, dönem filmi havasına sirayet etmiş post-zombie apocalypse hali gayet başarılı ve inandırıcı. Tecrübeli oyuncuların canlandırdığı yan karakterler maalesef karikatür olmuşlar; ancak yine de onları perdede görmek güzel. Sam Riley, Mr. Darcy’de gayet başarılı. Lily James perdeye çok yakışan bir güzelliğe sahip; ancak oyunculuğunu biraz donuk bulduğumu söylemeliyim. Zombi makyajları yerli yerinde, kostüm, dekor tasarımı hatasız. Dövüş sahnelerinin koreografisi göz dolduruyor. Özellikle kabarık eteklerinin altında sakladıkları bıçaklarla, kılıçlarla savaşan kızları izlemek çok keyifli. Konuşabilen ve medeni davranabilen zombi fikri de son derece ilginç. İnsanın “Rabbim verecekse zombinin bile İngilizini versin” diyesi geliyor.

Anlaşmalı evlilikler yerine aşkı tercih eden genç insanları, evlenip evinin kadını olmak yerine savaşçı olmayı seçen Elizabeth’i, kızlarının arkasında duran baba figürünü görmek kadın seyirciler için güzel detaylar olabilir. Ancak ne olursa olsun, kanlar da dökülse, kollar bacaklar da kopsa, dünya yok olmanın eşiğine de gelse aşk kazanıyor, hem zombiler hem de gurur yenik düşüyor. Ne kadar inandırıcı tartışılır. Lakin amaç da inandırıcı olmak değil zaten. Aşk ve Gurur ve Zombiler’in çok büyük sanatsal, sinemasal iddiaları yok. Keyifli vakit geçirmeyi sağlayacak, gençlik filmi tadında bir eğlencelik. Vaad ettiklerini seyirciye aktarmak konusunda bir sıkıntısı yok açıkçası. Hem dönem filmi hem de beyin yiyen zombileri sevenlerdenseniz şimdiden iyi seyirler.

Dünya klasikleri arasına girmiş bir romanı alıp baştan yazmak, üstelik içine zombileri eklemek kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Seth Grahame-Smith’in aklına gelmiş olacak ki 2009 yılında Jane Austen’in ölümsüz eseri Aşk ve Gurur’u yeniden yazmış ve 19. yüzyıl İngilteresi'nde geçen bu hikayeye günümüz popüler kültürünün en kült öğelerinden biri olan zombileri eklemiş. Eserin adı da haliyle Aşk ve Gurur ve Zombiler olarak değişmiş. Romanın metni büyük ölçüde orijinaline sadık. Zaten Jane Austen’in adı Seth Grahame-Smith’le birlikte geçiyor yazar olarak. Grahame-Smith romanı için “Jane Austen hayatta olup romanı okusaydı, önce sevinçten gözleri dolar sonra da bana milyon dolarlık tazminat davası açardı.” demiş. Önemli edebi eserleri filme uyarlamak zaten son yıllarda son derece popülerleşti malumunuz. İşin içine bir de sinemanın gözde malzemesi zombiler girince zaten film için bu kadar beklemiş olmamız bile şaşırtıcı. Aşk ve Gurur ve Zombiler’in yönetmeni Burr Steers’i Bir Erkek 10 Günde Nasıl Kaybedilir filminin senaryo yazarı, Igby Goes Down filminin yönetmeni ve Rezervuar Köpekleri ve Ucuz Roman gibi Tarantino filmlerinin oyuncusu olarak hatırlıyoruz. Senaryoya da imza atan Steers, genç oyuncular Lily James, Sam Riley ve Douglas Booth’la birlikte televizyon dizilerinin yıldızları Charles Dance, Lena Headey ve Matt Smith’e de başrollerde yer vermiş. Aşk ve Gurur ve Zombiler: Aşkıma Sahip Olabilirsin Ama Kılıcıma Asla! Filmin temeli birebir Aşk ve Gurur romanına dayanıyor. Bennet ailesinin 5 kızı vardır. Hepsi artık evlilik çağına gelmiştir ve anne Bennet’ın tek amacı kızlarını varlıklı erkeklerle evlendirip gelecekte geçim sıkıntısı çekmemelerini sağlamaktır. Dönemin ahlak anlayışına, kadın-erkek ilişkilerine, aşksız evliliklerine imkansız aşıkları bir araya getirerek cevap vermiştir Jane Austen o günlerde. 21. yüzyıl eseri zombili versiyondaysa aynı olaylar alternatif bir evrende sunuluyor izleyiciye. Yine 1800’ler İngilteresi'ndeyiz, yine fırfırlı etekler, balolar, birbirine göz süzen genç kadınlar ve erkekler var etrafta. Bir farkla: Bahsi geçen bu insanlar her an bir zombi saldırısında ölebilir, kendileri de bir zombiye dönüşüp başkalarını öldürebilir. Rivayete göre insanları zombiye dönüştüren bu virüs, yeni kıtalar keşfedilir ve koloni haline getirilirken taşınmış üzerinde güneş batmayan imparatorluğa. Zombi tehdidi ülkenin kalbi Londra’dan uzak kalabilsin diye dev duvarlar örülmüş şehrin etrafına, o da yetmemiş hendekler kazılmış. Böylelikle saray ve Londralı asilzadeler tehlikeden uzak kalırken kırsal kesimlerde yaşayan az-asiller kendi kaderleriyle başbaşa kalmışlar. Yaşam koşulları böyle olunca normalde dantel yapması, örgü örmesi beklenen, kibarlık, ev hanımlığı, mutfak marifetleri gibi şeyleri bilmesi gereken Bennet kızları Çin’de dövüş eğitimi almış, çelik yumruklu, kılıç-kalkanlı birer süper kahramana dönüşmüşler. Anneleri buna rağmen hala izdavaç peşinde koşadursun, babaları kızlarının bu halinden mutlu, hatta baya da gururlu. Hem genç, hem yakışıklı hem de zengin Bay Bingley kırsal kesimdeki bir şatoya yerleşip bizimkilere komşu olunca çöpçatanlık hevesinde olanlara gün doğuyor, gelsin balolar, gitsin dans partileri sekansları başlıyor. Esas kızımız Elizabeth Bennet ve gururdan başı dönmüş, önyargılarına kurban gitmiş asker-zombi avcısı karışımı Mr. Darcy de bu balolardan birinde karşılaşıyorlar. Bu ikilinin arasına iyi görünümlü kötü George Wickham’ın katılması, kulak misafiri olunan konuşmalar, yanlış anlaşılmış sözler, inat edip duygularına ket vurmaya çalışan aşıkların acı çekmesiyle devam ediyor hikayemiz ve aşıklarımızın bir yandan zombilerle cenk ederken bir yandan da kavuşmaya çalışmalarıyla son buluyor. Filmin atmosferi, dönem filmi havasına…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Aşk ve Gurur ve Zombiler; çok büyük sanatsal ve sinemasal iddialar ile yol çıkmasa da, dövüş sahnelerinin koreografisi, özellikle kabarık eteklerinin altında sakladıkları bıçaklarla, kılıçlarla savaşan kızları, konuşabilen ve medeni davranabilen zombi fikri ile ilgi çekiyor.

Kullanıcı Puanları: 2.83 ( 2 votes)
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi