Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Aşk üzerine söylenmiş söylemlerin artık etkisinin azaldığı bu günler hızlı ilerleyen yaşamda insanların elinden gelen tek şey bir şekilde hıza ayak uydurmak oluyor. Bu hız içerisinde hayatın akıp giden olaylarında ve temposunda insan sudan çıkmış balık olarak yaşamaya gayret ediyor ve bir şekilde mutlu olmak ve içinde kelebekleri hissetmek için çaba sarf ediyor. Toplumun ve teknolojinin birleştiği ve içinden çıkılamaz bir kaosu yarattığı bu modern zamanlarda insanların duyguları birer makine dişlisine dönüşüyor ve uyumlu bir şekilde kendi kendine dönmeye başlasa da insan bu makineye yabancılaşıyor. Yabancılaştığı bu makine içerisindeki uyumun da bir süre sonra sadece nesnesi olan insan, öznesi olması gereken duyguların içerisinde hem nefes almaya çabalıyor hem de nefes alırken içinde büyüyen yalnızlığı bastırmaya çabalıyor. Bu çabalarla geçen hayat süresi içerisinde insanın en aç olduğu duygu olan aşk artık aşka aşık olmaya evrilirken bir yanda da hızlı olan hayatın içerisinde bulunduğu anda kaybedilen veya sadece bulunduğu sanılan bir gölge olarak kalıyor.

Gölgenin peşinde koşan Peter Pan gibi, aşkın peşinde koşmaya başlamış olan insan sadece bir ses duymak için günler beklerken aynı zamanda her yeni saniyenin yeni bir olasılık doğurduğu bu kaotik zamanda değişmeyen bir şeylere tutunma ihtiyacı hissediyor. Bu değişim içerisinde değişmeyeni arayan insan her geçen hızlı günde değiştiği için ortaya tarifi yapılamaz bir ucu açık bilinmezli denklem ortaya çıkıyor. Böyle bir karmaşa içerisinde de insan aşk için umudunu kaybedip gerçek hayatta yaşamaktan korkmaya ve ümitsiz bir şekilde hayal kurmaya başlıyor. Bu başlangıçların beraberinde insan dışarıda, gerçek hayatta yaşamaya korktuğu her şeyi bir şekilde deneyimlemeye hırs yaptığı için beyazperde bu noktada bir kaçamak ideal çare olarak kendini ortaya atıyor. Aşkın aşksızlığındaki insan duyguları deneyimlemek için kendini, zihnini ve gözlerini sinemaya emanet ediyor ve açılan yeni evrende kendini özdeşleştirdiği bir karakterle aşkı görüyor, duyuyor, hissediyor. Biz de bu hızlı zamanlarda duyguları kovalamaktan yorulan insanlar için aşkı gördüğümüz, duyduğumuz ve kalp kırıklığı olsa da duyguları yaşadığımız ‘Aşk Üzerine Yapılmış 10 Avrupa Filmi’ listesini derledik!

Hazırlayanlar: Elif Barış, Osman Karakülah

Aşk Üzerine Yapılmış 10 Başarılı Avrupa Filmi!

L’Atalante (1934)

l-atalante-filmloverss

Jean Vigo tarafından yönetilen ve birçok eleştirmen için sinema tarihindeki en iyi yapımlar arasında yerini alan film bir aşık çiftin evlenmesiyle beraber evliliğin ve bağlılığın getirdiği değişkenlikleri ve bu değişkenlerle beraber aşkın başka bir noktaya evrilmesini konu alır. L’Atalante isimli geminin kaptanı olan Jean Daste aşık olduğu kadın Juliette ile evlenir. Bu aşkın çifti götürdüğü nokta olan evlilik çift için ilk başta büyük bir mutluluk kaynağıdır ama değişen hayat ve hayatın şartları bu mutluluğu da yanında götürür. Geriye belki de sadece mutsuz bir aşk kalır. Daste karısını da alır ve beraber artık gemiyle yolculuk yapmaya başlarlar. Yük taşımak için genç çift gemiyle beraber Paris’e bir yolculuğa başlarlar. Ancak bu yolculuk ve yolculuğun sonunda varılan nokta Daste’nin içindeki kıskançlığı ortaya çıkarır ve aşkın diğer yüzü olan duyguyla izleyici baş başa kalır.

Brief Encounter (1945)

brief-encounter-filmloverss

Noel Coward’ın tek perdelik oyunu Still Life’dan uyarlanan ve David Lean’in yönettiği film Brief Encounter, evli bir kadının bir tren istasyonunda evli bir adamla tanışmasını ve onunla yaşadığı yasak aşkı konu alır. Artık sıradanlaşmış bir hayatın kıskacında kalan Laura Lesson’ın en büyük eğlencesi alışveriş yapmak ve sinemaya gitmektir. Bu gezilerinin birinde tren istasyonunda evli ve iki çocuk babası Doktor Alec Harvey ile tanışır. Kısa süre içinde dost olan ikili, bir süre sonra kendilerini aşka yol alan bir ilişkinin içinde bulurlar. Oldukça yalın bir dilin hakim olduğu filmde, iç monologlu anlatıma çok sık başvurulur. Dönemin sinema örneklerinin aksine Brief Encounter, geniş bir alt katmana veya savaş arka planına sahip değildir. Film hikayenin derinliğinden ziyade; karakterlere ve aralarındaki ilişkiye odaklanır.

Krótki film o milosci – A Short Film About Love (1988)

a-short-film-about-love-filmloverss

Krzysztof Kieslowski’nin filmografisi içerisinde çok farklı ve bir o kadar da önemli bir yere sahip olan A Short Film About Love, yönetmenin aşk tanımını barındırıyor. Kieslowski kendi düşüncesine paralel bir şekilde filmde bir aşk tanımı yapıyor ve bunun temsilini sinemada gösterip manifestosunu yayınlıyor. Filmin ana karakteri Tomek isminde bir postahane çalışanı. Günlük hayatının ritüelleri içerisinde sakin ve düz bir hayatı olan Tomek içerisinde fırtınalar taşıyan bir birey. Bu birey komşusuna aşık olan bir adam ve aşık olduğu kadın hakkında her şeyi bilen bir adam. Yönetmenin aşk ile beraber gelmesi gereken duygulardan biri olarak cesareti öne sürmesi üzerine Tomek komşusu Magda’ya tüm duygularını sile getirir ve onunla ona karşı hissettiği aşkını paylaşır. Ancak Tomek aşkının karşılığını alamaz ve bu karşılıksız aşk, aşkın kaçınılmaz yüzlerinden biri olduğunu olduğunu izleyiciye yaşatır.

Fucking Åmål – Show Me Love (1998)

fucking-amal-filmloverss

Åmål küçük bir İsveç kasabasıdır ve Agnes ailesi ile oraya geleli neredeyse iki yıl olmuştur fakat henüz hiç arkadaşı yoktur. Agnes içine kapanık, utangaç bir kızdır ve okulun en popüler kızına aşıktır. Elin okulun en popüler kızıdır, birçok erkek arkadaşı olmaktadır fakat onu ‘tanıyan’ kimse yoktur çevresinde. Birçok olayın sonucu ve tesadüfün getirdiği yol sonucu Elin, Agnes’in doğum günü partisine gelir ve bu parti ikisinin de hayatını değiştirecek bir kırılma noktasıdır. İki genç kızın kendi tarzlarında inşa ettikleri izole hayatlarından çıkış ve birbirlerini buluş hikayesi, gençliğin o anlaşılmaz karmaşasını ve bir yandan da o durgunluğunu ve kolaylığını çok iyi yansıtıyor. Lukas Moodysson tarafından senaryosu yazılan ve yönetmenliği yapılan filmde gençlik karmaşası içerisinde birbirine bakan gözler aşkın en durgun halini yansıtırken bir yandan da tutkuyu gösterir ve aşk evrimleştiği anda izleyicinin hislerini uyandırır.

Los amantes del Círculo Polar – Lovers of the Arctic Circle (1998)

lovers-of-the-artic-circle-filmloverss

Yönetmenliğini Julio Medem’in yaptığı, çocuk yaşlarda yolları kesişen Ana ve Otto’nun, Madrid’de başlayan Finlandiya’da son bulan hikayesinin anlatıldığı Lovers of the Arctic Circle, aslında yerine getirilmesi gerektiğine inandığımız, kaçınılmaz bir kader hikayesidir. Ana ve Otto’nun kaderleri uzun bir çizgiyle bağlanmıştır birbirlerine. Madrid’de ilk defa okul çıkışında karşılaşan ikili, hayatları boyunca aralarına zaman da yol da girse hep bir şekilde birlikte olmuşlardır. Birbirlerinden habersiz yaşadıkları, başkalarıyla birlikte oldukları zamanlarda bile hep bir eksiklik hisseden ikili; farkında olmasalar da görünmez tutkulu bir bağ ile bağlanmışlardır. Filmde iki küçük çocuk arasında Madrid’de başlayan bu aşk hikayesi, kutup çizgisinin kıyısında güneşin hiç batmadığı küçük bir Finlandiya kasabasında son bulur.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi