“Hiçbir sonuç alamasan da, hala insan kalmanın önemini hissedebiliyorsan, işte o zaman onları yenmişsin demektir!” 

1949 yılında George Orwell ünlü romanı 1984’ü tamamladığında, muhtemelen 20. yüzyılın en popüler distopyalarından birini yazdığını hayal etmemişti. Geleceğin bilinemezliği ve insanlığın ürkütücü dürtülerinin yarattığı karanlık korkuların bir yansıması olarak tasvir edebileceğimiz distopyalar sistemle ve aslında onu yaratan insanlıkla sorunu olan söyleyecek sözü, anlatacak derdi olan eserlerdir. Bu hafta vizyona giren Aşk Uğruna – Equals filmi ise distopyayı arka planına alıp söyleyecek sözlerini bir kenara bıraktıktan sonra romantik olamayan bir aşk filmi olarak beyazperdede hayat buluyor.

Distopik bir Romeo & Juliet Hikayesi: Aşk Uğruna – Equals

Başrollerini Kristen Stewart ve Nicholas Hoult’un üstlendiği filmde Jackie Weaver ve Guy Pearce’ı da izleme şansına erişiyoruz. Yönetmen koltuğunda 2011 yapımı Like Crazy filminden ismine aşina olduğumuz Drake Doremus oturuyor. Doremus aynı zamanda filmin hikayesini de kaleme alan isim. Senaryolaştıran isimse sinema severlere Moon gibi başarılı bir film armağan eden Nathan Parker. Filmde uzak bir gelecekte, insanların makineleşerek duygularından, tutkularından arındığı birer mekanik haline geldiği ya da getirildiği bir sistemde birbirine aşık olan bir çiftin hikayesi anlatılıyor. İnsanların duygusuzlaştığı, tepkisizleştiği özetle insanlığını, vicdanını yitirdiği bir dünyada aşık olmak, endişe duymak, tutkuyu hissetmek yani duygusal olmak kurtuluşu olmayan ölümcül bir hastalık olarak görülüyor. Bu fikir sıra dışı yenilikçi bir yaklaşım sunsa da gidişatın tahmin edilebilir olmasının önüne geçemiyor.

Nihai arayışın uzayın derinliklerinin keşfi olan bu dünyada, insan kendi varoluş sebebinden uzaklaşarak mekanik hale getiriliyor. Aşk hikayesinin merkeze oturtulması sebebiyle mikro ve makro evren yaratımındaki yüzeysellik sırıtıyor. Bu sebeple de Doremus’un yaratmak istediği evrendeki birtakım tutarsızlıklar gözden kaçmıyor. Filmi izlerken teknolojinin hüküm sürdüğü robotik bir dünyanın arkasındaki gücü/iktidarı tanıma isteğinin önüne geçemiyorsunuz. Zira filmde halkla konuşan ekranlar dışında tek başına somut bir güçten bahsetmek mümkün değil. Bu da olayların nasıl bu raddeye geldiğini, geçmişte yaşanan dünya savaşlarının nasıl oldu da bu sistemle sonuçlandığı gibi noktaların havada kalmasına yol açıyor. Sosyal etkileşimin neredeyse sıfıra indirgendiği, çift olmanın katı kurallarla yasaklandığı ve ilkel yarım adaya sürgünle sonuçlanacak bir ortamda Nia(Kristen Stewart) ve Silas’ın(Nicholas Hoult) aşklarını böylesine serbestçe nasıl yaşayabildiği de ayrıca merak konusu…

Öte yandan Aşk Uğruna – Equals görüntü yönetiminde, prodüksiyonda ve kostüm tasarımındaki bilinçli tercihlerle izleyiciye bu mekanik hissiyatının geçirilmesi konusunda başarıya ulaşıyor. Perdede odak noktasında bir aşk olan film izliyorken, distopyanın etkili mekanizmalarını harekete geçirerek başından sonuna izleyiciyle arasına mesafe koyuyor. Üstüne Kristen Stewart’ın donuk oyunculuğu da eklenince bu romantizm, bilim kurgunun soğuk çerçevesine hapsoluyor. Bu anlamda Stewart’ın kariyerinin geneline yansıyan ağır aksak performansı bu filmde göze batmıyor. Nicholas Hoult’a gelirsek, karakteri Silas’ın dalgalanmalarını ve duygu geçişlerini ne kadar iyi olabilirse o kadar iyi aktarabilecek bir performans sergilediğini söylemek mümkün.

Özetle, Aşk Uğruna – Equals yaratıcı çıkış noktasını donuk bir aşk hikayesine kurban etmeyi seçen ortalama bir film olarak vizyona giriyor. Özellikle geçtiğimiz yıl sonunda izlediğimiz, ikili ilişkiler üzerine benzer hikayesiyle The Lobster’dan sonra bu film ne yazık ki türün hayranlarını hayal kırıklığına uğratacak gibi görünüyor.

"Hiçbir sonuç alamasan da, hala insan kalmanın önemini hissedebiliyorsan, işte o zaman onları yenmişsin demektir!"  1949 yılında George Orwell ünlü romanı 1984’ü tamamladığında, muhtemelen 20. yüzyılın en popüler distopyalarından birini yazdığını hayal etmemişti. Geleceğin bilinemezliği ve insanlığın ürkütücü dürtülerinin yarattığı karanlık korkuların bir yansıması olarak tasvir edebileceğimiz distopyalar sistemle ve aslında onu yaratan insanlıkla sorunu olan söyleyecek sözü, anlatacak derdi olan eserlerdir. Bu hafta vizyona giren Aşk Uğruna - Equals filmi ise distopyayı arka planına alıp söyleyecek sözlerini bir kenara bıraktıktan sonra romantik olamayan bir aşk filmi olarak beyazperdede hayat buluyor. Distopik bir Romeo & Juliet Hikayesi: Aşk Uğruna - Equals Başrollerini Kristen Stewart ve Nicholas Hoult’un üstlendiği filmde Jackie Weaver ve Guy Pearce’ı da izleme şansına erişiyoruz. Yönetmen koltuğunda 2011 yapımı Like Crazy filminden ismine aşina olduğumuz Drake Doremus oturuyor. Doremus aynı zamanda filmin hikayesini de kaleme alan isim. Senaryolaştıran isimse sinema severlere Moon gibi başarılı bir film armağan eden Nathan Parker. Filmde uzak bir gelecekte, insanların makineleşerek duygularından, tutkularından arındığı birer mekanik haline geldiği ya da getirildiği bir sistemde birbirine aşık olan bir çiftin hikayesi anlatılıyor. İnsanların duygusuzlaştığı, tepkisizleştiği özetle insanlığını, vicdanını yitirdiği bir dünyada aşık olmak, endişe duymak, tutkuyu hissetmek yani duygusal olmak kurtuluşu olmayan ölümcül bir hastalık olarak görülüyor. Bu fikir sıra dışı yenilikçi bir yaklaşım sunsa da gidişatın tahmin edilebilir olmasının önüne geçemiyor. Nihai arayışın uzayın derinliklerinin keşfi olan bu dünyada, insan kendi varoluş sebebinden uzaklaşarak mekanik hale getiriliyor. Aşk hikayesinin merkeze oturtulması sebebiyle mikro ve makro evren yaratımındaki yüzeysellik sırıtıyor. Bu sebeple de Doremus’un yaratmak istediği evrendeki birtakım tutarsızlıklar gözden kaçmıyor. Filmi izlerken teknolojinin hüküm sürdüğü robotik bir dünyanın arkasındaki gücü/iktidarı tanıma isteğinin önüne geçemiyorsunuz. Zira filmde halkla konuşan ekranlar dışında tek başına somut bir güçten bahsetmek mümkün değil. Bu da olayların nasıl bu raddeye geldiğini, geçmişte yaşanan dünya savaşlarının nasıl oldu da bu sistemle sonuçlandığı gibi noktaların havada kalmasına yol açıyor. Sosyal etkileşimin neredeyse sıfıra indirgendiği, çift olmanın katı kurallarla yasaklandığı ve ilkel yarım adaya sürgünle sonuçlanacak bir ortamda Nia(Kristen Stewart) ve Silas’ın(Nicholas Hoult) aşklarını böylesine serbestçe nasıl yaşayabildiği de ayrıca merak konusu… Öte yandan Aşk Uğruna - Equals görüntü yönetiminde, prodüksiyonda ve kostüm tasarımındaki bilinçli tercihlerle izleyiciye bu mekanik hissiyatının geçirilmesi konusunda başarıya ulaşıyor. Perdede odak noktasında bir aşk olan film izliyorken, distopyanın etkili mekanizmalarını harekete geçirerek başından sonuna izleyiciyle arasına mesafe koyuyor. Üstüne Kristen Stewart’ın donuk oyunculuğu da eklenince bu romantizm, bilim kurgunun soğuk çerçevesine hapsoluyor. Bu anlamda Stewart’ın kariyerinin geneline yansıyan ağır aksak performansı bu filmde göze batmıyor. Nicholas Hoult’a gelirsek, karakteri Silas’ın dalgalanmalarını ve duygu geçişlerini ne kadar iyi olabilirse o kadar iyi aktarabilecek bir performans sergilediğini söylemek mümkün. Özetle, Aşk Uğruna - Equals yaratıcı çıkış noktasını donuk bir aşk hikayesine kurban etmeyi seçen ortalama bir film olarak vizyona giriyor. Özellikle geçtiğimiz yıl sonunda izlediğimiz, ikili ilişkiler üzerine benzer hikayesiyle The Lobster’dan sonra bu film ne yazık ki türün hayranlarını hayal kırıklığına uğratacak gibi görünüyor.

Yazar Puanı

Puan - 48%

48%

48

Aşk Uğruna – Equals yaratıcı çıkış noktasını donuk bir aşk hikayesine kurban etmeyi seçiyor.

Kullanıcı Puanları: 2.4 ( 1 votes)
48
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi