2009 yapımı ilk uzun metrajlı filmi Yaşamaya Dair (Le hérisson) ile başarılı bir kariyer başlangıcı yapan Fransız yönetmen Mona Achache’ın özgürlük ve gelenek arasında tercihler yapmak zorunda kalan bir kadının öyküsünü anlattığı son filmi Aşk, Tutku, Dedikodu (Les gazelles) kişisel bir hikayeyi alışıldık anlatım kalıplarıyla anlatıyor.

Oldukça uzun süredir devam edip, anlaşmaktan ziyade katlanma seviyesine indirgenmiş bir ilişkisi olan Marie yeni bir ev için sevgilisiyle otuz yıllık kredi alır. Fakat son zamanlarda inanılmaz obsesif birine dönüşmüştür. Tam da bu sırada çalıştığı yere eski bir arkadaşı gelir ve onunla yaptıkları sohbet sonrası Marie’nin hayatı tümden değişir. Hayatı yaşama konusunda kendisine koyduğu tüm sınırlardan ve bu sınırları oluşturan ilişkilerden uzaklaşarak kendine yeni bir dünya yaratır. Fakat bu dünya fazlasıyla beklenmedik, tehditkar ama aynı zamanda davetkar yapısıyla Marie’nin başına çok farklı işler açacaktır.

Filmin daha başlar başlamaz en dikkat çeken yanı inanılmaz hızlı akan kurgusu. Hatta yer yer biraz fazla hızlı bile diyebiliriz. Öyle ki birçok muhabbetin başlangıcını ya da seyrini kaçırmanız olası. Bu hızlı kurguya ve kısa süresine rağmen final sahnesine yaklaştıkça filme olan ilgi gittikçe azalıyor ve bir yerden sonra sıkıcılaşıyor. Üstelik bu bir komedi filmi ve nerdeyse sahnelerin tamamı müzik eşliğinde akıyor. Yönetmen elindeki tüm imkanları kullanmış belli ki ama hikayedeki karakterlerin birer tipleme olarak yaratılmış olması an be an Aşk, Tutku, Dedikoduyu aşağıya çekiyor.

Esas karakter olan Marie dahi bir karakter olarak oluşturulmasına karşın gelişen olaylara verdiği tepkiler ve bu olaylar sonrası yaşadığı değişimler birer tipleme silsilesi halinde gerçekleştiği için sonunda elde hikayedeki kahramanlarla ilgili pek de heyecan uyandırıcı bir malzeme kalmıyor. Zaten yönetmenin senaryodaki belli noktalara odaklanıyor olması da bu durumu iyice çıkmaza sürüklemiş. Birçok bölümde sırf karakterin başına o olay geldikten sonra olacakları anlatmaya öylesine odaklanılıyor ki o olayın gerçekleşmesinin mantıksal tutarsızlığı yönetmen tarafından görmezden geliniyor. Bir de buna parti sahnelerindeki uç uca eklenmiş klipler şeklinde sunulan bölümler eklenince derinlemesine inilecek, belirli bir konuda fikir ortaya atabilecek bir film ortaya çıkmıyor.

Birçok eksiğe rağmen kurgu konusunda bir başarı gösterilmiş ve final sahnesiyle nispeten kendi için bir tutarlılık da sağlanmış ama benzer filmlerin arasında kendine has bir yer edinebilecek seviyeye ulaşabilen bir yapım değil maalesef.

2009 yapımı ilk uzun metrajlı filmi Yaşamaya Dair (Le hérisson) ile başarılı bir kariyer başlangıcı yapan Fransız yönetmen Mona Achache’ın özgürlük ve gelenek arasında tercihler yapmak zorunda kalan bir kadının öyküsünü anlattığı son filmi Aşk, Tutku, Dedikodu (Les gazelles) kişisel bir hikayeyi alışıldık anlatım kalıplarıyla anlatıyor. Oldukça uzun süredir devam edip, anlaşmaktan ziyade katlanma seviyesine indirgenmiş bir ilişkisi olan Marie yeni bir ev için sevgilisiyle otuz yıllık kredi alır. Fakat son zamanlarda inanılmaz obsesif birine dönüşmüştür. Tam da bu sırada çalıştığı yere eski bir arkadaşı gelir ve onunla yaptıkları sohbet sonrası Marie’nin hayatı tümden değişir. Hayatı yaşama konusunda kendisine koyduğu tüm sınırlardan ve bu sınırları oluşturan ilişkilerden uzaklaşarak kendine yeni bir dünya yaratır. Fakat bu dünya fazlasıyla beklenmedik, tehditkar ama aynı zamanda davetkar yapısıyla Marie’nin başına çok farklı işler açacaktır. Filmin daha başlar başlamaz en dikkat çeken yanı inanılmaz hızlı akan kurgusu. Hatta yer yer biraz fazla hızlı bile diyebiliriz. Öyle ki birçok muhabbetin başlangıcını ya da seyrini kaçırmanız olası. Bu hızlı kurguya ve kısa süresine rağmen final sahnesine yaklaştıkça filme olan ilgi gittikçe azalıyor ve bir yerden sonra sıkıcılaşıyor. Üstelik bu bir komedi filmi ve nerdeyse sahnelerin tamamı müzik eşliğinde akıyor. Yönetmen elindeki tüm imkanları kullanmış belli ki ama hikayedeki karakterlerin birer tipleme olarak yaratılmış olması an be an Aşk, Tutku, Dedikoduyu aşağıya çekiyor. Esas karakter olan Marie dahi bir karakter olarak oluşturulmasına karşın gelişen olaylara verdiği tepkiler ve bu olaylar sonrası yaşadığı değişimler birer tipleme silsilesi halinde gerçekleştiği için sonunda elde hikayedeki kahramanlarla ilgili pek de heyecan uyandırıcı bir malzeme kalmıyor. Zaten yönetmenin senaryodaki belli noktalara odaklanıyor olması da bu durumu iyice çıkmaza sürüklemiş. Birçok bölümde sırf karakterin başına o olay geldikten sonra olacakları anlatmaya öylesine odaklanılıyor ki o olayın gerçekleşmesinin mantıksal tutarsızlığı yönetmen tarafından görmezden geliniyor. Bir de buna parti sahnelerindeki uç uca eklenmiş klipler şeklinde sunulan bölümler eklenince derinlemesine inilecek, belirli bir konuda fikir ortaya atabilecek bir film ortaya çıkmıyor. Birçok eksiğe rağmen kurgu konusunda bir başarı gösterilmiş ve final sahnesiyle nispeten kendi için bir tutarlılık da sağlanmış ama benzer filmlerin arasında kendine has bir yer edinebilecek seviyeye ulaşabilen bir yapım değil maalesef.
Puan - 39 / 100

3.9

Birçok eksiğe rağmen kurgu konusunda bir başarı gösterilmiş ve final sahnesiyle nispeten kendi için bir tutarlılık da sağlanmış ama benzer filmlerin arasında kendine has bir yer edinebilecek seviyeye ulaşabilen bir yapım değil maalesef.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
4
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi