Mark O’Brien 6 yaşındayken çocuk felcine yakalanmış ve bu hastalık onu, hayatının geri kalanında demir bir silindirin içinde yaşamaya mahkûm etmiştir. Bu silindirin dışında bir hayat olduğunun farkındadır ama o hayata bir türlü dâhil olmayı başaramamaktadır Mark. Makinelere bağlı olmadan sadece 3-4 saat dışarıda yaşayabilmekte, bu sürede de sadece başını hareket ettirebilmektedir. Normal insanlar gibi bir hayat sürmek istemektedir. Aşık olduğu kadın, evlenme teklifini kabul etmediği için; bedensel özürlülere cinsel hizmet veren bir başka kadın bulur ve birlikte, 6 seans sürecek bu hizmete başlarlar.

Her yıl, festivallerden birinde engellilerle ilgili en az 1 film olur. Geçen yıl, birden fazla vardı ama İstanbul Film Festivali kapsamında izlediğim “Olduğun Gibi Gel” filmi, Aşk Seansları’yla birebir aynı konuyu işliyordu; bedensel engellilerin cinsel hayatı.

the-sessions-2

İlkinde değişik bir film olarak izledim. İkincisinde ise hiç ilgimi çekmedi. Çünkü ilk bakışta, değişik bir konu gibi gözükse de aslında değil. İnsanların aklına bazen, hiç yaşamadıkları durumlarla ilgili enteresan sorular takılır. Ben de sokak çocuklarının tırnaklarını kesip kesmediklerini çok merak ederim mesela. “Sokak çocuklarının tırnakları” konulu bir film yapsam, ilgi uyandıracağına eminim ama akıllarda kalır mı acaba? Çok zor.

Aşk Seansları (The Sessions)’nın en büyük problemi; çok fazla konu odaklı olması. Filme tat katabilecek her şeyden uzak durulmuş. Biz filmlerde; aksiyon, dehşet, aşk, entrika, cesaret, hüzün vs. görmek isteriz. Bu filmde bunlardan hiçbiri yok. Yalnızca engelli bir adamın, hayatından bir kesit sunulmuş. Adama acımıyoruz, onun için sevinmiyoruz, üzülmüyoruz; sadece onun var olduğunu ve zor bir hayat sürdüğünü görüyoruz.

the-sessions-3

Bu filmde tebrik edilmesi gereken biri varsa, o da Helen Hunt’tır bence; kendini göstermesi için hiç şans verilmediği halde, böyle bir filmle Oscar adayı olmayı başarabildiği için… Bu durumu da Akademi’nin çıplaklığa olan düşkünlüğüyle ilişkilendirebiliriz belki.

Bir diğer unsur da; müzikler. İyi seçilmiş müzikler; filmi, gerçekte olduğundan çok daha iyi bir yere getirebilir. Bu filmde ise müzikler fazlasıyla yavan kalmış, bütünlüğü sağlamaya yetmemekle birlikte, filmi gerçekte olduğundan da sıkıcı hale getirmiş. 90 dakika, bir filmin sıkıcı hale gelmesi için oldukça kısa bir süredir aslında. Filmin, alelacele bitirildiğinden, sonunun iyi bağlanmadığından vs. bahsetmek isterdim ama 90 dakikanın bile sonunu zor getirdiğimi düşünecek olursak; iyi ki alelacele bitirilmiş diyorum.

Olumlu bir şeyler yazılabilir mi acaba diye filmi tekrar gözden geçirdim ama Helen Hunt’ın Oscar adaylığı dışında, filmi izlenilebilir kılan hiçbir şey yok maalesef.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi