1950 yılında Jean Genet “Aşk Bir Şarkı” dedi. Kamerayı eline ilk ve son defa alıp, hapishane hücresinin içerisini bir homo-erotik fanteziye çevirdi. 26 dakikalık film, ortalığı birbirine kattı ve resmi olarak izleyiciyle buluşması 25 yıl aldı.

Yazıya hepten girişmeden, belirtelim, bu bir Jean Genet güzellemesi değil. Jean Genet’nin güzellemesini yapmaya çabalamak, onu aşağılamaya çalışmak gibi olur. Ama aksine, hikayesini olduğu haliyle anlatırsanız, hala onu yargılayan toplumun dilini kullanmak durumunda kalırsınız. Eğer aşağılayayım derseniz, Genet’nin güzellemesini yaparsınız. Hangi Jean Genet biyografisine bakarsanız bakın, sırf bu denklem yüzünden bile büyülenirsiniz. Genet’yi okumaya “hırsız” ve “pezevenk” olması, öksüz ve yetim olması ile başlayınca kafanızda kaçınılmaz olarak dönen sorular vardır: Nasıl Sartre onun ismine “Aziz Genet: Oyuncu ve Şehit”i yazmış? Nasıl zamanın en önemli fransız entellektüellerinin bir kısmı Genet’nin ömür boyu hapis cezasını iptal olup, Genet hapishaneden çıksın diye örgütlenmiş ve kendisi zamanla gelmiş geçmiş en iyi felsefecilerden biri haline gelmiş? Nasıl bugün en meşru ve eşitlikçi kabul edilen siyasi hareketlerin bir kısmında bizzat kendisi yer almış veya hareketin önemli aktörlerini derinden etkilemiş? Kafa karışıklığını atmak için, öncelikle toplumun size çocukluğunuzda taktığı gözlükleri çıkarıp atmanız gerekir. O gözlükler olmadan Genet zaten gözlerinizi kamaştırır. Genet hiçbirimizin olamadığı kadar şeffaftır. Sartre gibi siz de bu şeffaflığa kapılırsınız. İster bir romanına denk gelin, ister Genet’nin yazdığını bilmeksizin bir tiyatro oyununu izleyin, ister bir şiirini okuyun, bu şeffalık bir şekilde sizi yansıtır. Sizin yüksek sesle dile getiremediğinizi, Genet eserinde size söyler. Dillendiremediğinize pişman olur, duyduğunuza sevinirsiniz. Genet’yi yargılarken kendinizi güzeller, onu güzellerken kendinizi yargılarsınız. Genet insanı allak bullak eder.

Genet’nin sinemaya taşınmış pek çok uyarlaması mevcut. Joseph Strick’in 1963 yapımı The Balcony’si, Tony Richardson’ın 1966 yapımı Mademoiselle’i, Rainer Werner Fassbinder’ın Querelle’i ve daha nicesi Genet’yi sinemayla buluşturmuş filmlerden birkaç tanesi. “Aşk Bir Şarkı” (Un Chant D’Amour) ise, bizzat Jean Genet’nin objektifinden bize yadigar kalan, devrine meydan okuyan, normları yıkan bir film olarak Genet’in kaleminin değdiği tüm eserlerden ayrılıyor.

un-chant-damour-filmloverss

Aşk Bir Şarkı

İki mahkum ve bir gardiyan vesilesiyle, 50’li yıllarda eşcinsel olmanın baskısını 26 dakikaya sığdırıyor Un Chant D’Amour. Film sadece LGBTİ bireylere değil, kendi mahremiyeti genel ahlak tarafından ihlal edilen, bedenine istemediği halde müdahale edilenlerin tümüne hitap eden güçlü bir anlatıma sahip. Filmin sembolizmi hem Genet’nin sık sık kullandığı şahsi imgelerine, hem de sağlam bir psikanalitik referans külliyatına yer veriyor. Rüya ve gerçekliğin arasında kayboluyorsunuz. Daha doğrusu gerçekliğe tosladığınız zaman, neden rüyalara kaçtığınızı anımsıyorsunuz. Elbette kaçtığınız baskı, sizi rüyalarda da rahat bırakmıyor. Film kendi hikayesinden çok daha fazlasını anlatıyor size ve bunu çok az malzemeyle yapıyor. 3 oyuncu, 26 dakika var Genet’nin elinde ve film sessiz bir film. Eşcinsel bireylere uygulanan baskı ve zulüm karşısında toplumun takındığı tavır kadar sessiz. Filmin kahramanlarının elinde de, birbirlerine duydukları arzuyu doyurabilmek için çok az araç var, Genet gibi onlar da ellerindekini olabilecek en iyi biçimde değerlendirme çabasındalar.

Günümüz LGBTİ mücadelesi kendisini meşrulaştırıken neşeyi, sevgiyi, onuru ve renkleri hareketin ayrılmaz parçaları haline getirdi. LGBTİ hareketini gökkuşakları ve mutluluk çığlıklarıyla özdeşleştirdik, ki bu şüphesiz ki faydalı ve işe yarayan bir taktik. Fakat Genet’nin şeffaflığı, bize işlerin 1950’lerde nasıl olduğunu çok sert bir üslupla anlatıyor. Sürekli gözlenme hissi altında, doğal bir dürtüyü bastırmakla, o dürtüyü yaşamak arasında gidip gelen bireylerin dünyası karanlık ve sessiz. Toplumun verdiği tepki ise şiddet dolu veya umarsız. Umut ufukta var, ama ufuk çok uzakta. Umudun ışığı göz alıcı çünkü siz karanlıktasınız.

Aşk Bir Şarkı, bedel ödeyenlerden hala bedel ödeyenlere bir yadigar gibi. Genet’nin diğer eserlerinde olduğu gibi. Üzerine ne kadar konuşursak, o kadar anlamını yitirmesinden korkuyor insan. O yüzden lafı daha fazla uzatmayıp da, yazıyı bir başka bedel ödeyenin, Pınar Selek’in Genet hakkındaki cümleleriyle bitirmek uygun düşecektir:

“…Genet’yi okuduğum zaman, nedense, beni etkileyen şey sadece yazdıkları değil, onun özgül, bireysel sesi ve mevcudiyetidir. Onun sözcüklerine sanatsal bir incelikle yaratılmış olan bir hayat yansır. İnsanı etkileyen de bu hayattır. Genet sıradan yaşamamıştır. Yaşamının sözünü de kaygısızca eserlerine akıtmıştır. Bu nedenle, Genet’den kalan hiçbir şey sıradan değildir. İtici ve çekicidir. İrkilticidir. Genet, sahici varlığıyla tüm sözcüklerinin içine sızmıştır ve kendisini okuyanları tırmalar.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi