Yeşilçam Sokağı’na ziyaretlerimizde sık sık Müjde Ar’la karşılaşır olduk. Ekibimizin çekimlerinden yıllar sonra birbirinden bağımsız seçimlerinde Müjde Ar’a bu denli rastlıyor olmak hiç tesadüf değil, her adımı başarıyla atılmış, idealler uğruna riskler alınmış bir kariyerin neticesi. Bu hafta Yeşilçam Sokağı’nda da Müjde Ar’ın başrolde yer aldığı, çok özel bir Atıf Yılmaz eseriyle karşınızdayız: Asiye Nasıl Kurtulur?

1969 tarihinde Vasıf Öngören’in kaleme almış olduğu “Asiye Nasıl Kurtulur?” Türkiye’de kaleme alınmış en özgün tiyatro eserlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. 1973 yılında ilk kez başrolde Türkan Şoray’ın yer aldığı bir Nejat Saydam yapımı olarak sinemaya uyarlanılan eser, 1986 yılında Atıf Yılmaz’ın, “Asiye Nasıl Kurtulur?”u kurtarmasıyla Türkan Şoray kanunlarından sıyrılıp, gerçek potansiyeline eriştirmiştir.

Filmle ilgili pek çok ilginç detay var. Filme katkı sağlayan isimlere bakınca ortalama bir tiyatro ekibinden neredeyse daha az kişiyle çekilmiş olduğunu fark ediyoruz. Zaten Yılmaz, filmin teatral yapısını bir anlatı avantajına çevirmiş durumda. Filmin küçük olan kadrosu, birbirinden meşhur oyuncuları bünyesinde barındırıyor. Müjde Ar’ın yanı sıra Ali Poyrazoğlu, Hümeyra ve Füsun Demirel gibi oldukça tanıdık isimlerin de karşımıza çıktığı oyuncu kadrosunda ayrıca yüzleri yer aldıkları yapımlarla beyninize kazınmış pek çok oyuncuya rastgeliyorsunuz. Tüm bunların ötesinde, hikaye akışıyla şarkıların dengesini çok iyi kurmuş bir müzikalle karşı karşıyayız. Türkiye Sineması’nda müzikallerin eksikliği göz önünde bulundurulduğunda, “Asiye Nasıl Kurtulur?”un kült yapımlar arasında parlıyor.

Film Atıf Yılmaz’ın filmografisinde de önemli bir yerde duruyor. Aynı yıl vizyona giren Aaahh Belinda‘da yine Müjde Ar’ı başrolde izliyoruz ve Ar’ın filmdeki karakteri Serap,  tiyatroda Asiye’yi canlandıran bir oyuncu ve “Asiye Nasıl Kurtulur?”daki diyalogların ve şarkıların bir kısmıyla burada karşılaşıyoruz. “Asiye Nasıl Kurtulur?” ezilenlere ve ayrıcalıklı doğmuş bireylerin ezilenlere yönelik bakışına dair muazzam bir perspektif sunuyor. Kapitalizmin belli kesimlerde doğmuş olanlara neler yaptığını, azınlık deneyiminin kimi kimlikleri nasıl vurduğunu çok güzel irdeliyor.

Başka bir ülkede bu tartışmayı yürütüyor olsak veya an itibariyle yabancı bir filmin analizini yapıyor olsak, okumanın bundan sonrasında seks işçiliği üzerinden ilerleyen hikaye akışının nasıl kapsamlı bir alt metin sunduğundan, filmin ardında kalan metaforun nasıl da bütün işçileri veya bugün daha kapsamlı bir tanım olanağı sağlayan prekaryanın hikayesini anlattığından bahsedebilirdik. Fakat bulunduğumuz gerçeklikte, seyircinin seks işçisinin hikayesini geri plana atıp da, alt metin olarak duran mesajı daha doğrudan bir aktarım olarak görmesi mümkün. Keza bir kadının kendi bedenine dair söz hakkı olduğunu duyurmasına tahammülü olmayan bir toplumda, en demokrat olduğu iddiasındaki kesimler bile, seks işçisinin kendi sözünü söyleyebilme olasılığını yaratan bir alanı reddediyor. Bu reddediş halinin karşısında, ana mesaja odaklanmakta fayda var. Bu mesaj da bir egemen düşünce olarak ataerkinin kurgusunun ardında kadınların, eşcinsellerin ve erkekliğini sürekli kanıtlamak durumunda hisseden heteroseksüel erkeklerin nasıl ezildiğine dair.

Atıf Yılmaz Sineması’nda Queer Temalar

Atıf Yılmaz yalnızca Türkiye Sineması’nda kadın temsiline değil, çok sınırlı olan Türkiye Sineması’ndaki eşcinsel temsiline dair de oldukça önemli katkıları olan bir isim. Aydın Öztek’in Türkiye sinemasında eşcinsellik yazısında belirttiği üzere, Türkiye Sineması’ndaki ilk eşcinsellik temsili örneği 1962 yılındaki Ver Elini İstanbul filminde gerçekleşmiştir. 1963 yılında ise Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı İki Gemi Yanyana’da iki kadını öpüşürken görürüz. 1985 yapımı Dul Bir Kadın ve 1992’de çekilen Düş Gezginleri filmlerinde de lezbiyen temalar bulunmaktadır ve 1993’teki Gece, Melek ve Bizim Çocuklar filmlerinde ise erkek eşcinselliği de yönetmenin kadrajına girer. Asiye Nasıl Kurtulur? filminin ana karakterlerinden olan ve Ali Poyrazoğlu’nun canlandırdığı Selo, eşcinsel olduğunu işaret eden birden fazla unsura sahip bir karakter. Daha da önemlisi, Ali Poyrazoğlu’nun karakterinin ağzından dökülen pek çok eşcinsel argosunun arasına ilişen “lubunya” sözcüğü.

Türkiye Sineması’nda veya Edebiyatı’nda lubunca kullanımlara sık sık rastlamıyoruz. Karakterlerin kullandığı dil gerçekten de seks işçileri ve LGBTİ bireyler arasında bugün de yaygınlıkla kullanılan, yabancı kulakları tırmalayabilecek ifadelerle dolu. Filmin ön plandaki üç karakteri kadın ve filmin önemli tek erkek karakteri eşcinsel bir erkek. Bu şekilde film bize hep beraber merkezde değil, kenarda yaşayanların nasıl da “mış” gibi yapmayı bildiklerini gösterir.

Film, ortalama bir izleyiciyi, Fuhuşla Mücadele Derneği Başkanı Seniye Hanım’ın koltuğuna oturur. Seyircinin bedenini para karşılığında satan bir kadını iğrenç bulacağı önyargısı, seks işçiliğini ölümden beter bir kader olarak görme eğilimi ve kendisini etik olarak üstte gördüğü yerden Asiye’yi “kurtarma” çabası, Seniye Hanım vesilesiyle izleyicilerin oyuna katılımını sağlar.  Seniye Hanım’ın kişisel konumuna güvenerek yaptığı ahlakçılık, Asiye’nin hikayesini dinlemeye kendisini kaptırdıkça çatırdamaya başlar. Bir seks işçisinin, tiksindiği bir meslekten hayatını kazanan bir kadının, hikayesini dinlemeye kendisini öyle bir kaptırır ki, kendi çarpık ahlak anlayışını da ifadeleriyle dışarı vurmaya başlar.

Filmin ataerki karşısında ürettiği söylem bu bakımdan bir hayli kuvvetlidir. Seyirci, filmin içinde kendisini bulur, oyunculardan biri haline gelir. Seks işçisi bir kadının hayatına dair varsayımları Seniye Hanım ortaya koymaktadır. Seniye Hanım, başından beri hikayesini merak ettiği öznenin başına neler geleceğini bilse de izlemeyi eğlenceli bulmaktadır. Kendi üstünlüğünü muhafaza etmek amacıyla Asiye’nin kurtuluşunun bir parçası haline gelmek ister. Asiye’yi Seniye Hanım’ın algıladığı biçimde “kurtarabilecek” olan şey sözde onurlu bir duruşken, gerçekte kendisine uygulanan zulmü uygulayacak bir özne haline gelmesidir. Öyle de olur. Seniye Hanım, sonu kendisini de rahatsız edecek bir gidişatın kurgusunu anlatıp olup biteni izlemektedir. Bir taraftan filmin başladığı atmosfer ve olay akışının başında Seniye Hanım tarafından “ahlaksızlık” olarak atfedilen seks işçiliğinin gitgide çetrefilli bir meslek grubu olarak adlandırılmaya başlanmasıyla beraber, toplumun kadın bedenine dair bu denli söz sahibi olduğu koşullar altında kadının kendi bedenini pazarlama kararının zannedildiği kadar kötü bir şey olmadığı mesajı yavaş yavaş izleyicinin kafasına işlemeye başlar. Kötü olan, gidişatın tamamını kestirebilirken, kadına yönelik diğer tüm baskılara seyirci kalabiliyor olmamızdır esas.

“Asiye Nasıl Kurtulur?” mesajı ve anlatısı kuvvetli, seyri keyifli ve ele aldığı konunun hassasiyetinin inadına izleyenleri bol bol güldüren bir film. Türkiye Sineması’nın en önemli ve en hakkettiği ilgiyi görememiş filmlerden bir tanesi ve Atıf Yılmaz’ın veya Müjde Ar’ın pek çok filmi gibi, bugün benzerlerini görme temennisi içerisinde bile olmakta zorlandığımız, oldukça cesur bir yapım.

Yönetmen: Atıf Yılmaz

Yapımcı: Atıf Yılmaz

Senarist: Atıf Yılmaz, Barış Pirhasan, Nuran Oktar

Müzik: Sarper Özsan

Görüntü Yönetmeni: Kanan Davutoğlu

Yapım Yılı / Süre: 1986 / 105 dk.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi