Asfalt Çiçekleri Kamil Koç’un ilk film denemesi olması açısından dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gereken bir film. Kendisinin de yine senarist/mentor olarak yer aldığı filmde Hilmi Korkmaz, Sema Şahingöz, Sinem İslamoğlu gibi çok fazla tanınmamış oyuncuların yanı sıra verdiği sinema dersleri, güzel sohbeti ve esprili kişiliği bir tarafa filmin güzel renklerinden biri olmayı başarmış yönetmen Semir Aslanyürek de  iktidar, güç, sınırlar gibi kavramlarla derdi olan varoluşsal bir sıkıntının içine hapsolmuş ve bu tutsaklığı yollarda kırmaya çalışan Hasan’ın çözüm arayışına ortak oluyor.

Birçok romana, resme, şiire kısacası yedi sanata sıklıkla konu olan ve felsefenin temel problemlerinden olan varlık sorunu, Kamil Koç’un yakaladığı güzel bir noktadan çıkan kıymetli bir düşünceyle ilgi çekici bir senaryo haline gelmiş gibi görünse de filmin anlatısı anlatmak istediğinin çok çok gerisinde kalmış denilebilir.

Bir mentor olarak sürekli Asfalt Çiçekleri’nin yönetmeni ve senaristi olan Kamil Koç’la konuşan Hasan’ın varoluşsal sıkıntısı artık resim yapmasını da engeller, ve mentoru ona kendisini çizmeyi bırakmasını öğütler. Hasan ise buna bir ressamın en iyi bildiği şey kendisidir cevabını verir. Buna rağmen en iyi bildiği şey olan “kendisini” sanki bilmiyormuş gibi yeni baştan  yollarda aramaya koyulur. Bu arayışın bir sonuca ulaşıp ulaşmadığı filmin sonunda değil Hasan’ın içindedir ya da bu yolda ulaşılacak bir sonuç yoktur.

Film alt metninde oldukça dolu ve kıymetli, üzerine düşünülmesi gereken kavramlardan bahsetse de teknik detaylar ve arada kalmışlık, belki de “kontrastın kıymetliliği” mottosundan yola çıkarak yapılan “o da olsun bu da olsun” kafa karışıklığı filmin izlenebilirliğini kırıyor. Film genelinde bir ilk film olduğunu sürekli haykırıyor denilebilir.  Özellikle ev içerisinde karakterler yürürken sürekli duyduğumuz yankılı ayak sesleri, maalesef izleyicide bir öğrenci filmi izlenimi uyandırıyor. Tabi ki varoluşsal sıkıntı denildiğinde akla ilk gelen düşünceli sigara sahnelerinin kullanım bolluğunu da unutmamak gerek.

Bir buçuk saatlik süre boyunca filmin ve yönetmenin derdini anlasam da, bu ana fikri bize vermesi gereken karakterin derdini ve bu karakterin dramatik yolculuğunu anlamaktan bir hayli uzak kaldım. Sınırlarla, iktidarla derdi olan Hasan’ı sınırlayan ya da ona hükmeden herhangi bir etmen vurgulanmıyordu filmde, kendisinden başka. Fakat  kurtuluşu ancak kendisinde görüp buna rağmen kendisini sınırlayan karakterin yarattığı paradoksun içerisindeki kayboluşu olarak düşünüldüğünde filmin konusu bir nebze daha mantıklı bir şekilde oturuyor. Yine de Asfalt Çiçekleri, filmde yansıtılan bu sorunun oteki ile olması bakımından bende soru işaretleri yarattı.

Bir diğer soru işaretim, filmin türüne dair. Tür, izleyicide bir beklenti yaratır ve izleyiciyi izleyeceği yapıta bu beklenti aracılığıyla hazırlar. Bu bilindik tavrı izleyiciyi şaşırtmak ya da yabancılaştırmak amacıyla bilinçli olarak kıran filmler de oldukça kıymetlidir. Kamil Koç her ne kadar bunu kontrastların güzelliği/uyumu diye açıklasa da gördüğüm kadarıyla filmin tavrı bundan çok uzaktı. Varoluşsal sıkıntı, bir kadının ancak komedi/romantik komedi filmlerinde görülebilecek ağır çekimde saç savurarak yürümesi, dünyaya uzaktan bakış ve hızlı bir zoom-in ile karaktere giriş ve sondaki pastoral ortamda epik müzik kapanışı bende hiçbir kontrastın yaratamayacağı karmaşayı yarattı ve sürekli kendime ne izlediğimi sorup durdum film boyunca.

Sonuç olarak, söyleyecek çok şeyi olan dolu/dolmuş bir filmin kullanılan tekniklerle nasıl boşaltılabileceğini izledim diyebilirim. Durağan bir anlatıya sahip, ama bu durağanlığı sürekli kıran filmin bunu neden yaptığına dair sorularıma bir cevap bulamadım. Bir yönetmenin ilk filmini görmek ve varoluş sorgusu yapmak amacıyla izlenebilir.

İzleyiciye not : Kamil Koç filmi son sahne için çekmiş.

Filmin senaryosu Arap baharı sebebiyle değiştirilmiş.

İyi Seyirler

Asfalt Çiçekleri Kamil Koç’un ilk film denemesi olması açısından dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gereken bir film. Kendisinin de yine senarist/mentor olarak yer aldığı filmde Hilmi Korkmaz, Sema Şahingöz, Sinem İslamoğlu gibi çok fazla tanınmamış oyuncuların yanı sıra verdiği sinema dersleri, güzel sohbeti ve esprili kişiliği bir tarafa filmin güzel renklerinden biri olmayı başarmış yönetmen Semir Aslanyürek de  iktidar, güç, sınırlar gibi kavramlarla derdi olan varoluşsal bir sıkıntının içine hapsolmuş ve bu tutsaklığı yollarda kırmaya çalışan Hasan’ın çözüm arayışına ortak oluyor. Birçok romana, resme, şiire kısacası yedi sanata sıklıkla konu olan ve felsefenin temel problemlerinden olan varlık sorunu, Kamil Koç’un yakaladığı güzel bir noktadan çıkan kıymetli bir düşünceyle ilgi çekici bir senaryo haline gelmiş gibi görünse de filmin anlatısı anlatmak istediğinin çok çok gerisinde kalmış denilebilir. Bir mentor olarak sürekli Asfalt Çiçekleri’nin yönetmeni ve senaristi olan Kamil Koç’la konuşan Hasan’ın varoluşsal sıkıntısı artık resim yapmasını da engeller, ve mentoru ona kendisini çizmeyi bırakmasını öğütler. Hasan ise buna bir ressamın en iyi bildiği şey kendisidir cevabını verir. Buna rağmen en iyi bildiği şey olan “kendisini” sanki bilmiyormuş gibi yeni baştan  yollarda aramaya koyulur. Bu arayışın bir sonuca ulaşıp ulaşmadığı filmin sonunda değil Hasan’ın içindedir ya da bu yolda ulaşılacak bir sonuç yoktur. Film alt metninde oldukça dolu ve kıymetli, üzerine düşünülmesi gereken kavramlardan bahsetse de teknik detaylar ve arada kalmışlık, belki de “kontrastın kıymetliliği” mottosundan yola çıkarak yapılan “o da olsun bu da olsun” kafa karışıklığı filmin izlenebilirliğini kırıyor. Film genelinde bir ilk film olduğunu sürekli haykırıyor denilebilir.  Özellikle ev içerisinde karakterler yürürken sürekli duyduğumuz yankılı ayak sesleri, maalesef izleyicide bir öğrenci filmi izlenimi uyandırıyor. Tabi ki varoluşsal sıkıntı denildiğinde akla ilk gelen düşünceli sigara sahnelerinin kullanım bolluğunu da unutmamak gerek. Bir buçuk saatlik süre boyunca filmin ve yönetmenin derdini anlasam da, bu ana fikri bize vermesi gereken karakterin derdini ve bu karakterin dramatik yolculuğunu anlamaktan bir hayli uzak kaldım. Sınırlarla, iktidarla derdi olan Hasan’ı sınırlayan ya da ona hükmeden herhangi bir etmen vurgulanmıyordu filmde, kendisinden başka. Fakat  kurtuluşu ancak kendisinde görüp buna rağmen kendisini sınırlayan karakterin yarattığı paradoksun içerisindeki kayboluşu olarak düşünüldüğünde filmin konusu bir nebze daha mantıklı bir şekilde oturuyor. Yine de Asfalt Çiçekleri, filmde yansıtılan bu sorunun oteki ile olması bakımından bende soru işaretleri yarattı. Bir diğer soru işaretim, filmin türüne dair. Tür, izleyicide bir beklenti yaratır ve izleyiciyi izleyeceği yapıta bu beklenti aracılığıyla hazırlar. Bu bilindik tavrı izleyiciyi şaşırtmak ya da yabancılaştırmak amacıyla bilinçli olarak kıran filmler de oldukça kıymetlidir. Kamil Koç her ne kadar bunu kontrastların güzelliği/uyumu diye açıklasa da gördüğüm kadarıyla filmin tavrı bundan çok uzaktı. Varoluşsal sıkıntı, bir kadının ancak komedi/romantik komedi filmlerinde görülebilecek ağır çekimde saç savurarak yürümesi, dünyaya uzaktan bakış ve hızlı bir zoom-in ile karaktere giriş ve sondaki pastoral ortamda epik müzik kapanışı bende hiçbir kontrastın yaratamayacağı karmaşayı yarattı ve sürekli kendime ne izlediğimi sorup durdum film boyunca. Sonuç olarak, söyleyecek çok şeyi olan dolu/dolmuş bir filmin kullanılan tekniklerle nasıl boşaltılabileceğini izledim diyebilirim. Durağan bir anlatıya sahip, ama bu durağanlığı sürekli kıran filmin bunu neden yaptığına dair sorularıma bir cevap bulamadım. Bir…

Yazar Puanı

puan - 49%

49%

Bir yönetmenin ilk filmini görmek ve varoluş sorgusu yapmak amacıyla izlenebilir.

Kullanıcı Puanları: 3.63 ( 4 votes)
49
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi