1991’de Cizre’deki nevroz kutlamalarında yaşananları anlattığı ve Kültür Bakanlığı’ndan izin alamadığı için vizyona giremeyen Berivana Ciziri belgesiyle tanıdığımız, aynı zamanda tiyatro yönetmenliği de yapan Aydın Orak’ın ilk uzun metrajlı filmi Asasız Musa, didaktik unsurları metaforik anlatıyla birleştirmeye çalışan ama sonunda sinemasal anlamda vasatı aşamayıp, tüm yeni şeyler deneme cesaretini de başarısızlığına mahkum eden maalesef kötü bir film.

Kürt asıllı yazar, şair ve gazetece Musa Anter’in yaşam öyküsünü anlatıyor film, ya da anlatmaya çalışıyor. Kürt dilinin gelişmesi için çalışmalar yapıp gazete ve dergiler çıkaran Anter, yaşamı boyunca birçok kez hapishaneye girdi. Çeşitli parti, kültür merkezi ve enstitülerin kurucuları arasında yer aldı. Siyasi faili meçhul cinayetlerin yaşandığı 1990’ların başında bir cinayete kurban gitti ve daha sonra bunun, o dönemki devlet kurumları içindeki bazı gayrı resmi oluşumların planladığı ileri sürüldü.

Asasız Musa bir Musa Anter biyografisi olarak yola çıkmış. Musa Anter’in Kürt kültürüyle olan ilişkisi sebebiyle sıkça siyasi bir yapıya bürünen yaşam öyküsünü, acılarıyla ve ileriye dönük düşünceleriyle işleyerek de sonunda kendince bir söylem geliştirmek istemiş ama hem amaçladığı şeyi gerçekleştirmenin hem de sinema adına elle tutulur bir şey yapmanın öylesine uzağında bir başarısızlık göstermiş ki ne Musa Anter’i anlatabilmiş ne de bir söylem geliştirebilmiş.

Zaten didaktik söylemi metaforik bir şekilde anlatıyor olmanın, sanatın aşkın tözüne yönelmişken bunu kendi elleriyle sınırlandırması gerçeği sebebiyle daha fikir aşamasında başarısızlık örneği gösteriyor. Kaldı ki filmin devam eden bölümlerinde de bu gerçeği görmezden gelerek başarısızlığı son ana kadar sürdürüyor oluşu Asasız Musa’yı daha başlamadan ikinci sınıf filmler diye tabir edeceğimiz bir seviyeye düşürüyor.

Didaktik söylemi ve metaforik anlatıyı tek tek ele aldığımızda da sonuç değişmiyor maalesef. Burada belli belirsiz bir benzerlik kurabileceğimiz iki film Asasız Musa’yı değerlendirme açısından önemli. Didaktik söylemin ustalarından  Gillo Pontecorvo’nun 1979 yapımı Operación Ogro filmi ile metaforik anlatı konusunda çığır açmış olan  Sergei Parajanov’un 1968 yapımı Sayat Nova’sı.

Pontecorvo filminde Katalanların İspanyol otoritesine karşı mücadelelerini anlatıyor. Peki Asasız Musa ile didaktik söylem açısından son derece benzer bir film olan Operación Ogro son derece başarılıyken bizim filmimiz niye bir başarısızlık örneği? Bunun sebebi aydınlanmacı bakış açısı. Sinema bir sanat olarak aşkındır, etik olanın da elbette ki üstündedir. Doğal olarak Asasız Musa’da didaktik olarak anlatılana dair sanatsal anlamda bir eleştiri getirmek mümkün değil, eğer yapılıyorsa da saçma. Ama bu didaktik söylemde öylesine aydınlanmacı bir bakış açısı varsa ki; kendi fikirlerinin saf doğruluğunu kabul etmeyip karşı koyanları düşman –karşı koyan bir kişinin davranışını tüm topluma mal etme sorununa girmiyorum bile- ondan taraf olmayanlarıysa hain ilan etmesi, – burada hainlerin cezalandıralacağını söyleyip tehdit etmesine girmiyorum bile- bu, filmi her türlü söylemin ötesinde eleştirilmesine ve nihayetinde amaçladığı her şeyi kaybetmesine yol açıyor.

Peki Parajanov’un bir Ermeni ozanının biyografisini anlattığı filmi sinema tarihinin sayılı eserinden biriyken yola çıkış olarak son derece benzer olan Asasız Musa niye bunu başaramıyor? Çünkü metaforların altını dolduracak derinlikten yoksun. Aynı sahneyi beş farklı oyuncuyla hiçbir fark olmadan beş kere çekmek, sürekli tekrar eden bir durumu beş dakika boyunca hiç kesmeden göstermek, – bunu yaşanmışlıktan yola çıkarak bir hissiyat oluşturmak amaçlı kullanımına elbette defalarca tanık olduk ama burada durum farklı. Didaktik söyleminde her türlü aydınlanmacı, düşmanca tutum sergiledikten sonra yönetmen, tüm empati ve hissiyat yollarını kendi elleriyle kesiyor çünkü- artık katlanılması gereken bir şey haline geliyor.

Her şeyden öte filmin her bir sahnesinde avazı çıktığı kadar bağıran amatörlük gerçekten çekilir gibi değil. Şayet bir sinema öğrencisi bu filmi proje ödevi olarak çekmiş olsaydı dersi geçmesi gerçekten bir muzice olurdu. Başlı başına bir sinema filmi olarak değerlendirmekse zaten pek mümkün değil. Olmayan sanat yönetimi, objektife bakıp duran oyuncular, komik derecesinde saçma mizansenler, en ufak bir harekette Allah’ını kaybetmiş gibi sallanan kamera ve olup olmadık yerde kaçan odak bir imkansızlık göstergesi olarak görmezden gelinebilir. Ama geri kalan her şey kötüyken bunlar haliyle daha da fazla göze batıyor. Bir dostumun çok güzel bir sözü var: “Eğer filmin günahları sevaplarından fazlaysa sevapları görünmemeye başlar”. İşte Asasız Musa’da olumlu olarak söyleyebileceğim yeni bir şey yapma cesareti dışında başka olumlu ögeler taşıyordur belki ama bunları görmek maalesef imkansız.

Sonuç olarak Asasız Musa kötü bir film hatta daha yola çıkış aşamasından son saniyesine kadar kötü bir film. Ama benim şahsi olarak bir yönetmenden beklediğim ilk şey olan yeni bir şeyler yapma çabası da takdir edilesi. Keşke bu çaba böylesine bir vasatlıkla sonuçlanmasaydı.

1991’de Cizre’deki nevroz kutlamalarında yaşananları anlattığı ve Kültür Bakanlığı'ndan izin alamadığı için vizyona giremeyen Berivana Ciziri belgesiyle tanıdığımız, aynı zamanda tiyatro yönetmenliği de yapan Aydın Orak'ın ilk uzun metrajlı filmi Asasız Musa, didaktik unsurları metaforik anlatıyla birleştirmeye çalışan ama sonunda sinemasal anlamda vasatı aşamayıp, tüm yeni şeyler deneme cesaretini de başarısızlığına mahkum eden maalesef kötü bir film. Kürt asıllı yazar, şair ve gazetece Musa Anter’in yaşam öyküsünü anlatıyor film, ya da anlatmaya çalışıyor. Kürt dilinin gelişmesi için çalışmalar yapıp gazete ve dergiler çıkaran Anter, yaşamı boyunca birçok kez hapishaneye girdi. Çeşitli parti, kültür merkezi ve enstitülerin kurucuları arasında yer aldı. Siyasi faili meçhul cinayetlerin yaşandığı 1990’ların başında bir cinayete kurban gitti ve daha sonra bunun, o dönemki devlet kurumları içindeki bazı gayrı resmi oluşumların planladığı ileri sürüldü. Asasız Musa bir Musa Anter biyografisi olarak yola çıkmış. Musa Anter’in Kürt kültürüyle olan ilişkisi sebebiyle sıkça siyasi bir yapıya bürünen yaşam öyküsünü, acılarıyla ve ileriye dönük düşünceleriyle işleyerek de sonunda kendince bir söylem geliştirmek istemiş ama hem amaçladığı şeyi gerçekleştirmenin hem de sinema adına elle tutulur bir şey yapmanın öylesine uzağında bir başarısızlık göstermiş ki ne Musa Anter’i anlatabilmiş ne de bir söylem geliştirebilmiş. Zaten didaktik söylemi metaforik bir şekilde anlatıyor olmanın, sanatın aşkın tözüne yönelmişken bunu kendi elleriyle sınırlandırması gerçeği sebebiyle daha fikir aşamasında başarısızlık örneği gösteriyor. Kaldı ki filmin devam eden bölümlerinde de bu gerçeği görmezden gelerek başarısızlığı son ana kadar sürdürüyor oluşu Asasız Musa’yı daha başlamadan ikinci sınıf filmler diye tabir edeceğimiz bir seviyeye düşürüyor. Didaktik söylemi ve metaforik anlatıyı tek tek ele aldığımızda da sonuç değişmiyor maalesef. Burada belli belirsiz bir benzerlik kurabileceğimiz iki film Asasız Musa’yı değerlendirme açısından önemli. Didaktik söylemin ustalarından  Gillo Pontecorvo’nun 1979 yapımı Operación Ogro filmi ile metaforik anlatı konusunda çığır açmış olan  Sergei Parajanov’un 1968 yapımı Sayat Nova’sı. Pontecorvo filminde Katalanların İspanyol otoritesine karşı mücadelelerini anlatıyor. Peki Asasız Musa ile didaktik söylem açısından son derece benzer bir film olan Operación Ogro son derece başarılıyken bizim filmimiz niye bir başarısızlık örneği? Bunun sebebi aydınlanmacı bakış açısı. Sinema bir sanat olarak aşkındır, etik olanın da elbette ki üstündedir. Doğal olarak Asasız Musa’da didaktik olarak anlatılana dair sanatsal anlamda bir eleştiri getirmek mümkün değil, eğer yapılıyorsa da saçma. Ama bu didaktik söylemde öylesine aydınlanmacı bir bakış açısı varsa ki; kendi fikirlerinin saf doğruluğunu kabul etmeyip karşı koyanları düşman –karşı koyan bir kişinin davranışını tüm topluma mal etme sorununa girmiyorum bile- ondan taraf olmayanlarıysa hain ilan etmesi, – burada hainlerin cezalandıralacağını söyleyip tehdit etmesine girmiyorum bile- bu, filmi her türlü söylemin ötesinde eleştirilmesine ve nihayetinde amaçladığı her şeyi kaybetmesine yol açıyor. Peki Parajanov’un bir Ermeni ozanının biyografisini anlattığı filmi sinema tarihinin sayılı eserinden biriyken yola çıkış olarak son derece benzer olan Asasız Musa niye bunu başaramıyor? Çünkü metaforların altını dolduracak derinlikten yoksun. Aynı sahneyi beş farklı oyuncuyla hiçbir fark olmadan beş kere çekmek, sürekli tekrar eden bir durumu beş dakika boyunca hiç kesmeden göstermek, – bunu yaşanmışlıktan yola çıkarak bir hissiyat oluşturmak amaçlı kullanımına elbette defalarca tanık olduk ama burada durum farklı. Didaktik söyleminde her türlü aydınlanmacı,…
Puan - 42 / 100

4.2

Asasız Musa kötü bir film hatta daha yola çıkış aşamasından son saniyesine kadar kötü bir film, ama yeni bir şeyler yapma çabası da takdir edilesi.

Kullanıcı Puanları: 0.48 ( 3 votes)
4
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi