Vizyonerlik, oldukça öznel bir kavram gibi durabilir. Bir kişinin ya da grubun fikirlerinin orijinalliği elbette tartışılabilir. Fikirlerin, beğeniye sunuldukça kendilerini ispat etme zorunluluğu yıllar boyunca değişmeyen tek kural olmuştur belki de. Günümüz sinemasında da eksikliğini hissettiğimiz ana unsurlardan bir tanesi şüphesiz yeni gibi duran fikirlerin kendilerini bir türlü ispat edememesi olarak çıkar karşımıza. Geçmişe baktığımızda ise gerek sinemada gerekse diğer sanat alanlarında kendisini defalarca kanıtlamış kişiler ve fikirler bulabilememiz mümkün. Bu noktada, özellikle bilimkurgu alanında vizyon açısından yeri doldurulamayan ve değişmeyen bir isim var. Okuyanları bugün bile şaşırtabilecek yenilikte ve özgünlükte hikayelere imza atan, bilimkurgu edebiyatının ve gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu filminin senaristlerinden birinden bahsediyorum elbette: Arthur C. Clarke.

Bugün 98 yaşına girmiş olan büyük usta, gözlerimizi ve zihnimizi yıllar öncesinden öyle büyüleyici bir şekilde açtı ki, belki de günümüz bilimkurgusunun yer yer yavan kalmasının başlıca sebeplerinden biri kendisi. Arthur C. Clarke denildiği zaman akla ilk olarak 2001 serisi gelir kuşkusuz ve bunu Stanley Kubrick takip eder haliyle. 1964 yılında bir mektupla başlayan ortaklık, tüm zamanların en etkileyici ve kapsamlı bilimkurgu eserini ortaya çıkarır ve kendimizi 1969 yılında buluruz. Aradan geçen 46 yılın ardından dahi, büyülenmeden izlemenin mümkün olmadığı 2001: A Space Odyssey birçoklarının kabulüyle bilimkurgu sinemasının değişmez başyapıtıdır.

Arthur C. Clarke ve Stanley Kubrick: Mükemmel İkili

Roger Caras ismini hiç duymuş muydunuz? Bu beyefendi, A Space Odyssey’in beyazperdedeki varlığını borçlu olduğumuz üçüncü kişi. Belki de asıl teşekkür etmemiz gereken kişi Caras olabilir. 1964 yılında, Kubrick’in Clarke’a göndermek üzere yazdığı mektup Roger Caras’tan aldığı cesaret ve özgüvenle adresine ulaşmıştır. İkilinin ortak arkadaşı olan Caras, gelmiş geçmiş en kapsamlı bilimkurgu başyapıtının ortaya çıkmasını sağlayan bağlantı olmuştur. Ne mutlu kendisine! Kubrick ile Caras arasında geçen Questar teleskobu hakkındaki bir sohbette Caras’ın tesadüfen Clarke’dan bahsetmesinin üstüne, Kubrick hemen kaleme ve kağıda sarılarak bu ilişkinin temellerini atmıştır. Devamında ise Kubrick’in içtenlikle yazdığı satırlara Clarke da aynı içtenlikle cevap verir.

arthur-c-clarke-stanley-kubrick-filmloverss

“Kitaplarınızın uzun zamandır büyük hayranıyım ve her zaman sizinle birlikte gerçekten dillere destan güzellikte bir bilimkurgu filmi yapma olasılığını konuşmak istedim.”

Stanley Kubrick’in mektubunun yukarıda gördüğünüz ilk cümleleri, Kubrick’in kafasında şekillenen başlangıç planlarının ana maddeleriyle devam ediyor. Bu mektuba Arthur C. Clarke’ın Kubrick’e cevabı da bir o kadar sıcak oluyor; Dr. Strangelove’ı izlemeyi çok ama çok istediğini, Lolita’nın ise iki defa izlediği ender filmlerden biri olduğunu yazıyor. Tarih 8 Nisan 1964. Ve o yaz, bu iki büyük deha ilk defa New York’ta buluşarak ortak projeleri hakkında konuşmaya başlıyorlar. Ama o proje beklendiği üzere 2001: A Space Odyssey değil, Clarke’ın kısa öykülerinden biri olan The Sentinel Eternity‘dir. İkili saatlerce süren ilk buluşmalarının ardından çalışmalarına devam ederken, kim bilir belki de Kubrick delice fikirlerinden biri olarak ortaya atmıştır 2001: A Space Odyssey’i.

Arthur C. Clarke’ın birçok öyküsü hem televizyona hem de beyazperdeye uyarlandı. 2001: A Space Odyssey’e kadar bazı projeler için senaryo da yazan usta kalem zirvede bırakmak istemiş olacak ki, sonrasında hiçbir uyarlama projede senarist olarak yer almadı. Belki de kendisine hayran olan ve onun da hayranı olduğu bir yönetmenle çalışmanın verdiği istek ve keyif, başka hiçbir projede karşısına çıkmamıştır. İşinin ustası olan ve yaptıkları işlerin üzerinden on yıllar geçmesine rağmen vizyoner tavırlarına ve başarılarına hiç kimsenin yaklaşamadığı bu iki ismin ortaklığından çıkabilecek en vasat sonuç bile yine bizim açımızdan başyapıt olabilirdi. Aralarındaki enerjiyi birbirlerine yazdıkları ilk cümlelerde bile fark etmemek çok güç.

Sir Arthur Charles Clarke, 98 yıl boyunca  hem sanatsal açıdan, hem de bilimsel açıdan birçok konuda esin kaynağı olmuştur. Bugün kullandığımız ve üstüne geleceği inşa ettiğimiz teknolojilerin pek çoğu ilk olarak onun kitaplarında geçmiştir. Geleceğimizin fikir öncüsü olarak hala ondan öğrenebileceğimiz, esinleneceğimiz, vizyonumuzu genişletecek birçok konu var. Bu bağlamda, Clarke’ın bazı kısa öyküleri hala gizli birer hazine ve daha fazla insana ulaşmayı bekliyor. Gerçek anlamda insanlığı etkileyen bir isim olarak Clarke, büyüleyici özelliklere sahip ve ona duyduğumuz hayranlığı her daim hak ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi