Müzik endüstrisini nasıl bilirsiniz? Ya da geçtiğimiz günlerde Brit Ödülleri’ni izlediniz mi? Adele’in ödülleri silip süpürdüğü, Justin Bieber’ın En İyi Uluslararası Sanatçı seçildiği tören hani. İşte bu tören size endüstri ile ilgili birkaç şey söyleyebilir. Uzun zamandır törenlerin en iyileri değil, en çok satanları ödüllendirdiği; dinleyicinin kendisine ancak “önerilen” sanatçıları talep ettiği de bilinen bir gerçek. İnternetin ve dijital indirmenin yaygınlaşmasıyla dinleyiciler; direkt olarak sanatçılarla bağ kurabiliyorlar, başkalarına tavsiye edebiliyorlar ve bir gün meşhur olduklarında “onu ben keşfetmiştim” diyebiliyorlar. İşte bir zamanlar bu keşif işi belirli isimlerin cirit attığı bir dünyada gerçekleşiyordu ve plak şirketleri bir imza için şeytanla anlaşma yapmayı geçtim, şeytanın cebindeki paraya bile göz koyuyorlardı.

İşte Arkadaşlarını Öldür – Kill Your Friends de izleyiciyi bu dünyaya davet eden bir film. 90’ların sonu; Cool Britannia akımı, Ada müziğine 60’lar ve 70’lerin ruhunu yeniden taşıyan bir tarz armağan ediyor: Britpop. Onlarca grup milyonlar satarken binlerce isim on tane albüm satamıyorlar, yok olup gidiyorlar ve birikimlerini kaybediyorlar. Çünkü bir A&R (Artists and Repertoire)’ın yani müzisyenleri keşfedip plak şirketlerinin köle düzenine bağlayan bir uzmanın gözüne giremediler!

John Niven’ın aynı isimli kült romanından uyarlanan filmde bir A&R olan Steven Stelfox (Nicholas Hoult)’un hikayesi anlatılıyor. Steven gözünü en yukarıya diken; dostlarını düşman, iş arkadaşlarını ise köpekbalığı olarak gören bir adam. Hedefine ulaşmak için cinayet işlemekten, insanları hapse attırmaktan ve düşmüşlere tekme atmaktan çekinmiyor. Niven’ın kendisi de 90’larda müzik endüstrisinde çalıştığı için aslında döneme zengin bir bakış açısı sunuyor. Filmde de bu bakış açısının yansımalarını keyifle sürmek mümkün. Müzik tarzlarından dönemin ünlü grupları üzerine söylemlere değin, özellikle Britpop sahnesini sevenler için film güzel referanslarla ve esprilerle dolu. Zaten filmin en güçlü yönü de kitaptan yapılan alıntılara dayanıyor ve ilk yönetmenlik deneyiminde Owen Harris, elindeki bu kozu daha etkili kullanmak için dördüncü duvarı yıkma yoluna gidiyor.

Kill Your Friends: Aileni Öldüremezsin, Peki Ya Arkadaşlarını?

Dördüncü duvarın yıkılması ile Stelfox’un yaşamına daha etkili bir giriş yapsak da bu kısım ilgi çekici olmaktan ziyade alışılageldik biçimsel yaklaşımlarla örülüyor. Britanya sinemasında “Trainspotting etkisi” olarak anabileceğimiz uyuşturucunun, seksin ve alkol kullanımının gırla gittiği, yozlaşmış bireyler ve kurumlar sunan, grafik şiddet üzerine bolca rock ve acid müzik boca edilmiş anti-kahraman öykülerinin bir yenisine şahit oluyoruz. Bu öykünün izleyiciyi Stelfox’un yaşamına özendirip özendirmediği tartışmaları bir yana filmin en büyük sorunu, karakterin tek boyutlu yapısı. Sıklıkla American Psycho ile karşılaştırılmasına rağmen Kill Your Friends’in tüketim kültürü, beden, iktidar gibi konularda bahsi geçen filmin aksine söyleyecek sözleri oldukça sınırlı kalıyor (Belki Wall Street ve müzik endüstrisi benzerliği iddia edilebilir). Bu yaklaşımın en büyük sorunu ise karakterin psikolojik ve ahlaki arka planının yok olması ve gerçeklikten uzaklaşması oluyor. Stelfox’un kendi olumsuz kişisel özelliklerine karşın neredeyse sektörde var olma mücadelesi veren bir kahraman gibi sunulması ile bu açıdan bir özdeşleşme kurma amacı zaten sıkıntılı bir yaklaşımken kendisini zincirleme suç ağında bulması da bir noktadan sonra inandırıcılıktan uzaklaşarak bir şiddet fantezisine dönüşüyor. Filmin bizim inanmamızı istediği gerçeklik, perdede karşılığını bulamıyor. Arka planda kurulan polisiye anlatısını sektörün dinamikleriyle bağdaştırma ve buradan bir kara film hikayesi oluşturma çabası da oldukça yetersiz. Stelfox’u suça yönlendiren hırsının filmdeki karşılığı, okuduğu “Unleash Your Monster” kitabıyla sınırlı kalıyor.

Stelfox karakterinin eksikliğini ortaya çıkaran bir diğer unsur ise yan karakterlerin inanılmaz derecede zayıf olması. Moritz Bleibtreu ve Rosanna Arquette gibi isimlerin birkaç dakikalık performansları bile yardımcı oyunculardan daha etkili oluyor çünkü filmin komedi yönüne hizmet etmesi için birkaç kalıba sıkıştırılmış ve kontrol altına alınmış karakterler, perdenin her noktasını Stelfox kaplamadan bir araya bile gelemiyorlar. Karakterin tüm eksiklerine rağmen Nicholas Hault etkileyici bir performans sergiliyor ve filmi bir yere kadar tek başına taşımayı başarıyor.

Sonuç olarak Arkadaşlarını Öldür – Kill Your Friends; 90’lar Britanya müzik piyasasının dinamiklerini sağlam bir soundtrack ile yansıtmayı başarsa da, biçimsel tercihleri ile senaryosunun kusurlarını örtemiyor.

Müzik endüstrisini nasıl bilirsiniz? Ya da geçtiğimiz günlerde Brit Ödülleri’ni izlediniz mi? Adele’in ödülleri silip süpürdüğü, Justin Bieber’ın En İyi Uluslararası Sanatçı seçildiği tören hani. İşte bu tören size endüstri ile ilgili birkaç şey söyleyebilir. Uzun zamandır törenlerin en iyileri değil, en çok satanları ödüllendirdiği; dinleyicinin kendisine ancak “önerilen” sanatçıları talep ettiği de bilinen bir gerçek. İnternetin ve dijital indirmenin yaygınlaşmasıyla dinleyiciler; direkt olarak sanatçılarla bağ kurabiliyorlar, başkalarına tavsiye edebiliyorlar ve bir gün meşhur olduklarında “onu ben keşfetmiştim” diyebiliyorlar. İşte bir zamanlar bu keşif işi belirli isimlerin cirit attığı bir dünyada gerçekleşiyordu ve plak şirketleri bir imza için şeytanla anlaşma yapmayı geçtim, şeytanın cebindeki paraya bile göz koyuyorlardı. İşte Arkadaşlarını Öldür - Kill Your Friends de izleyiciyi bu dünyaya davet eden bir film. 90’ların sonu; Cool Britannia akımı, Ada müziğine 60’lar ve 70’lerin ruhunu yeniden taşıyan bir tarz armağan ediyor: Britpop. Onlarca grup milyonlar satarken binlerce isim on tane albüm satamıyorlar, yok olup gidiyorlar ve birikimlerini kaybediyorlar. Çünkü bir A&R (Artists and Repertoire)’ın yani müzisyenleri keşfedip plak şirketlerinin köle düzenine bağlayan bir uzmanın gözüne giremediler! John Niven’ın aynı isimli kült romanından uyarlanan filmde bir A&R olan Steven Stelfox (Nicholas Hoult)’un hikayesi anlatılıyor. Steven gözünü en yukarıya diken; dostlarını düşman, iş arkadaşlarını ise köpekbalığı olarak gören bir adam. Hedefine ulaşmak için cinayet işlemekten, insanları hapse attırmaktan ve düşmüşlere tekme atmaktan çekinmiyor. Niven’ın kendisi de 90’larda müzik endüstrisinde çalıştığı için aslında döneme zengin bir bakış açısı sunuyor. Filmde de bu bakış açısının yansımalarını keyifle sürmek mümkün. Müzik tarzlarından dönemin ünlü grupları üzerine söylemlere değin, özellikle Britpop sahnesini sevenler için film güzel referanslarla ve esprilerle dolu. Zaten filmin en güçlü yönü de kitaptan yapılan alıntılara dayanıyor ve ilk yönetmenlik deneyiminde Owen Harris, elindeki bu kozu daha etkili kullanmak için dördüncü duvarı yıkma yoluna gidiyor. Kill Your Friends: Aileni Öldüremezsin, Peki Ya Arkadaşlarını? Dördüncü duvarın yıkılması ile Stelfox’un yaşamına daha etkili bir giriş yapsak da bu kısım ilgi çekici olmaktan ziyade alışılageldik biçimsel yaklaşımlarla örülüyor. Britanya sinemasında "Trainspotting etkisi" olarak anabileceğimiz uyuşturucunun, seksin ve alkol kullanımının gırla gittiği, yozlaşmış bireyler ve kurumlar sunan, grafik şiddet üzerine bolca rock ve acid müzik boca edilmiş anti-kahraman öykülerinin bir yenisine şahit oluyoruz. Bu öykünün izleyiciyi Stelfox’un yaşamına özendirip özendirmediği tartışmaları bir yana filmin en büyük sorunu, karakterin tek boyutlu yapısı. Sıklıkla American Psycho ile karşılaştırılmasına rağmen Kill Your Friends’in tüketim kültürü, beden, iktidar gibi konularda bahsi geçen filmin aksine söyleyecek sözleri oldukça sınırlı kalıyor (Belki Wall Street ve müzik endüstrisi benzerliği iddia edilebilir). Bu yaklaşımın en büyük sorunu ise karakterin psikolojik ve ahlaki arka planının yok olması ve gerçeklikten uzaklaşması oluyor. Stelfox’un kendi olumsuz kişisel özelliklerine karşın neredeyse sektörde var olma mücadelesi veren bir kahraman gibi sunulması ile bu açıdan bir özdeşleşme kurma amacı zaten sıkıntılı bir yaklaşımken kendisini zincirleme suç ağında bulması da bir noktadan sonra inandırıcılıktan uzaklaşarak bir şiddet fantezisine dönüşüyor. Filmin bizim inanmamızı istediği gerçeklik, perdede karşılığını bulamıyor. Arka planda kurulan polisiye anlatısını sektörün dinamikleriyle bağdaştırma ve buradan bir kara film hikayesi oluşturma çabası da oldukça yetersiz. Stelfox'u suça yönlendiren hırsının filmdeki karşılığı, okuduğu "Unleash Your…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Kill Your Friends; 90’lar Britanya müzik piyasasının dinamiklerini sağlam bir soundtrack ile yansıtmayı başarsa da, biçimsel tercihleri ile senaryosunun kusurlarını örtemiyor.

Kullanıcı Puanları: 3.75 ( 1 votes)
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi