Aslında hayat hiç de sandığımız kadar karmaşık değil. İyi insan mı yoksa kötü insan mı olduğumuzu anlamak için kendimize tek bir soru sormamız yeterli: “Kendi rahatımız için başkasının zarar görmesine razı mıyız?” Herhalde bu soruyu böyle dümdüz sorduğumuzda cevap olarak evet diyecek kimse çıkmaz. Oysa işin içine ufak tefek değişkenler eklediğimizde pek çoğumuzun farkında bile olmadan buna onay verdiğimiz ortaya çıkacaktır. Mesela kot taşlama işçilerinin eninde sonunda Silikozis denen ölümcül ve ızdıraplı hastalığa yakalanması kaç kişiyi taşlanmış kot giymekten vazgeçirdi? Veya parmağımıza taktığımız minicik cam parçaları için Afrika’da, kanlı elmas peşinde her yıl kaç kişi ölüyor hiç düşünüyor muyuz? Hadi kendimizden biraz uzaklaşıp vicdanımızı rahatlatalım, mesela Amerikan halkı daha ucuz benzin kullanabilsin diye Irak’ta kaç çocuğun öldüğünü biliyor muyuz? Örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir ama sonuç olarak basit bir mantığa indirdiğimizde “zenginler” kendi konforları için “fakirlerin” ölmesine bilerek ya da bilmeyerek razı oluyorlar.

FreeGreatPicture.com-44418-a-yearly-purge-for-a-society-working-out-its-issues

İşte James Demonaco son filmi “Arınma Gecesi”nde bu fikirden yola çıkarak kurulmuş bir devlet yönetimini ele alıyor. Yakın bir gelecekte Amerikan hükümeti artan şiddetle başa çıkamadığı için yeni bir kanun çıkarır. Bu kanuna göre yılın sadece bir gecesi, akşam 7’den sabah 7’ye kadar cinayet dâhil her suçu işlemek serbesttir! O gece boyunca işlenen suçların hesabı kimseden sorulmayacağı gibi gece boyunca ne polis ne de hastaneler saldırıya uğrayan insanların yardımına koşacaktır. İnsanların kendilerini tamamen serbest bıraktıkları bu geceden sonra içlerindeki kötülükten kurtuldukları ve yılın geri kalanında huzur içinde yaşadıklarına inanılan bu geceye de “arınma gecesi” adı verilir. Tahmin edeceğiniz gibi ekonomik durumu iyi olanlar geceyi tam güvenlikli evlerinde huzur içinde geçirirken şiddetin mağduru yine “fakirler” olacaktır. İşte iki çocuklu bir çift olan James ve Mary de nezih muhitlerinde tamamen kilit altına alınmış güvenli evlerinde, bu yılki arınma gecesini de dışarıdaki şiddete gözlerini yumarak huzur içinde geçirmeyi planlarken, küçük oğullarının vicdanına yenilerek saldırı altındaki bir adamı eve alması bütün aileyi birden bire şiddetin odağı haline getirir.

the-purge-face-masks

Bundan sonrası bildiğiniz hikâye; aile ya bu adamı dışarı atarak ölümüne sebep olacak ya da onunla birlikte kendilerini de tehlikeye atacaktır. Aslında oldukça doğru bir politik söylem yakalayan film yazık ki tek cümlelik bu söylemin ötesine geçemiyor.  Neredeyse hiç sürprizsiz ilerleyen film, sanki postmodernizmin modernizme karşı yaptığı “eğer bir karede tabanca gözüküyorsa o tabanca eninde sonunda patlar” eleştirisini kanıtlamak istercesine kullanacağı objeleri bize tek tek sergileyerek bindiği dalı kesiyor. Şiddet yanlısı zengin beyazlara karşı mağdur zenci klişesi de insanın içine fenalık getirecek düzeyde. Diğer yandan saldırganların lideri rolündeki genç ve yakışıklı adam, soğukkanlılığıyla Haneke’nin “Funny Games”ini de hatırlatmıyor değil.

Keşke yönetmen kendini bu kadar ciddiye almak yerine biraz riske girip politik eleştirisini kara mizahla anlatmayı deneseymiş. Belki o zaman söylemeye çalıştığı şeyler didaktik bir doğruculuğun sıkıcılığına kurban gitmezmiş. Yine de “Arınma Gecesi” tüm zaaflarına rağmen evini kalesi olarak gören insanoğlunun, en güvendiği alanda saldırıya uğradığında hissedeceği korku ve çaresizliği seyirciye geçirmeye başarıyor. Hele son aylarda Türkiye’de olan bitenleri az çok takip etmiş biriyseniz film boyunca sokak ortasında yaşanan linçlere ve hiçbir bedel ödemeyeceğini bilen “insanların” rahatlığına tahammül etmek oldukça güç gelebilir. Ama unutmayın sinemadan çıktığınızda arınma gecesini arkanızda bırakabilirsiniz oysa devlet destekli polis şiddeti her an ensenizde!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi