Scott McGehee ve David Siegel ikilisinin beşinci ürünü olan Arada Kalan (What Maisie Knew) geçtiğimiz sene ilk gösterimini Toronto’da yapmış akabinde birkaç festivalde daha gösterilmesiyle birlikte bu sene yavaş yavaş her ülkede vizyona girmeye başlamıştı. Biraz geç oldu ancak, az sayıda kopyayla da olsa bu hafta ülkemizde de vizyona girdi.

Henry James’in aynı adlı eserinden uyarlanan Arada Kalan, 6 yaşındaki Maisie’nin gözünden yaşadığı dramı konu alıyor. Maisie’nin anne ve babasının boşanmasının ardından gelişen can sıkıcı süreci merkezine alarak tüm hikâyeyi Maisie’nin gözünden anlatan film bu sayede sarsıcı bir aile dramı olmayı başarıyor. Ailelerin çocuk yetiştirirken yanıldığı neredeyse her şeyi net bir şekilde gözler önüne sererek özellikle ülkemizde sıkça kullanılan “çocuk o daha anlamaz” cümlesinin de ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Filmin en can alıcı noktasının tüm hikâyenin Maisie’nin gözünden anlatılması olduğunun bir kez daha altını çizmek gerekiyor diye düşünüyorum. Buna ek olarak hikâyenin anlatılış şeklinin yanı sıra yönetmenlerin bir başka başarısının da aile dramını işleyen benzer filmlerden farklı biçimde ilerleyerek izleyicinin canını daha fazla acıtarak duygu sömürüsüyle uğraşmaması. Ellerinde bolca ajitasyon yapabilecek malzeme varken onlar işin gerçek kısmını anlatmayı doğru bulmuşlar ve bununla da çok iyi bir işe imza atmışlar.

Arada-Kalan-Filmloverss

Arada Kalan, aynı zamanda birçok sahneyle bir çocuğun büyüme sürecinde ailenin veya çevresindeki faktörlerin ne kadar etkili olduğunu anlatmaya çalışıyor. Filmin bir başından bir de sonundan birer örnek vermek gerekirse ailesi tarafından ilgiden uzak bir şekilde büyüyen Maisie, filmin başlarında dadısı olarak gördüğümüz Margo ile kıyafet seçimi yaparken sarı rengi tercih ediyor. Çünkü kendisine rol model olarak Margo’yu alıyor. Filmin ilerleyen bölümlerindeyse yine Margo ile kıyafet seçimi yaparken kendisine üvey babası Lincoln’ü örnek alarak lacivert rengini tercih ediyor. Son sahnedeki ufak detaysa film boyunca her açıdan çocuk yetiştirme konusunda en başarılı isim olarak göze çarpan Lincoln’ün Monopoly oynarken söylediği sözler oluyor “Ben küçükken Monopoly oynamamıza izin vermezlerdi. Onun yerine işbirliği yapılmasını amaçlayan, hırsın değil barışın kazanması gerektiğini aşılayan oyunlar oynardık.”

Her detayı için yoğun uğraş verildiği oldukça belli olan filmdeki oyunculukların tümü için de övgü dolu sözler söylemeden geçemeyeceğim.  Öncelikle filmin bu denli başarılı olmasının altında Onata Aprile’nin kusursuz performansı yatıyor. Ona eşlik eden tecrübeli oyuncuların her birinin kariyerlerine yakışır birer performans sergilemeleri de filmi bir basamak daha ileri taşıyan etkenlerin başında geliyor. Her geçen gün artan şöhretiyle hayran sayısı da oldukça fazlalaşan Alexander Skarsgard’ın bu filmde hayat verdiği karakter ve performansıyla çok daha fazla kişi tarafından daha dikkatli takip edileceğine de eminim.

Haftanın vizyon filmlerine göz attığımızda Arada Kalan’ın diğer filmlerin arkasında kaldığını ve haftanın en az kopyayla vizyon giren filmi olduğunu görüyoruz. Ancak bu, filmin kalitesiyle alakalı bir durum kesinlikle değil. İlk kez 32. İstanbul Film Festivali kapsamında ülkemizde izleyicisiyle buluşan filmi beyazperdede izlemek için son şansınızın bu olduğunu düşünecek olursanız bu naif  filmi kaçırmamanızı ve dünyaya bir kez de 6 yaşındaki Maisie’nin gözünden bakmanızı tavsiye ederim.

İyi seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi