Başrol oyuncusu Paul Rudd’un senaristleri arasında yer aldığı ve Peyton Reed’in yönettiği Ant-Man, tam da küçülmüş de büyümüş Marvel hayranlarına göre bir film. Karakterlerinin hikayelerini imkanlar el verdiğince derinleştirmeye çalışmış olan film; Marvel’ın alıştığımız kısımlarından biraz ayrı, ama Marvel evreninin geçmişiyle geleceğini bir köşeden daha bağlayan bir hikayeyle karşımıza çıkıyor.

Filmin hikayesi, Scott Lang (Paul Rudd) isimli bir mahkumun dışarı çıkmasıyla başlıyor. Modern bir Robin Hood olduğunu söyleyebileceğimiz Scott, iş bulmak ve hayatını toparlamakla ilgili sıkıntılar yaşıyor. Hayatını düzene sokamaması da, velayeti eski eşinde olan kızını görmesini zorlaştırıyor. Derken tüm bu imkansızlıkların içerisinde Hank Pym’le tanışıyor ve Pym ona bir teklifte bulunuyor. İşin ilginç tarafı Hank Pym’in de ilişkisini toparlamakta zorlandığı yetişkin bir kızı (Evangeline Lilly)  var. Ve Pym’in kızı Hope; ciddi bir tehlike potansiyeli taşıyan ve insanı bir karınca boyutuna küçültebilen bir kostümün mucidi, Hank Pym’in eski asistanı Darren Cross’la (Corey Stoll) birlikte çalışıyor. Pym’in hem kızının saygısını geri kazanmak için hem de bu çok tehlikeli kostümün kötü ellere geçmemesi için Paul Rudd’un yardımına ihtiyacı var.

Marvel Sinematik Evreni’nin en büyük başarılarından biri, herkes tarafından kabul edildiği üzere, Marvel’ın sinema ve televizyon uyarlamaları arasında küçük ama sağlam bağlar kurmayı asla ihmal etmemesi. Marvel Evreni’ne hiç hakim olmayan birini rahatsız etmeyecek kadar bağımsız bir yerde konumlandırılmış olan film, bir Marvel hayranının ağzını kulaklarına vardıracak referanslar içeriyor ve aynı zamanda Marvel’ın geleceğine dair kilit noktada durduğunu da beyan ediyor. Özellikle açılış sahnesindeki yaşlı Peggy Carter (Hayley Atwell), yaşlı Howard Stark (John Slattery) ve genç Hank Pym (Michael Douglas) bizi hikayeye ısıtıyor. En az filmi çekilmeden önceki Galaksinin Koruyucuları kadar sinema izleyicisine uzak olan Ant-Man, filmin içerisinde yer alan Avengers, Hydra ve S.H.I.E.L.D.’a da göndermeler içermesiyle Captain: America: The First Avenger’ı izlerken hissettiğimiz duyguları anımsatıyor. Aynı zamanda Iron Man filmlerinde gördüğümüz “Tony Stark Will Return” (Tony Stark Dönecek) nidası, filmde Ant-Man için de kullanılıyor. Böylelikle Marvel, gelecekte oldukça önem kazanacak bir karakterin bu filmde bizimle tanıştırıldığını çok başarılı bir biçimde, ama gözümüze gözümüze sokmadan anımsatıyor. Ant-Man’i göreceğimiz bir sonraki film Captain America: Civil War olacak.

Filmde eldeki bütün malzemeler doğru kıvamda kullanılmış. Mesela yönetmen Peyton Reed’in ve senaristler Edghar Wright ile Joe Cornish’in romantik-komedi geleneğinden geliyor olması, komedi yönünden filme büyük avantajlar kazandırmış vaziyette. Galaksinin Koruyucuları ile beraber hepten hız kazanan Marvel’ın komik tonu, Ant-Man’de de bir hayli güçlü. Özellikle Kevin Smith’in üslubunu anımsatan espriler mevcut. Filmin çoğunda gülmenize karşın, filmi bir komedi filmi olarak konumlandırmamayı sağlayan şey ise, güldürmek için ağırlıklı olarak yan karakterlerden veya zaten absürt bir durumda olan ana karakterimizin doğal halinden faydalanılmış olunması.

Ant-Man’i seyirlik kılan şeylerden biri de bize CGI teknolojisinin ve 3 boyutlu sinemanın gerçek amacını anımsatması. Filmde görsel efektler çok yoğun olarak kullanılmış vaziyetteler ve hepsi de yerli yerinde kullanıldığını hissettiriyor. Günümüzde yüksek bütçeli filmler için adeta bir zorunluluk haline gelmiş olan özel efektler, kolay kolay bir filmde olmadığı kadar kadar gerçekçi ve en az bir o kadar absürt duruyor. Çünkü baş kahramanımız bir karınca boyutuna erişip tekrar normal insan boyutuna dönebiliyor. Haliyle günlük hayatınızdaki en sıradan objeler bile filmin akışında bir normal haline, bir de dev bir dağ boyutuna gelip duruyorlar. Değişik karınca türlerinin ana kahramanımızın kankaları olmaları da cabası.

Filmin en akılda kalan performansları Evangeline Lilly ve Michael Pena’ya -Ant-Man’in kankalarından Luis’i canlandırıyor-  ait olsa da Michael Douglas ve Paul Rudd da kendileriyle özdeşleşme ihtimali olan yepyeni iki karakter ortaya koymuşlar. Özellikle Douglas’ın karakteri Hank Pym, Samuel L. Jackson’ın Nick Fury’si ile analoji kurabileceğimiz karakter. Bu Douglas’ın en iyi filmi veya en iyi performansı denemez; Samuel L. Jackson’ın Nick Fury’si gibi, fakat akıllarda kendisine yer edecek ve Marvel evreninde bundan sonra da görmeyi beklediğimiz bir karakter ortaya çıkmış. Lost’tan tanıdığımız Evangeline Lilly’nin canlandırdığı Hope van Dyne ise filmde yer alan en karmaşık ve duygularını en az sözcükle belirtmesi gereken karakter ve oyuncu da mimiklerini bu yönde başarılı bir biçimde kullanmış. Marvel’ın geleceğinde yer vereceği güçlü kadın kahramanlardan biri de Hope van Dyne olacak gibi gözüküyor.

Marvel’ın hala yalpaladığı noktalardan bir tanesi, kadınların filmlerdeki temsiliyeti.  Filmdeki kadınlar artık seksi objeler olmaktan sıyrılıp, güçlü bir profil çiziyor olmakla beraber, “babasının kanatları altındaki küçük kız” teması filmdeki en güçlü alt metinlerden biri. Marvel’ın bu yöndeki eleştirilerden ders almaya başladığı aşikar, ama senaristler kendi kafalarındaki klişeleri yıkmadan kadın karakterleri değiştirmeye çalıştıkça, bu defa güçlü ama erkeklerin sözünü dinleyen kadın profili çıkıvermiş ortaya. Her ne kadar Marvel kadın karakterleri daha bağımsız kılma ve klişeleri alt etme konusunda film; gözle görülür bir yol katetmiş olsa da, Marvel’in kadın senarist ve yönetmen kullanmadığı her film kendini çok uzaklardan belli eder vaziyette.

Ant-Man her yaştan ve her zevkten insana keyifli vakit geçirtecek bir film. Filmin sonunda bu defa bir değil, tam iki tane sürpriz Marvel sahnesi var, o yüzden sonuna kadar salonda beklemeyi sakın ihmal etmeyin.

Başrol oyuncusu Paul Rudd'un senaristleri arasında yer aldığı ve Peyton Reed'in yönettiği Ant-Man, tam da küçülmüş de büyümüş Marvel hayranlarına göre bir film. Karakterlerinin hikayelerini imkanlar el verdiğince derinleştirmeye çalışmış olan film; Marvel'ın alıştığımız kısımlarından biraz ayrı, ama Marvel evreninin geçmişiyle geleceğini bir köşeden daha bağlayan bir hikayeyle karşımıza çıkıyor. Filmin hikayesi, Scott Lang (Paul Rudd) isimli bir mahkumun dışarı çıkmasıyla başlıyor. Modern bir Robin Hood olduğunu söyleyebileceğimiz Scott, iş bulmak ve hayatını toparlamakla ilgili sıkıntılar yaşıyor. Hayatını düzene sokamaması da, velayeti eski eşinde olan kızını görmesini zorlaştırıyor. Derken tüm bu imkansızlıkların içerisinde Hank Pym'le tanışıyor ve Pym ona bir teklifte bulunuyor. İşin ilginç tarafı Hank Pym'in de ilişkisini toparlamakta zorlandığı yetişkin bir kızı (Evangeline Lilly)  var. Ve Pym'in kızı Hope; ciddi bir tehlike potansiyeli taşıyan ve insanı bir karınca boyutuna küçültebilen bir kostümün mucidi, Hank Pym'in eski asistanı Darren Cross'la (Corey Stoll) birlikte çalışıyor. Pym'in hem kızının saygısını geri kazanmak için hem de bu çok tehlikeli kostümün kötü ellere geçmemesi için Paul Rudd'un yardımına ihtiyacı var. Marvel Sinematik Evreni'nin en büyük başarılarından biri, herkes tarafından kabul edildiği üzere, Marvel'ın sinema ve televizyon uyarlamaları arasında küçük ama sağlam bağlar kurmayı asla ihmal etmemesi. Marvel Evreni'ne hiç hakim olmayan birini rahatsız etmeyecek kadar bağımsız bir yerde konumlandırılmış olan film, bir Marvel hayranının ağzını kulaklarına vardıracak referanslar içeriyor ve aynı zamanda Marvel'ın geleceğine dair kilit noktada durduğunu da beyan ediyor. Özellikle açılış sahnesindeki yaşlı Peggy Carter (Hayley Atwell), yaşlı Howard Stark (John Slattery) ve genç Hank Pym (Michael Douglas) bizi hikayeye ısıtıyor. En az filmi çekilmeden önceki Galaksinin Koruyucuları kadar sinema izleyicisine uzak olan Ant-Man, filmin içerisinde yer alan Avengers, Hydra ve S.H.I.E.L.D.'a da göndermeler içermesiyle Captain: America: The First Avenger'ı izlerken hissettiğimiz duyguları anımsatıyor. Aynı zamanda Iron Man filmlerinde gördüğümüz "Tony Stark Will Return" (Tony Stark Dönecek) nidası, filmde Ant-Man için de kullanılıyor. Böylelikle Marvel, gelecekte oldukça önem kazanacak bir karakterin bu filmde bizimle tanıştırıldığını çok başarılı bir biçimde, ama gözümüze gözümüze sokmadan anımsatıyor. Ant-Man'i göreceğimiz bir sonraki film Captain America: Civil War olacak. Filmde eldeki bütün malzemeler doğru kıvamda kullanılmış. Mesela yönetmen Peyton Reed'in ve senaristler Edghar Wright ile Joe Cornish'in romantik-komedi geleneğinden geliyor olması, komedi yönünden filme büyük avantajlar kazandırmış vaziyette. Galaksinin Koruyucuları ile beraber hepten hız kazanan Marvel'ın komik tonu, Ant-Man'de de bir hayli güçlü. Özellikle Kevin Smith'in üslubunu anımsatan espriler mevcut. Filmin çoğunda gülmenize karşın, filmi bir komedi filmi olarak konumlandırmamayı sağlayan şey ise, güldürmek için ağırlıklı olarak yan karakterlerden veya zaten absürt bir durumda olan ana karakterimizin doğal halinden faydalanılmış olunması. Ant-Man'i seyirlik kılan şeylerden biri de bize CGI teknolojisinin ve 3 boyutlu sinemanın gerçek amacını anımsatması. Filmde görsel efektler çok yoğun olarak kullanılmış vaziyetteler ve hepsi de yerli yerinde kullanıldığını hissettiriyor. Günümüzde yüksek bütçeli filmler için adeta bir zorunluluk haline gelmiş olan özel efektler, kolay kolay bir filmde olmadığı kadar kadar gerçekçi ve en az bir o kadar absürt duruyor. Çünkü baş kahramanımız bir karınca boyutuna erişip tekrar normal insan boyutuna dönebiliyor. Haliyle günlük hayatınızdaki en sıradan objeler bile filmin akışında bir normal haline, bir de dev bir dağ boyutuna gelip duruyorlar. Değişik karınca…

Yazar Puanı

Puan - 82%

82%

82

Marvel Evreni'ne hiç hakim olmayan birini rahatsız etmeyecek kadar bağımsız bir yerde konumlandırılmış olan film, bir Marvel hayranının ağzını kulaklarına vardıracak referanslar içeriyor ve aynı zamanda Marvel'ın geleceğine dair kilit noktada durduğunu da beyan ediyor.

Kullanıcı Puanları: 3.71 ( 7 votes)
82
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi