Yalnız canlılara yönelik,
Nötron bombalarınla yak beni,
Gir hemen evime
Artık senindir, biraz bile bozulmamış
Bu masa, bu çiçek, bu yorgan,
Bu kışlık buğday…
İğrenç buluşunla övünme de
Hadi! Öldür beni çabucak,
Unutma, içerde biri daha var
Çöktüremeyeceğin, susturamayacağın,
Yok edemeyeceğin biri…

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Determinist yaklaşımın, hayal mahsulleriyle bir araya getirilip paketlenerek seyirciye sunulması çok alışıldık bir durum. Bunun en yakın ve büyük örneği olarak da Interstellar’ı kabul edebiliriz. İnsanın fantezi dünyasının, uzayın kendini pek de gizlemeyen ama bunun yanı sıra çözülmez gizemli yapısına müdahale etmesi, sinema ve bilimkurgu sayesinde gerçek kılınıyor. Annihilation’da, aslında hiç olmayan kanaatlerin, gerçek olmayan öteki üstünden var olan modern bilim denklemleriyle sunulması söz konusu.

Annihilation: Area X ya da 51. Bölge 

Bugün herkesin malumu, Las Vegas, Nevada Çölü’nde bulunan 51. Bölge denen askeri bir bölge ve bu bölge hakkında ortaya atılmış sayısız iddia bulunmakta. Dünya üstünde Amerika başkanı Andrew Jackson’ın merkez bankasını kaldırma girişimini bilen dünya vatandaşı sayısı ne kadar azsa, 51. Bölge gibi sözde gizli tutulması gereken bir üssün varlığını bilenler ise bir o kadar fazla. Bu bölge hakkında aslında hiçbir şey bilmesek de, duyduğumuz an beynimize işlenmiş anahtar kelimelere rahatlıkla ulaşıyoruz: Uçan daire, uzaylılar. Israrla ve özellikle ABD tarafından üretilen bu içerikler, aslını II. Dünya Savaşı sırasında, Daimler-Benz’in havada, karada ve suda gidebilecek, tristar (üç kollu yıldız – üç yıldız) kuruluş felsefesine uygun bir alet üretme fikrinden geliyor. 2000’lerin başında, web 2.0’ın yaygınlaşmasıyla istibdadını kontrollü olarak kaybeden devlet aygıtı, yine web aracılığıyla bilgi kirliliğine gitmiş, Daimler- Benz’in adını unutturarak bunu şeytani bir Nazi aleti olarak sunmaya başlamıştır. Bununla da yetinmemiş, Nazi’lerin bu aygıtın planlarına sözde Ishtar ve Schwarz Sonne örgütleri aracılığıyla, Aldebaran güneş sisteminde yaşayan Aryen halkından, yıldızlararası iletişim kurarak aldığını iddia etmiştir. Bu sayede, görünmez düşman ve öteki algısı işlenmiş, buna karşılık sığınılacak büyük devlet fikri pekiştirilmiştir. Bugün bu kirli bilgilere ulaşmak çok basit. Söz konusu sahte UFO’lara Haunebu ve Vril Odin model isimleriyle Google görsellerden ulaşılabiliyor. Aslen yalnızca plan üstünde kalan bu Alman idealinin ABD tarafından, tam da UFO söylentilerinin ortaya atıldığı 1950’lerde hayata geçirildiğini söylemek gerek. Üstelik soğuk füzyon motoruyla değil bildiğimiz klasik uçak motorlarında kullanılan kompresörle bu aleti havaya kaldırmayı başarmışlar. Aletin planlarına Project 1794 ve Avrocar isimlerini aratarak ulaşabilirsiniz.

Sayısız bilimkurgu hikâyesine ekmek veren bu bölge, Annihilation’da Area X olarak karşımıza çıkıyor.  Söz konusu bölgenin hemen yakınında Shimmer yani Parıltı adını verdiğimiz bir sabun köpüğü organizmanın varlığı söz konusu. Sabun köpüğü, bahsini ettiğimiz ötekinin yaşam alanı olarak kendini gösteriyor. Kendisinin hafıza kaybı, delirme gibi bilinen yan etkileri var. Bunların yanında insanların gidip dönemedikleri bir yer. Her şekliyle bir tehdit. Sabun köpüğü gibi ışığı renklerine ayırıp renk tayfını ışıması da cabası. Alt metninde neler yatıyor Annihilation?

Persil Fark Yaratır

Sadece Persil’de bulunan mavi enerji topları bu renk tayfının altında gizemli şeyler saklayabilir. Bunun sırrını da sadece anneler bilir. Bu yüzden kadınlardan oluşan bir intihar timi, erkeklerin perem perem olduğu bu topraklara ayak basmak için yola çıkar. Onlar üstünden karşılaştığımız şey genetik mutasyondur. Bu köpük, radyo dalgalarını bile kendi içinde hapsetmektedir. Fakat bu soğurmaktan öte bir hapsediştir. Radyo dalgalarını birbirine karıp yeni tür sinyale çevirir. Aynı şeyi genler üstünde de yapar. Bu durum, anlatının öncelediği fikirdir aynı zamanda. Hikâye, her türlü verimsiz dölü verimli kılan, imkânsız gen çaprazlamalarına imkân tanıyan sofistike bir ortamdan oluşur. Öncelediği yani “premise” edindiği fikir de budur. Bu köpüğün içindeki her şey birbirine karışmış fakat ahengini yitirmeden hayatta kalmayı başarmıştır.

Annihilation: Post Modern, Uzaylıdır

Bakunin gibi anarşistler, komünal düzenin mutlak anarşiden ve kaostan sonra ortaya çıkabileceğini söyler. Yani Thomas More’un Ütopya’sı ya da Francis Bacon’ın Yeni Atlantis’i bu dünyada gerçek kılınmak isteniyorsa şayet, önce anarşi baş göstermeli sonra da düzen yerini kaosa bırakmalıdır. Ancak bu şekilde ilerleme kaydedilir ve muasır medeniyet seviyesine ulaşılabilir. Bakunin sayesinde uzaylının politik görüşünü de öğrenmiş oluyoruz: Anarşizm. Anarşist uzaylı, doğanın düzenini alt üst edip “INTERSPECIES” bir yolculuk sunuyor deneyimcilerine. Uzay Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarında da kesinlikle disiplinler arası bir yöntemle tez yazdığından eminiz artık. Unutulmaması gereken husus ise her şeyin determinizme uygun olarak icra edilmesi. Natalie Portman’ın canlandırdığı Lena karakterinin ağzından duyduğumuz üzere, X geninin Y bilmem nesiyle eşeysiz üremesi sayesinde alfa ışınları açığa çıkarabilir, yaşlanmayı Lambda seviyesinde azalttığımız gibi türler arası etkileşime de zemin hazırlayabiliriz. Her şey bilimsel, her şey kuralına uygun olarak kafadan atılıyor. Ortamlarda GDO dersiniz kim bilecek?

Hikâyenin, sinema diliyle mid-point’ine ya da bizim tabirimizle sigara molası verdiğimiz antrakttan önceki ya da sonraki 10 dakika içinde ortaya çıkan senaryo noktasına dikkat etmemiz gerek. Bu anlatıda filmin tam ortası diyemeyeceğimiz bir süre aralığında karşımıza çıkan acayip bir olay var.

Mutant Ayı Peşimi Bırak

Güzel çiçekler görmüştük, insan şeklinde, renk renk, tek bir kökten dal salmış. Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşayan bitkiler. Kökleri bir, kaynakları bir, toprakları bir ama farklı çiçekler açan, her çiçeğin her bir tacının ya da çanağının bile farklı renklerde olduğu, muhteşem bir mozaik ve bir o kadar da ahenk hâliydi gördüğümüz. Ta ki bu iğrenç mutant ayı peşimize takılana kadar. Bu öyle bir ayı ki, hem ideolojik hem fantastik acayip bir şey. Eğlenceli de. Uzun yıllar aklımdan çıkaramayacağım kesin. Bu ayı ideolojik çünkü az önce mutlu mutlu deneyimlediğimiz türler arasılık “Medeniyet Dediğin İmdat Diye Bağıran Mutant Ayı” ya dönüşmüş durumda. Yani diyor ki al bak senin gıpta ettiğin dekonstrüktivist tutuma, bak ne oldu şimdi? Korktun mu? Al sana türler arasılık. Al sana Post Modern Neo Marksist düzen.

Anlatıdaki uzaylı, bir öteki olarak öteki eko sistemin üreticisidir. Yabancıdır evvela ve bizler için kurban edilmesi gereken bir günah keçisidir. Bizim sistemimizin icrası için, sunaklar inşa edilmeli, o sunaklarda ötekiler kurban edilmelidir. Öncelikle yabancılaşma kötülük getirir, kötü de yabancının ta kendisidir. Erken Batı düşüncesi, İyiyi öz kimlik ve aynılık kavramları ile eşit saydığından beri, kötülük deneyimi de çoğu zaman dışsallığa ilişkin kavramlar ile ilişkilendirilmiştir. Ötekilik, hemen hemen her zaman, ruhun saf birliğini lekeleyen bir yabancılaşma bağlamında ele alınmıştır (2012:87).

Ya Ev Çok Kirli Sonra mı Gelseniz?

Derrida, öteki olma durumu için misafir örneğini verir. Buna göre misafirliğe gitmek, çeşitli dinamikleri içinde barındıran ötekilik eylemidir. Misafir eden özne, ev sahibi olarak misafir davet etme hakkına sahiptir. Misafirlik başlarda eğlencelidir. Zaman ilerledikçe ev sahibinin içinde gizemli bir korku belirir. Bu korkunun temelinde ev sahibinin mülkiyetini kaybetme ve misafir tarafından esir edilme fantezisi yatar. Bunun önüne geçilmesi için “misafirlik” eylemi belli belirsiz bir hukuki tabana oturtulur. Gelen misafir ne kadar inatçı olursa olsun bir zaman sonra gitmek zorundadır. Bunun yanında ev sahibi, kimi davet edip etmeyeceği konusunda ayrımcılık yapma hakkına sahip olur. Bu ayrımcılığa uymayan misafirler de istisnai olarak eve gelmek isteyeceklerdir. Derrida’ya göre bu durum misafirperverlik kanunu içinde oluşan bir paradokstur. Bu paradoksa göre misafirperverlik, kapsayıcı ve dışlayıcı olarak kendi etik kurallarını üretip birbirinden farklılaşır. Buna binaen, istilacı yabancı ve hoş gelen öteki şeklinde de iki özne üretilir.

Derrida’ya göre, misafirperverliğin özünde yatan ahlaki kurallar bütünü, misafir ile ev sahibi arasında belli belirsiz bir anlaşmaya gidileceğini ön görür. Buna göre kapı herkese açık olmalıdır. İstilacı yabancı bir zaman sonra bu kurallara sirayet edecek, unsurlar karşılıklı ödünler vererek ahlaki boyutun içine hapsolacaklardır. Diğer yandan öteki sadece evimizin dışında kalan unsurlara verilen bir ad değildir. Böyle bir yanılsama, ev dışında kalan her unsuru barbar diye kodlamamıza sebep olur. Bu noktada adalet kaybolur.

Sonuç

Bakunin’in mülkiyet ve mirası dışladığı ve kaostan geçen anarşist ütopyasının karşısında, mülkiyetçi fakat ahlak kurallarıyla düzenlenmiş modern bir sistemin yer aldığı, ötekiliğin de bu sistem içerisinde önce fosfor bombasıyla yakıldığı, daha sonra ise bir biçime sokularak dünyaya davet edildiği değişik bir anlatım görmekteyiz. Özetle, öteki tasviri olan uzaylı teması, insan içinde gizlenen bir Truva atı olarak dünyaya gelmiş olsa da, onun biçim değiştirerek insanlaşması, insanı taklit edip onun gibi görünmesi, konuşması ve insansı bir diyalekt kurması, insanı özne olarak yücelten ve ev sahibi olarak ahlak çerçevesi içerisinde kural koyucu yapıp koruyan, bu yönüyle de statükocu ve modernite yanlısı bir yapım izledik. İşin komik yanı, bir sinema yazarı olarak içten içe duyulan bir şüpheye de bu sonuçta yer vermek gerekir. Yani gidip Alex Garland’a sorsanız, kardeşim senin hakkında şöyle böyle diyorlar doğru mu diye, “Yoo ben öyle bir şey düşünmemiştim.” deyip bu yazılanları tek bir sözüyle yok sayacaktır. Netice olarak, Annihilation unutulmaz bir ayı tasviri, güzel ışık oyunlarıyla farklı bir bilimkurgu filmi olarak dimağımızda yer edindi. Bunu da Netflix imzasıyla yaptı.

Kaynakça

Cutler, Robert, M. Bakunin Kitabı 2014, Dipnot

Kearney, R. Yabancılar, Tanrılar ve Canavarlar 2012, Metis

Derrida, J. Of Hospitality 2000,

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi