Zaman zaman farklı temalara yönelse de 2001’de Cannes’da Altın Palmiye’ye uzandığı The Son’s Room gibi aile dramalarına yatkın olan İtalyan yönetmen Nanni Moretti, yine bir aile dramasıyla karşımıza çıkıyor. Fakat bu seferki hikaye, göndermeler yoluyla bizzat kendisine işaret ettiği için oldukça güçlü biyografik bir yan da taşıyor. Bu açıdan bakıldığında ilk başta Antonioni’nin son dönem filmlerindeki ruhani anlatıya meyil etse de Annem – Mia Madre, postmodern olarak adlandırılan anlatının uzağında kişisel bir yol izliyor.

Toplumsal konulu filmler çeken Margherita, annesinin hastalanmasıyla birlikte geçmişine dönük sorgulamalara girişir. Uğruna günlerini harcadığı filmiyle, boşandığı eşi ve çocuğuyla, kardeşiyle, annesiyle, sevgilisiyle; kısacası tüm ilişkilerinde büyük bir buhrana sürüklenir. İşte Antonioni’yle olan benzerliği de buraya dayanıyor. Hiç kuşkusuz oldukça bol olmasına karşın her bir karakter, Moretti’nin hayatında edindiği konum itibarıyla karşımıza birer anı olarak çıktığı için; kısa kısa onlarca hikaye iç içe geçiyor. Annem – Mia Madre’nin temel sıkıntısı da buradan doğuyor temel olarak. Çünkü bazı sahneler, bütünle öylesine ilişkisiz ve anlatılan hikayeyle öylesine alakasız ki, sırf bir anı olarak filmde yer bulmuş gibiler. Ama buna karşın yine de yönetmenin tamamen sırtını anılara yükleme cesaretini gösterememesi ayrı bir başarısızlık konusu. Bu yüzden de Annem – Mia Madre, Margherita’nın hikayesi ile yönetmenin anıları arasında yalpalayıp duruyor.

Filmin temelini oluşturan biyografik özellikler sebebiyle hikaye tamamen Margherita’ya ve onun hislerine odaklanıyor. Ama böylesine derin bir buhranı yansıtma konusunda, hikayeler iç içe geçmeye başladıkça oyunculuklar da abartıya kaçmaya başlıyor ister istemez. Hele ki sonlara doğru, hikayeyi toparlamaya bir de üstüne kişisel bir söylem yaratmaya çalışınca; Annem – Mia Madre’nin bütüncüllüğü son bir darbe daha yiyor. Bu açıdan Moretti’nin filmin genelinde baskın olarak kullandığı Arvo Part müzikleri, ortaya konan kişisel anlatıyı güçlendirmesine karşın farklı ve alakasız parçalarının kullanılması da aynı hatayı tekrarlıyor.

Margherita’nın aile ve dostlarıyla olan ilişkisi, işledikleri konu itibarıyla herhangi yeni bir şey söylemiyor açıkçası. Ama grev yapan fabrika işçileriyle patronları arasındaki ilişkiyi anlatan bir film çeken Margherita’nın işi üzerinden getirilen söylemlerin belli bir önemi olduğuna da şüphe yok. Özellikle Moretti’nin ilk dönem işleri arasında da benzer temalı toplumsal filmler olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda; ortaya konan şey basit bir kişisel kaybetmişliğin ötesinde, tümden sinemasal bir tarzla alakalı bir meseleye dönüşüyor kesinlikle. John Turturro’nun canlandırdığı histerik yıldız oyuncu rolü, Margherita’nın; çektiği filmin toplumsal işlevine dönük olarak bazı tereddütlere düşmesine sebep olur. Yeri geldiğinde çekimlerin iptal edilmesine kadar varan bu çatışma, sonunda film tamamlanıp basın toplantılarıyla pazarlama aşamasına geçildiğindeyse farklı bir boyuta taşınır.

Annem – Mia Madre, belki de Moretti’nin artık neden toplumsal filmler çekmediğini, çekemediğini anlamaya çalıştığı; yeri geldiğinde faturayı geçmişinde yaptığı hatalara yeri geldiğindeyse çevresindeki insanlara kestiği bir tür hesaplaşma filmi aslında. Ama barındırdığı tüm karmaşaya ve yitirilmişliğe karşın yine de Moretti geleceğe dönük olarak umutlu ki filmin nispeten çarpıcı olarak değerlendirebileceğimiz finali de tam olarak buna hizmet ediyor. Fakat tüm bu hesaplaşmalar ve anılarla örülü hikayenin bir türlü ilerlememesi ve anlamlı bir bütün olarak bir araya gelememesi, ortaya konan söylemin de uçup gitmesine sebep oluyor maalesef.

Zaman zaman farklı temalara yönelse de 2001’de Cannes’da Altın Palmiye’ye uzandığı The Son’s Room gibi aile dramalarına yatkın olan İtalyan yönetmen Nanni Moretti, yine bir aile dramasıyla karşımıza çıkıyor. Fakat bu seferki hikaye, göndermeler yoluyla bizzat kendisine işaret ettiği için oldukça güçlü biyografik bir yan da taşıyor. Bu açıdan bakıldığında ilk başta Antonioni’nin son dönem filmlerindeki ruhani anlatıya meyil etse de Annem - Mia Madre, postmodern olarak adlandırılan anlatının uzağında kişisel bir yol izliyor. Toplumsal konulu filmler çeken Margherita, annesinin hastalanmasıyla birlikte geçmişine dönük sorgulamalara girişir. Uğruna günlerini harcadığı filmiyle, boşandığı eşi ve çocuğuyla, kardeşiyle, annesiyle, sevgilisiyle; kısacası tüm ilişkilerinde büyük bir buhrana sürüklenir. İşte Antonioni’yle olan benzerliği de buraya dayanıyor. Hiç kuşkusuz oldukça bol olmasına karşın her bir karakter, Moretti’nin hayatında edindiği konum itibarıyla karşımıza birer anı olarak çıktığı için; kısa kısa onlarca hikaye iç içe geçiyor. Annem - Mia Madre’nin temel sıkıntısı da buradan doğuyor temel olarak. Çünkü bazı sahneler, bütünle öylesine ilişkisiz ve anlatılan hikayeyle öylesine alakasız ki, sırf bir anı olarak filmde yer bulmuş gibiler. Ama buna karşın yine de yönetmenin tamamen sırtını anılara yükleme cesaretini gösterememesi ayrı bir başarısızlık konusu. Bu yüzden de Annem - Mia Madre, Margherita’nın hikayesi ile yönetmenin anıları arasında yalpalayıp duruyor. Filmin temelini oluşturan biyografik özellikler sebebiyle hikaye tamamen Margherita’ya ve onun hislerine odaklanıyor. Ama böylesine derin bir buhranı yansıtma konusunda, hikayeler iç içe geçmeye başladıkça oyunculuklar da abartıya kaçmaya başlıyor ister istemez. Hele ki sonlara doğru, hikayeyi toparlamaya bir de üstüne kişisel bir söylem yaratmaya çalışınca; Annem - Mia Madre’nin bütüncüllüğü son bir darbe daha yiyor. Bu açıdan Moretti’nin filmin genelinde baskın olarak kullandığı Arvo Part müzikleri, ortaya konan kişisel anlatıyı güçlendirmesine karşın farklı ve alakasız parçalarının kullanılması da aynı hatayı tekrarlıyor. Margherita’nın aile ve dostlarıyla olan ilişkisi, işledikleri konu itibarıyla herhangi yeni bir şey söylemiyor açıkçası. Ama grev yapan fabrika işçileriyle patronları arasındaki ilişkiyi anlatan bir film çeken Margherita’nın işi üzerinden getirilen söylemlerin belli bir önemi olduğuna da şüphe yok. Özellikle Moretti’nin ilk dönem işleri arasında da benzer temalı toplumsal filmler olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda; ortaya konan şey basit bir kişisel kaybetmişliğin ötesinde, tümden sinemasal bir tarzla alakalı bir meseleye dönüşüyor kesinlikle. John Turturro’nun canlandırdığı histerik yıldız oyuncu rolü, Margherita’nın; çektiği filmin toplumsal işlevine dönük olarak bazı tereddütlere düşmesine sebep olur. Yeri geldiğinde çekimlerin iptal edilmesine kadar varan bu çatışma, sonunda film tamamlanıp basın toplantılarıyla pazarlama aşamasına geçildiğindeyse farklı bir boyuta taşınır. Annem - Mia Madre, belki de Moretti’nin artık neden toplumsal filmler çekmediğini, çekemediğini anlamaya çalıştığı; yeri geldiğinde faturayı geçmişinde yaptığı hatalara yeri geldiğindeyse çevresindeki insanlara kestiği bir tür hesaplaşma filmi aslında. Ama barındırdığı tüm karmaşaya ve yitirilmişliğe karşın yine de Moretti geleceğe dönük olarak umutlu ki filmin nispeten çarpıcı olarak değerlendirebileceğimiz finali de tam olarak buna hizmet ediyor. Fakat tüm bu hesaplaşmalar ve anılarla örülü hikayenin bir türlü ilerlememesi ve anlamlı bir bütün olarak bir araya gelememesi, ortaya konan söylemin de uçup gitmesine sebep oluyor maalesef.

Yazar Puanı

Puan - 52%

52%

Hesaplaşmalar ve anılarla örülü hikayenin bir türlü ilerlememesi ve anlamlı bir bütün olarak bir araya gelememesi, ortaya konan söylemin de uçup gitmesine sebep oluyor maalesef.

Kullanıcı Puanları: 3.4 ( 1 votes)
52
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi