"Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı."
                                                             Ursula K. Leguin – Mülksüzler

Anarşizm, Antik Yunancada an(-sız/-siz) -archos (yönetici)’tan  türemiş, yöneticisiz anlamına gelen bir sözcüktür.  Anarşizm her türlü otoriteyi reddeder ve genel anlamda var olma pratiği, vicdan ve gönüllülük kavramları üzerinden ilerler.

Anarşi denince, yıllarca maruz kaldığımız ve medya tarafından da bilinçli bir şekilde çarpıtılan söylemler akla gelmektedir. Anarşi; öğrendiğimiz, şartlandığımız her bilgi göz önüne alındığında kişide genellikle karmaşa ve şiddet hissi uyandırır. Peki karmaşa ve şiddet izlenimi bırakan bu kelime nasıl vicdan ve gönüllülüğe dayanabilir?

Anarşizmin ne olduğunu/ne olabileceğini ikircikli bir ütopya olarak Mülksüzler adlı romanında uzun uzadıya işleyen Ursula K. Leguin, vicdan ve gönüllülüğün toplumsal yaşamda nasıl pratiğe dökülebileceğini anlatır. Evet ahlak kuralları, bir otorite yoktur ancak insanlar doğruyu ve yanlışı kendi vicdanlarınca tanımlarlar ve bu tavır, bir şeyi ceza almamak için yapmamaktan çok daha kıymetlidir. Gönüllülük ise, çalışılan işlerde ortaya çıkar. Bu kısım şöyle işleyebilir: İnsanlar her türlü işi iyi kötü demeden -ki sınıfsal eşitsizlik ve para dağılımı farkı ortadan kalktığında iyi-kötü iş tanımlaması da değişecek, yerini toplumsal yaşamda yapılması gereken işler tanımlaması alacaktır- yapmaya gönüllü olur.

Nitekim Bakunin de en büyük devrimci potansiyeli, köksüz ve yabancılaşmış toplumsal unsurlarda (modern toplumun gerisinde kalmış ya da uyum sağlamayı reddeden unsurlarda) görüyordu. Ayrıca Debray “İşi olan, az çok olağan bir çalışma yaşamındaki insanlar, ne kadar yoksul ve baskı altında olurlarsa olsunlar, yitirecek bir şeyleri (iş, ev, yiyecek) bulunduğu için özünde burjuvadırlar.” demektedir.

Bir yöneticinin olmadığı, bireysel vicdana ve özgürlüğe dayanan bu yaşam şeklini bu denli iyelik barındıran bir dille tanımlamaya çalışmak da ayrıca zordur. Hiçbir şeyin sahiplenilmediği, böylece her şeyin –her şeyinizin değil- olduğu bir dünyada yaşamak hayalini biraz daha anlamlandırabilmek ve bu mücadelenin özüne inebilmek adına bu dosyada, öne çıkan anarşizm konulu filmler sizler için bir araya getirildi.

Sacco e Vanzetti (1971)

Sacco e Vanzetti, Nicola Sacco ve Batolomeo Vanzetti adlı iki İtalyan anarşist arkadaşın, Amerika’da 1920’li yıllarda yükselen göçmen nefreti ve anarşizm korkusunun yükselmesinin de etkisiyle, gasp ve cinayet suçlamasıyla açılan dava sonucu, derin şüpheler barındıran, günümüzde de Amerika’nın adalet sistemi üzerinde kara bir leke olarak anılan idama mahkum edilişlerinin konu edildiği film, bir dönemin gerçekleri konusunda izleyicisini bilgilendirmek açısından önemli bir rol üstleniyor. Kesin bir suçsuzluk atfetmese de bütün kurgulanışıyla bunu ima eden film, Sacco ve Vanzetti’yi sırf anarşist oldukları için ölüme götüren süreci işlerken, adalet sistemine duyduğu inançsızlıkla da merak unsurunu sürekli ayakta tutarak sinemada önemli bir işlev üstleniyor.

Ay Carmela! (1990)

Alegorik bir tiyatro oyunundan uyarlanan film, tiyatrocu bir çift ve konuşma engelli yardımcıları olmak üzere cephede Cumhuriyetçileri eğlendiren oyunlar düzenleyen bu üç kişilik grubun bir yolculuk esnasında kendilerini faşistlere esir düşmüş olarak bulmaları üzerinden ilerler. Kurşuna dizilmeyi bekledikleri sırada faşist komutanın tiyatro geçmişi sayesinde, askerlere bir gösteri düzenlemelerine karar verilir. Adını dönemin dillerden düşmeyen Ay Carmela! adlı şarkısından alan film, anarşistlerin ve komünistlerin birlikte savaştığı İspanya İç Savaşı’na yönetmeninin deyişiyle biraz daha mizahi ve cepheden uzak bir bakış imkanı sunuyor.

Katıldığı festival ve yarışmalardan birçok ödülle dönen film, sanatın işlevini ve özgürlüğünü sorgulama imkanı tanıyor.

V for Vendetta (2005)

Anarşist filmler listesinin olmazsa olmazı olarak değerlendirilebilecek olan V for Vendetta, “Remember, remember the fifth of november” repliğiyle akıllara kazınmış ve yapılan birçok eylemde, son olarak da gezi parkı eylemlerinde en çok gördüğümüz maske, V maskesi olmuştu.

İnsanların bu denli özdeşim kurmasını sağlayan neydi? Wachowski kardeşlerin sinemaya uyarladığı film, totaliter bir yönetime doğru evrilen gidişat ve bu gidişata baş kaldıran V’yi konu ediyor.

“İnsanlar devletten korkmamalı, devlet insanlardan korkmalı.”

The Anarchist Cookbook (2002)

Anarchist Cookbook adlı içinde molotof yapımına kadar tarifler bulunan kitapla aynı isimdeki film, ilk bakışta bir uyarlama olarak düşünülebilir. Ancak bir grup gencin adeta nihilist bir tavırla hiçbir şey yapmama özgürlüğünü anarşizm olarak tanımlayan film, temelde anarşizm ideolojisiyle ters düşse de aslında bunu çok da sezdirmeden yapıyor.

İzleyiciye başlangıçta çekici bir anarşist yaşam portresi sunan film, izleyicinin karakterlerle özdeşim kurmasının sonucunda tüm bunların “yanlışlığını” gösteren ve sorumluluk almanın önemini vurgulamasıyla, anarşizm konulu ancak izleyicisini bu noktada ters köşe yapan bir film olarak değerlendirilebilir.

Tout Va Bien (1972)

Fransız Yeni Dalga’nın ünlü yönetmeni Jean Luc Godard ve Jean-Pierre Gorin’in yönetmenliğini birlikte yaptığı Tout Va Bien, yine yönetmenlerin kendi tarzının dışına çıkmayarak, tekrarlayan sahneler, oyunculuk ve tekrarlatılan repliklerle izleyicisini ne kadar yabancılaştırsa da bir o kadar da siz bu sistemin içindesiniz mesajı veren bir film olarak değerlendirilebilir.

Film bir fabrikada işçilerin müdürü esir almasıyla başlıyor ve grev çağrısı yapan sosyalist sendikalar, olayın bu boyuta ulaşacağını tahmin etmediklerinden durumu düzeltmek için işçileri ikna etmeye çalışıyorlar. İşçilerin sendikaya da güvenemeyeceğini vurgulayan film ne kadar kapitalizm eleştirisiyse bir o kadar da sosyalizm eleştirisi olarak değerlendirilebilir. Çözüm ise alışveriş merkezinde gerçekleşen son sahnede görülüyor gibi.

Libertarias (1996)

Sosyalizm konulu filmler dosyasında da İspanya İç Savaşı’na farklı açılardan yaklaşan filmleri görmeniz mümkün, ancak Libertarias bunların içinde odağını kadın militanlara çevirmesiyle en özgün olanı olarak değerlendirilebilir. Filmde, Özgür Kadın Teşkilatı’nı kuran anarşist kadınların cephede verdikleri mücadeleyi, hem faşistlerle hem de kendi yoldaşlarının içine işlemiş seksist düşünme biçimine karşı vermek zorunda oluşlarına tanık oluyoruz.

Film boyunca Bakunin ve Kropotkin’e verilen referanslara da bol bol şahit olacağınız film, trajik sonuyla çarpıcı yapımlardan biri olarak aklınızda yer edebilir.

No God, No Master (2012)

Terry Green’in yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği filmi, gerçek olaylara dayanıyor. Sacco ve Vanzetti davasının yanı sıra, Amerika’nın Colorado eyaletinde grev yapan madencilerin üzerine ateş açılması ve 2 kadın, 11 çocuk, 20 işçinin ölmesine sebep olan Ludlow katliamına değinen film, 1919 yılında Amerika’da iş adamlarına ve politikacılara düzenlenen bombalı saldırıları da konu ediniyor.

Los Lunes Al Sol (2002)

Javier Bardem’in başrol oynadığı, Fernando Leon de Aranoa’nın yazıp yönettiği film, bir grup arkadaşın işsizlikle mücadelesini işliyor. Bir eylemden görüntülerle başlayan film, sadece işsiz, kaybetmiş insanların değil politik bir sorunun varlığından şikayet ediyor. Nitekim, filmin başlığı olan “bu film gerçek bir hikayeye değil, binlercesine dayanıyor” sloganı da bu çıkarımı doğrular nitelikte. Ağustos böceği ve karınca hikayesi sahnesinin de filmin önemli sahnelerinden biri olduğu söylenebilirken, “Herkesin bir Avustralya’sı vardır.” repliği ütopik bir dünya düzeninden dem vurmasıyla daha farklı bir sistemde yaşama arzusunu vurguladığından, Los Lunes Al Sol bu listeye dahil edilebilecek önemli filmlerden biri olarak değerlendirilebilir.

  La Commune de Paris 1871 (2000)

Peter Watkins’in yönetmenliğini yaptığı 6 saatlik bir belgesel-film niteliğindeki La Commune, 1871’de yaşanan ve üzerine analizler yazılmış Paris komününü anlatıyor. Paris’te yaşananlar üzerinden dün ve bugünün mükemmel bir şekilde iç içe geçirilmiş olması keyif zevkini yükselten unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir. Bu dönemde Paris’te neler yaşandığı ve Paris komünü hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyen sinema aşıklarının gözünü korkutmaması gereken bir 6 saat olduğu söylenebilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi