Başladığı ilk sezondan itibaren gerek seksenli yılların ortalarında popülerlik kazanan alacakaranlık kuşağıyla benzerliğiyle olsun, gerekse sıra dışı konularıyla olsun adından sıkça söz ettiren American Horror Story beşinci sezona iddialı ve cesur bir başlangıç yaptı. Beşinci sezonla ilgili haberler pop yıldızı Lady Gaga’nın hikayeye dahil olmasıyla daha da kızışmıştı. İzleyiciyle buluştuğu ilk sezon lanetli bir eve yeni taşınan aile ve yaşadıklarını konu alıyordu. Aslına bakılırsa bu sezon özellikle Elm Sokağında Kabus, Amityville Horror ya da Alacakaranlık Kuşağı tadında korku filmlerinde sıklıkla karşılaşılan elementleri ve efektleriyle son derece basit ve tahmin edilebilir bir girişti. Öyle ki bölümler arası kopukluklar farklı senaristlerin elinden çıkmış olmasının getirdiği dezavantajla amatör olarak bile adlandırılabilirdi. Fakat nasıl olduysa ilk sezon yayınlandığı 2011 yılındaki televizyon dizileri arasında en çok izlenen yapımlardan biri oldu. Kendi adıma tüm sezonlar arasında en iyi işlenen içerik ve en iyi kurgulanan senaryo olarak değerlendiğim ikinci sezon ise bir akıl hastanesinde geçen usulsüz ve kötü uygulamalara maruz kalmış hastalar ve onların bakımından sorumlu rahip ve rahibelerin hikayesini konu alıyordu. Üçüncü sezon tüm sezonlar arasında en yavaş ilerleyen ve popüler “teenage” vampir aşkları tadında, ele aldığı alt metin cadılık konusunun ciddiyetinden tamamen uzak vasat bir sezondu. Dilimize “ucube gösterisi” olarak çevirebileceğimiz dördüncü sezon da en az diğer sezonlar kadar ses getirdi. Geçtiğimiz hafta ilk bölümü yayınlanan son sezona gelecek olursak, en başında söylediğim üzere yeni sezona dair en çok konuşulan şeylerden biri 2011’den bu yana yayınlanan her sezonun mihenk taşı Jessica Lange’in kadroda olmaması, bir diğeri ise Lady Gaga’nın kadroya dahil edilmesi oldu.

İlk bölüm başladı başlayacak derken Şubat ayında Lady Gaga’nın attığı ilk tweetle AHS yeni sezona dahil olduğunu açıklaması, ardından yayınlanan tanıtım fragmanları, TV klipleri heyecanı giderek artırdı. İtiraf etmeliyim ki Lady Gaga’nın “freak” ve gotik havası diziye bambaşka bir hava katacak izlenimi yaratıyordu. Yine de dizinin en başından beri sıkı takipçilerinin kafasında hep aynı soru vardı, Lange olmadan bir American Horror Story düşünmek mümkün müydü? Konuyla ilgili dizinin yaratıcılarından Ryan Murphy Comic-Con’da kendisine yöneltilen bu soruyu şu şekilde yanıtlamıştı: “Önceki sezonlarda Jessica Lange’in ana karakter olması sebebiyle ister istemez onun hikayelerine daha çok odaklanılıyordu, bu yeni sezonda ise Matt Boomer’ın, Wes Bentley’in karakterlerinin hikayelerine de ağırlık verilerek kadın ve erkek karakterler arasında eşit bir dağılım sağlanmaya çalışılacak.” Son derece baştan sağma olan bu yanıt ne yazık ki çoğu takipçiyi tatmin etmemiş olacak ki, 7 Ekim’de yayınlanan ilk bölümün ardından dizinin hayranlarının yanı sıra Amerikalı eleştirmenler de Jessica Lange’in yokluğunun hikayeye etkileri konusunda ikiye bölündü.

American Horror Story: Hotel 5. Sezon 1. Bölüm: Bolca Kan ve Erotizm

American Horror Story Hotel, California’nın güneşli havasına inat dört duvar arasında karanlık bir dünyaya kapılarını açıyor. Otelin sahibesi Kontes (the Countess) – Lady Gaga – uzun yıllardır bu karanlık dünyadan beslenen bir kan emicidir. Kontes’in otel sahipliğini arka planına alan hikayede iki de katille tanışıyoruz. Dini göndermeleriyle ilk bölüme oldukça hard-core bir giriş yapan bu katil, cinayetlerinde ilhamını İncil’de sıklıkla bahsedilen 10 yasaklı emirden alıyor. İlk cinayetiyle bu on emirden birine bile uymayan günahkarları cezalandıracağını anladığımız 10 Emir Katili (The Ten Commandments Killer) yaptığı akılalmaz işkencelerle sezon boyunca hayal gücümüzü zorlayacak gibi duruyor. 10 Emir Katili işlediği cinayetlerle hikayede tek başına değil, otel odasında dizinin ilk dakikalarında karşılaştığımız sado-mazoşist tarzıyla şeytani bir figür de sezondaki hard-core girişlerden bir diğerini yapıyor. Bu iki karakter önceki sezonlardan hatırladığımız Bloody Face ve Rubber Man figürlerini anımsatmıyor değil. Geçmiş sezonlara göndermeler bununla da sınırlı değil. İlk sezonda evi satan emlakçı Marcy ile yeni sezonda bir kez daha karşılaşıyoruz. Bu defa otelin satışı için uğraşan Marcy dışında sürpriz başka isimlerle karşılaşmamız muhtemel görünüyor.

Beşinci sezonun, öncesinde yarattığı beklentiyi ne kadar karşıladığı kısmına gelecek olursak. Lady Gaga tercihinin kesinlikle başarılı bir hamle olduğunu kabul etmek gerekiyor. Fakat tanıtım fragmanlarında ve kliplerinde yaratılan heyecanın ve gotik havanın dizinin ilk bölümünde popülizme kurban edildiği de gözden kaçmıyor. Önceki sezonlardan daha cesur ve karanlık bir sezon yaratmak isterken, ilk bölüm ucuzluk ve yapaylıktan paçasını kurtaramıyor. Bolca kan ve erotizm kokan sahnelerde Lady Gaga’nın yetersiz oyunculuğu yer yer, yeni albümünden herhangi bir şarkının video klibi izliyormuş hissi yaratıyor. Lady Gaga’nın sahip olduğu popüler kültürdeki imajı sebebiyle üstlendiği  karakter yaratımı yerinde bir tercih olsa da her şey bununla bitmiyor ne yazık ki. Eksik olan en temel şey olan oyunculuk, ekrana adımını attığı andan itibaren bağırıyor. Hal böyle olunca da gözler, kalpler Jessica Lange’i özlemiyor değil. Bunun yanı sıra ciddi bir prodüksiyon çalışması ve ustalara saygı duruşu da gözden kaçmıyor. Açık hava sinema sahnesinde gösterilen Nosferatu filmi, otelin lobisinde kullanılan halı deseni ve koridorun sonundaki korkunç ikizlerle yapılan The Shining göndermeleri türün kendinden öncekilere saygısı niteliğinde.

Önceki sezonlarda, hikayenin bölüm bazında ilerleyişini hatırlayacak olursak American Horror Story: Hotel’in  iddialı ve hızlı bir giriş yaptığını söylemek mümkün. İlk bölümden kurgulamaya çalıştığı olayların önümüzdeki bölümlerde bizi nereye götüreceğini söylemek zor. Fakat ikinci bölümden itibaren hikayeye dahil olacak Naomi Campbell, Evan Peters gibi isimlerin hikayeye katacaklarını merakla bekliyoruz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi