“Tek düşmanın korkudur!”

Ya düşmanını esir olur ya da düşmanını esir alırsın.

Yahudi olmak gibi bir suç(!) işleyen Maria (Helen Mirren); annesini ve hasta olan babasını, hiç istememesine rağmen geride bırakmak zorunda kalarak, opera sanatçısı kocası Fritz (Max Irons) ile gözetiminde oldukları Nazi subayını atlatıp Avusturya’da Amerika’ya kaçarlar.

Yıllar sonra 1998 yılında, Avusturya’nın II. Dünya Savaşı’nda hukuksuz bir biçimde el koyduğu bazı sanat eserlerini, eser sahiplerine iade etme kararı almasıyla Maria kendine bir avukat aramaya başlar. Kendi şirketinin başarısızlığı nedeniyle yeni şirketinde işe başlayan genç avukat Randol (Ryan Reynolds) ile Maria’yı ortak geçmişleri bir araya getirir. Her ne kadar Randol, başlangıçta bu davayı kazanabileceğini düşündüğü para için kabul etse de Randol’ın Maria ile Avusturya’ya gidip büyükbabasının ve akrabalarının yaşadığı acılara, işkencelere, soykırım’a tanıklığı onu derinden yaralar ve davaya bakışının değişmesine neden olur.

Babası da eski bir Nazi subayı olan Hubertus (Daniel Brühl), Randol ve Maria’ya yardım etse de Maria’nın istediğini alması hiç de kolay olmayacaktır. Çünkü Maria’nın almayı istediği tablolardan biri Avusturya için milli bir konudur; “Portrait of Adele Bloch-Bauer I“…

Portrait of Adele Bloch-Bauer I tablosu; simgeci ressam Gustav Klimt (1862-1918)’in altın varaklarla yaptığı, Adele Bloch-Bauer’in yani Maria’nın çok sevdiği yengesinin olağanüstü portresidir. Avusturya, Maria ve Randol’un açtığı istirdat (geri alma) davasında özellikle bu tabloyu vermemek için türlü yollara başvurur. Zaman zaman Randol’ın, bazen de Maria’nın vazgeçişleri olsa da dava uzun süre, mücadeleyle devam eder.

Yönetmenliğini Simon Curtis’in yaptığı Woman in Gold (Altınlı Kadın) filmi, Yahudi soykırımını bize kemikleri gözüken, sefalet içindeki insan görüntülerinden çok farklı bir boyuttan, sanat üzerinden, sorgulatmayı başarıyor. Geçmişle gelecek arasında gidip gelirken hareket kazanan film; insanların “unutkan” olduklarını, “geçmişle yüzleşilme”den olamayacağını, fısıldayarak ustaca aktarmayı başarıyor.

Oyunculuklarının ustalığı, görüntülerinin kalitesi, tarihin büyük utancını, usulcacık müziğin rahatlığı ve muhteşem tablolar eşliğinde iki saat geçirmek isterseniz, Altınlı Kadın filmini izlemenizi tavsiye ederim.

İyi seyirler.

“Tek düşmanın korkudur!” Ya düşmanını esir olur ya da düşmanını esir alırsın. Yahudi olmak gibi bir suç(!) işleyen Maria (Helen Mirren); annesini ve hasta olan babasını, hiç istememesine rağmen geride bırakmak zorunda kalarak, opera sanatçısı kocası Fritz (Max Irons) ile gözetiminde oldukları Nazi subayını atlatıp Avusturya’da Amerika’ya kaçarlar. Yıllar sonra 1998 yılında, Avusturya’nın II. Dünya Savaşı’nda hukuksuz bir biçimde el koyduğu bazı sanat eserlerini, eser sahiplerine iade etme kararı almasıyla Maria kendine bir avukat aramaya başlar. Kendi şirketinin başarısızlığı nedeniyle yeni şirketinde işe başlayan genç avukat Randol (Ryan Reynolds) ile Maria’yı ortak geçmişleri bir araya getirir. Her ne kadar Randol, başlangıçta bu davayı kazanabileceğini düşündüğü para için kabul etse de Randol’ın Maria ile Avusturya’ya gidip büyükbabasının ve akrabalarının yaşadığı acılara, işkencelere, soykırım’a tanıklığı onu derinden yaralar ve davaya bakışının değişmesine neden olur. Babası da eski bir Nazi subayı olan Hubertus (Daniel Brühl), Randol ve Maria’ya yardım etse de Maria’nın istediğini alması hiç de kolay olmayacaktır. Çünkü Maria’nın almayı istediği tablolardan biri Avusturya için milli bir konudur; "Portrait of Adele Bloch-Bauer I"… Portrait of Adele Bloch-Bauer I tablosu; simgeci ressam Gustav Klimt (1862-1918)’in altın varaklarla yaptığı, Adele Bloch-Bauer’in yani Maria’nın çok sevdiği yengesinin olağanüstü portresidir. Avusturya, Maria ve Randol’un açtığı istirdat (geri alma) davasında özellikle bu tabloyu vermemek için türlü yollara başvurur. Zaman zaman Randol’ın, bazen de Maria’nın vazgeçişleri olsa da dava uzun süre, mücadeleyle devam eder. Yönetmenliğini Simon Curtis’in yaptığı Woman in Gold (Altınlı Kadın) filmi, Yahudi soykırımını bize kemikleri gözüken, sefalet içindeki insan görüntülerinden çok farklı bir boyuttan, sanat üzerinden, sorgulatmayı başarıyor. Geçmişle gelecek arasında gidip gelirken hareket kazanan film; insanların “unutkan” olduklarını, “geçmişle yüzleşilme”den olamayacağını, fısıldayarak ustaca aktarmayı başarıyor. Oyunculuklarının ustalığı, görüntülerinin kalitesi, tarihin büyük utancını, usulcacık müziğin rahatlığı ve muhteşem tablolar eşliğinde iki saat geçirmek isterseniz, Altınlı Kadın filmini izlemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler.

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Oyunculuklarının ustalığı, görüntülerinin kalitesi, tarihin büyük utancını, usulcacık müziğin rahatlığı ve muhteşem tablolar eşliğinde iki saat geçirmek isterseniz, Altınlı Kadın filmini izlemenizi tavsiye ederim.

Kullanıcı Puanları: 4.9 ( 1 votes)
70
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi