Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Her geçen dakika ilgimizi biraz daha çeken bir filmi izlerken tek düşündüğümüz, filmin istemediğimiz veya beklenmedik bir sonla bitmesi olur. Tam da bu noktada filmlerin orijinalinden farklı olan alternatif sonları devreye giriyor. Kimi zaman daha iyi bulduğumuz, kimi zamansa orijinal sonu tercih ettiği için yönetmene ve senariste teşekkür ettiğimiz bu alternatif sonlar, her ne olursa olsun sinemaseverlerin gözünden kaçmıyor. Dahası bu sonlar sayesinde izlediğimiz filmleri yeni bir bakış açısıyla değerlendirme şansına erişiyor, bu yapımların arkasındaki isimlerin düşüncelerine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Biz de bu vesileyle filmlerin alternatif sonlarını sizler için derledik.

***Bu yazı keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içermektedir.***

Alternatif Sonları ile Ünlü 10 Popüler Film!

I am Legend (2007)

Başrolde Will Smith’in yer aldığı 2007 yapımı I am Legend’ın hikayesi, tüm insanlığın ölümüne yol açan insan yapımı bir virüsün etrafında dönüyor. New York’ta hayatta kalmayı başaran Robert Neville (Will Smith) güvenebileceği tek dostu olan köpeğiyle yaşam savaşı verirken, vampir/zombiye dönüşen eski insan-yeni mutantlardan kendini korumaya çalışıyor. Filmin sonunda ise Neville, Anna ve Ethan karanlık tarafa geçenlerle savaşıyorlar; dahası Neville, Anna ve Ethan kurtarmak için kendi hayatından vazgeçmeyi bile göze alır. Filmin alternatif sonu ise bambaşkadır; zira vampir/zombilerin tek gayesi virüse karşı geliştidiği panzehri üzerinde denediği Anna’dır. Neville durumu fark eder ama Anna çoktan ele geçirilmiştir. Ancak panzehir yardımıyla alfa erkeklerinin de hayatta kalmasını sağlar ve bu noktadan sonra Neville artık bir efsanedir. Filmin planlanan ilk sonunda görüyoruz ki bu yeni mutantlar az da olsa duygularından izler taşıyor. Belki de umutların tükenmediğine işaret eden böyle bir son, pek çok sinemasevere göre Neville’in kendini feda etmesinden çok daha derin bir anlam taşıyordur.

28 Days Later (2002)

Danny Boyle imzalı 28 Days Later’ın finalinde Jim göğsünden vuruluyor, fakat Selena Jim’i kurtarmak için terk edilmiş bir hastanede ilk müdahaleyi gerçekleştiriyor. Komaya giren Jim 28 gün sonra kendine geldiğinde ise Selena ve Hannah’yı yanı başında buluyor; elbette ki Jim’in nasıl kurtulduğunun ucu açık bırakılıyor. Film pek çoklarına göre oldukça tatmin edici bir sonla veda etse de, görünen o ki bu final yönetmen Danny Boyle’un kafasında canlanan bir dizi fikrin ardından hayat buluyor. Aslına bakılırsa, bu fikirlerin hepsi de Jim’in ölmesiyle ilgili. Boyle ilk önce farklı bir sonla sinemaseverlerin karşısına çıkmayı planlıyor; silahla yaralanan Jim hastaneye götürülüyor, Selena adrenalini enjekte ediyor ama Jim bu kez ölümden kaçamıyor. Dahası Selena ve Hannah’nın ardından kapanan hastane kapıları ile birlikte bilinmez bir karanlığa doğru adım atıyoruz.

 Hannibal (2001)

Ridley Scott imzalı Hannibal, Anthony Hopkins’in unutulmaz filmlerinden biri hiç kuşkusuz. Filmin epik finalinde, Starling’in kendini Lecter’e kelepçelemek için çabaladığını, kaçabilmek için Lecter’in satır kullanarak Starling’den ziyade kendine zarar vermeyi göz aldığını hatırlarsınız. Gelgelelim, Hannibal için en başta daha da tüyler ürpertici bir alternatif son düşünülüyor. Üstelik bu son, Clarice Starling’in Lecter’a kelepçelendiği ve Lecter’ın kendini öne çıkardığı bölümü içermiyor. Bu sahne yerine Lecter ile Starling arasında geçen beklenmedik ilişkiyi görüyoruz. Lecter’ın kendini feda etmesini pas geçen alternatif versiyon bir bakıma ikili arasındaki ilişkiyi de muğlaklaştırıyor. Orijinal filmin aksine daha ‘iyi’ bir Lecter karakteri çizmek, uzun vadede sinemaseverlerin ilgisini çekmeyebilirdi belki de.

Blade Runner (1982)

Ridley Scott’ın bir başka unutulmaz eseri Blade Runner’ın senaryosu pek çok değişiklikten geçerek son halini alıyor. Bu durum filmin hayranlarını da ikiye bölüyor diyebiliriz. Zira Hampton Fancher orijinal senaryoyu yazarken, filmin beyazperdeye uyarlanmasına vesile olan Philip K. Dick’in kaleme aldığı Do Androids Dream of Electric Sheep? kitabı için çeşitli alternatifler sunacağına dair ikna ediyor. Aynı zamanda başyapımcı olan Fancher’ın, senaryonun yeniden yazılmasında direten Ridley Scott ile yaşadığı birtakım sorunlar da gün yüzüne çıkıyor haliyle. Bu noktadan sonra orijinal hikaye duygusallığa yer vermeden çevresel sorunlara odaklanarak sinemaseverlerle buluşuyor. Bir dizi değişiklikten geçen senaryo, hayranlarının ilgisini çekebilecek bir mutlu sonu da içeriyor bir bakıma.

E.T. The Extra-Terrestrial (1982)

Steven Spielberg’in yönetmenliğini üstlendiği E.T.’de yapılan değişikliğin üstü kapalı ve daha büyülü olduğunu söyleyebiliriz. Elliot için belirsiz bir son ile karşı karşıya kalsak da, orijinal sonun hem Elliot hem de sinemaseverlerin filme olan inancını perçinlediğini göz ardı edemeyiz. Ancak E.T.’de alternatif bir finalden son anda kurtularak zihnimizde o büyülü an ile kalmayı başarıyor. En başta planlanan sona göre; Spielberg, Elliot’ın sessiz ama derinden gelen bir monoloğu ile perdeyi kapatmak istiyor: “Barışı getiriyoruz. Uzun süredir bu yolcuğun içindeyiz. Biz maceraseveriz, yeni deneyimler kazanmayı isteriz. Eğer ki bunu başaramazsak, bu dünyada yaşayamayız zaten. Güle güle E.T.” Alternatif sonda gelen bir sonraki sahnede Elliot’ın çocuklarla oynadığını görüyoruz. Bu bağlamda,Elliot’ın yeni hayatına adapte olduğunu ancak bunun yaparken orijinal filmin yarattığı atmosferden uzaklaşarak, çocukların hayatına çok daha üzücü bir çerçeveden baktığını söyleyebiliriz.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi