Netflix’in bu yıl en iddialı projelerinden olan Altered Carbon, Netflix’in orijinal bir yapımla seyirci karşısına çıkma arzusunu başarıyla yerine getirse de, seyircinin yüksek beklentilerini karşılaması pek mümkün olmayacak gibi duruyor. Bu incelemede keyif kaçırıcı detaylara yer vermeksizin, şahsi eğilimlerinize göre diziyi izlenecekler listesine alıp almamaya karar vermenizi dizinin zaaflarını ve kuvvetli taraflarını tartışarak kolaylaştırmaya çalışacağız.

Artıları ve Eksileriyle Altered Carbon 1. Sezon

altered-carbon-incelemesi-filmloverss

Altered Carbon’la ilgili söylenebilecek en olumlu şeyden başlayalım: daha önce izlemediğimiz bir bilimkurgu dizisiyle karşı karşıyayız. Bedenlerin “kılıf” olarak anıldığı, bilincin bireyin kendisi olarak kabul edilip bir diskle transfer edilebildiği bir evrende, 250 yıllık uykusundan uyanan bir suçlunun, hayatta kalmak için yaşayan en zengin insanlardan birinin verdiği görevi yerine getirme çabasını izliyoruz. Var olan evrene dair ince detaylar, siberpunk yapımlarda aşina olduklarımızdan farklı bir kurgunun ve bilimkurgularda duymaya alıştığımız hikayelerden farklı bir hikayenin anlatılmasını sağlıyor.

Benim için diziyle ilgili en sıkıntılı husus ise, diziye ayrılan dev bütçe oldu. Denk gelenleriniz bilir, Altered Carbon’un merakla beklenme sebepleri arasında Game of Thrones’u sollayan dev bir bütçeye sahip oluşu var. Elbette diziyi Game of Thrones’la karşılaştırmak büyük haksızlık olur keza hedef kitleleri çok farklı iki yapımla karşı karşıyayız. Dizinin bütçesi, orijinal bir bilimkurgu evreni yaratarak yapması gereken işi yapıyor. Game of Thrones’la yarıştırmaktan kaçındıktan sonra yine de böyle bir bütçenin hakkını verecek kadar olağanüstü bir yapımla karşı karşıya değiliz, cümlesini öznel koşullar çerçevesinde kurabilirim. Sense8 gibi her açıdan özgün bir yapım, sırf ayrılan bütçeden ötürü sonlandırılmışken, bu detayın altını çizmemek pek de mümkün değil.

Altered Carbon, tıpkı Sense8 ya da daha eskilere gidecek olursak Heroes gibi ulusötesi unsurları bünyesinde barındırıyor olmasıyla bir bakımdan da oldukça takdire şayan. Heroes’un hemen akla gelmesinin temel gerekçelerinden biri, Japon kültürüne yönelik sürekli atıflarla karşılaşmamız. Kaçınılmaz olarak kendinizi pek çok başka yapımla da Altered Carbon’u kıyaslarken buluyorsunuz. İlk bölüm, Westworld’le Matrix’in çocuğu olmuş da Black Mirror’ın evreninde büyüyormuş gibi hissettiriyor. Zaman zaman Blade Runner, Continium, Johnny Mnemonic gibi yapımlar da akıllara geliyor. Neyse ki bu çağrışımlar, dizi tekrara düşmeden birer çağrışım olarak kalıyor. “Ona benziyor, buna benziyor” diyen sesi susturmanıza gerek yok keza saydığınız yapımlar kadar özgün bir yapımla karşı karşıyasınız.

Özgünlük bakımından dizi Netflix standartlarını fazlasıyla yakalamış olsa da, maratona bilhassa uygun olmadığını belirtmeliyim. Bu noktada bir Westworld mukayesesi yapmak durumundayım. Westworld, altındaki felsefi metinle beyninizi çok kurcaladığı için üst üste izlemeye uygun olmayan bir yapımdı. Altered Carbon’un felsefi bir altyapısı yok değil (leziz bir Weberci bakışı var örneğin), fakat izledikten sonra kafanızın içine derin sorular sızmıyor. Daha ziyade hikayenin kalabalıklığı sizi yorduğu için mola vermeye ihtiyaç duyuyorsunuz. O yüzden, üst üste izlemeye kalkışmak bünyede biraz “bitse de gitsek” etkisi yaratabilir. Dizi neden kalabalık derseniz: kendi evreni, birbirine bağlı olay akışları, kalabalık karakterleri, farklı zaman çizgilerinden farklı yaşantıların hikayede yer alması ve hatta akışa sızan bir polisiye hikaye dahi var. Burada sıkıntının uyarlama olmasından kaynaklanıyor olabileceğini düşünsem de, dizinin kitabını okuma fırsatı yakalayamadığım için emin olamıyorum. Kitap 2 Şubat’ta İthaki Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılıyor, Türkiye’de okuyucu sayısı artınca bu tartışma verimli bir şekilde yürütülecektir zaten. Kitapların dizi/film uyarlamalarında genellikle önce çekilmiş versiyonunu izlemeniz, kitabın evrenine girmenizi zorlaştırıyor olsa da, sezgilerin bana kitabın mukayese edilemeyecek ölçülerde daha iyi olduğunu söylüyor, ki zaten kitabın hali hazırda sahip olduğu fanlar da buna işaretçi.

Yaşadığım hayalkırıklıkları arasında dizinin fazla antromorfik ve andromorfik olması da var. Alternatif bir dünyanın, bugün sahip olduğumuz türcü ve cinsiyetçi ideolojik altyapıdan daha fazlasını içerebilmesi gibi bir temenniye artık sahibim. Hikayenin distopikliği bugün dönüşmekte olan kötü ideolojik temellerin tamamını illa barındırması gerektiği anlamına gelmiyor. Dizi, bu temelleri yeniden inşa ediyor olduğunun farkında dahi değil. Bizzat hikaye akışında erkeğin “prensesi” kurtarması gereken bir masal anlatısına dahi yer veriliyor. Fakat bunların yanında eşitlik namına atılmış çok önemli de bir adım var: sansür kadın bedeniyle eşit düzeyde erkek bedenine de uygulanmamış durumda, kadın bedeninin objeleştirilmesinden çıplak bedenin normalleştirilmesine dönüşen bu önemli adımı görmezden gelmek olmaz.

Son olarak diziye dair benim için en büyük artılardan biri şu oldu: eski bilimkurgular sık sık yıllar sonra izlendiklerinde komik duruma düşmemek için teknolojik bakımdan riskli adımlar attıklarında daha sarkastik bir üslup benimserlerdi. Yakın zamanda ise, içinde bulunduğumuz devrin teknik yeterliliğine ve teknolojik öngörüsüne karşı fazlasıyla özgüvenli yapımlar karşımıza çıkar oldu. Altered Carbon, riskli bir atılım yapacağı zaman sarkastik bir üsluba hafifçe geçiş yaparak bilimkurgu severlerin damağında hoş bir tad bırakan eski çizgiye yakın bir tavır sergiliyor.

Altered Carbon kendinden çokça söz ettirecek ve kendi geeklerini yaratacak bir yapım. Fakat diziyi sevmeyenlerin, sevenler kadar yoğun duygularla görüşlerini savunacağı kanaatindeyim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi