Netflix’in merakla beklenen ve Stranger Things’e olan benzerliğiyle dikkat çeken ilk Alman orijinali Dark’ın yönetmeni Baran bo Odar (Who am I, 2014), başrol oyuncuları Oliver Masucci, Karoline Eichhorn, Louis Hofmann, Lisa Vicari ve senaristi Jantje Friese ile söyleştik. 

Röportaj: Melis Öneren

Bölüm 1

Oliver Masucci (Ulrich Nielsen) & Karoline Eichhorn (Charlotte Doppler)

dark-roportaj-3-filmloverss

Oliver Masucci & Karoline Eichhorn

Melis Öneren: Karoline ile başlamak istiyorum. Charlotte, Dark’ın en ilginç karakterlerden biri. Olaylar hakkındaki merakı, onu tekinsiz bir havaya büründürürken aynı zamanda hikayenin kilit karakteri haline getiriyor. Siz geçmiş, bugün ve gelecek arasında Charlotte’ı nasıl konumlandırırsınız?

Karoline Eichhorn: Charlotte, neler olup bittiğini gerçekten öğrenmek isteyen tek kişi bence. Gerçekten her şeyi bilmek istiyor. Bu yüzden adeta bir tünelin içerisinde, gerçeğin orada olduğunu biliyor ve sadece ona ulaşmak istiyor. Duygusal biri değil ki Ulrich daha duygusal bir tip. Charlotte işin beyni ve gerçeği bu yolla öğrenmek istiyor.

Melis Öneren:  Sanki Charlotte her şeyi biliyor gibi bir his veriyor. Ama bir yandan da söylemeye çekiniyor ya da korkuyormuş gibi tekinsiz bir imaj çiziyor.

Karoline Eichhorn: Hayır, hayır, bilmiyor aslında. Ama öğrenmek üzere. Çocukken yaşadığı bazı durumlar sebebiyle aslında bir şeylerin farkında ama tam olarak da ne olduğunu kestiremiyor. O yüzden böyle tekinsiz bir duruşu varmış gibi gözüküyor.

Melis Öneren: Karoline, Charlotte için işin beyni, Ulrich için ise duygusallığından ötürü kalbi diye belirtti. Evet, Ulrich’i hassas bir baba olarak görüyoruz. Ancak ilk bölümlerde umursamaz bir tavır da sergiliyor, aynı zamanda da oldukça da agresif bir yönü var. Bu agresifliği geçmişinden geliyor gibi. Kendini oldukça sıkışmış hissediyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Oliver Masucci: Başlarda küçük kasabadan kurtulmak isteyen oldukça havalı bir adam. Ama başarısız oluyor ve kasabayı terk edemiyor. Kendini de böylelikle her şeyin başladığı yerde tekrar buluyor. Hikaye boyunca her şeyin tekrar ettiğini fark ediyor.

Melis Öneren: Ailesine oldukça bağlı, bir yandan da karısını aldatıyor. Aslında küçük bir kasabada yaşadığını ve herkesin birbiriyle bir ilişkisi olduğunu biliyor. Geçmişe karşı olan agresifliği hep ön planda. Bir yandan da gelecek ile bağlantılı olan geçmişe yolculuk yapıyor. Bu aslında yaşadığı sıkışmışlığın bir yansıması mı?

Oliver Masucci: Oğlunu kaybetmesi ve kasabayı bir türlü terk edememesi onu agresif yapan en önemli unsurlar. Ailesinden birini kaybettiğini anladığı anda, ailesini kaybettiğinde elinde hiçbir şeyin kalmayacağını da deneyimliyor. Onlara sahip olduğu sürece onun için bir sıkıntı yok.

Melis Öneren: İnsan doğası böyle değil mi zaten?

Oliver Masucci: Aynen, kaybettiği zaman onları bir arada tutmanın önemini anlıyor.

Melis Öneren: Dark’ta farklı zaman boyutlarında olsa da her şey insan doğasına yönelik. Hitler’i canlandırdığınız “Er ist wieder da.” filminde de aslında insan doğasının başka bir yorumunu görüyoruz. Ulrich ile Hitler yorumunuzu nasıl karşılaştırırdınız?

Karoline Eichhorn: Hepimiz birbirimizden farklıyız. Her bireyin kendine ait bir zayıflığı mevcut. O yüzden aslında temelinde hep insan var.

Melis Öneren: Herkes bir nedenden ötürü zamanda yolculuk yapmak ister. Sizin de Dark’taki gibi zamanda yolcukluk yapma şansınız olsaydı geçmişe mi geleceğe mi gitmek isterdiniz?

Oliver Masucci: Ben geleceğe gitmek isterdim.

Karoline Eichhorn: Ben geçmişe gitmek isterdim. Benim için daha sakin, şöyle bir neler oluyor bakmak da isterdim.

Oliver Masucci: Evet aslında, şöyle bir bakıp tekrar dönmek iyi. Geleceğe gidip sonra “romantik” döneme dönmek de iyi olabilirdi.

Bölüm 2

Louis Hofmann (Jonas Kahnwald) & Lisa Vicari (Martha Nielsen)

Melis Öneren

Melis Öneren

Melis Öneren: Dark’ın hikayesi dört ailenin etrafında farklı zaman boyutları arasında gizemli bir şekilde dönüyor. Bu gizemin içerisinde Jonas hassas bir ergen olarak geçmiş ve şimdiki zaman arasında bocalıyor. Jonas’ın babasının ölümü ile ilgili yaşadığı gerginlik onu gizemi çözmeye yöneltiyor. Jonas kendini bu oyuna nasıl dahil ediyor anlatabilir misin?

Louis Hofmann: Jonas kendini bir anda kasabada adeta fenomen olmuş gizemli bir suçun içinde buluyor. İlk önce kendisinin her şeyin bir parçası olduğunu fark etmesi gerekiyor. Aile sırrını keşfetmeye, onu ortaya çıkarmaya çalışıyor. Aynı zamanda da, günlük hayatına olduğu gibi devam etmeye çalışıyor. Jonas’ın da asıl sorunu, bu iki durumun birbiriyle olan çarpışması ve hikayede nasıl yer alacağına böylelikle karar verecek olması.

Melis Öneren: Winden’deki atmosfer hem gerçek hem de mecazi anlamda oldukça karanlık. Adeta bir ergenin duyguları gibi, iyi ve kötü de çok hızlı şekilde değişiyor. Bunların arasında Martha, Jonas ve Bartosz arasında katarsis görevini üstleniyor gibi gözüküyor. Martha için Jonas geçmişi, Bartosz şimdiki zamanı belki de geleceği temsil ediyor diyebilir miyiz? Bu üçlü ilişkide Martha’nın rolü için neler diyebilirsin?

Lisa Vicari: Böyle bir bakış açısı oldukça enteresanmış aslında. Martha çok duygusal ve romantik bir kız. Aşkı arayan ve ona ihtiyacı olan birisi olarak Jonas kamptan döndükten sonra aklı iyice karışıyor. Ne hissettiğini bilemiyor. Bu durum, onun aslında içten içe tercih ettiği bir durum değil. Her ikisi tarafından da duygusal olarak etkileniyor. Aslında Martha sadece duygularını dışa vuruyor.

Melis Öneren: Dizideki tüm karakterler, bir açıdan birbirlerine olan bağlantılarını bilmeden psikolojik olarak benzer seviyelerde tepkilerini ortaya koyuyor. Siz bu dört ailenin birbirlerine olan bağlantılarını nasıl yorumluyorsunuz? Örneğin, Jonas geçmişiyle savaşıyor peki ama şu an ve gelecekte onu neler bekliyor? 

Louis Hofmann: Geçmişini, aile ve aile dışındakilerle olan ilişkilerini öğrenmenin geleceği etkilediğini düşünüyorum. Kendi kendinize şöyle düşünebilirsiniz: “Bununla nasıl baş edebilirim? Öğrendiğimde ne değişecek ya da beni nasıl değiştirecek?” Geçmişinin ne olduğunu ve ailende neler döndüğünü öğrenmek seni yaralayabilir. Kendini belki de bunlara uyum sağlamak için hazır hissetmiyor olabilirsin. Ama aynı zamanda herkesin her şeyi bilmeye de hakkı olduğunu düşünüyorum.

Melis Öneren: Sizin de Dark’taki gibi zamanda yolcukluk yapma şansınız olsaydı  sorunları çözmek için geçmişe mi gitmek isterdiniz yoksa geleceği keşfe mi ya da ben şimdiki zamanda çok rahatım mı dersiniz?

Lisa Vicari: Geçmişini keşfetmek için zaman yolculuğu yapılması gerektiğine inanmıyorum. Aile büyüklerine sorup fotoğraflara, videolara bakıp bir şeyler öğrenebilirsin.

Louis Hofmann: 10 sene geriye gidip sorunları değiştirebilirsin. Dark’ta da olduğu gibi geçmişin izlerini gelecekte de görüyoruz. Her şey birbirine bağlı. Ama geriye gidip bir şeyler değiştirip sonra şu ana dönüp daha mutlu olunabileceğine çok inanmıyorum.

Bölüm 3

Baran Bo Odar (Yönetmen) & Jantje Friese (Senarist)

dark-roportaj-5-filmloverss

Baran Bo Odar & Jantje Friese

Melis Öneren:  “Who Am I — No System Is Safe” ile sadece Almanya seyircisine değil, global seyirciye de ulaştınız. Hikaye lokal karakterlere dayalı olsa da hikayenin içeriği global izleyicinin oldukça ilgisini çekti. Agresif bir duruşu olmasına rağmen, barındırdığı duygu oldukça insaniydi. Aynı şeyi Dark için de söylebilir miyiz? 

Jantje Friese: Almanya’da geçen lokal bir şey yapmak istedik. Ama hikayenin yine de dünya seyircisine hitap edip diğer ülkelerde de izlenebilmesini istedik. İnsani açıdan Dark çok daha karanlık. Daha çok içinde sci-fi unsurlarını barından bir aile draması da diyebiliriz. Daha dokunaklı, daha duygusal. Aslında bu da TV dizilerinde ihtiyacınız olan bir şey. Çünkü TV dizilerinde karakterlerle, yaşadıkları çatışmalarla ve dramayla ilişki kurarsınız. Bence bunlar temel unsurları oluşturuyor.

Melis Öneren: İzleyiciyi sürekli izlemeye sürükleyen yapboz yapının içinde geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek arasında çok güçlü bir ilişki bulunuyor. Ve aynı zamanda çok da heyecanlı. Dark’ı çekerken kreatif süreçteki ilhamlarınız neydi?

Baran Bo Odar:  İkimiz de 80’lerde büyüdük. Karanlık olayların döndüğü küçük kasabaların hikayelerini anlatan Stephen King’den oldukça etkilendik. Etkilendiğimiz olaylar arasında ya bir anda ölen hayvanların dirildiği mezarlıklar ya da Dark’ta olduğu gibi bir grup çocuk küçük erkek kardeşlerini bulmaya çalışması gibi konular da var. Bunun dışında sıradan insanların her kapının ardında karanlığın olduğunu fark etmek zorunda kaldıkları küçük kasabaların hikayelerinden ve David Lynch’in Twin Peaks’inden etkilendik. İkimiz de küçük kasabalardan geliyoruz ve her zaman bu yerlerin romantik, gizemli ve aynı zamanda inanılmaz tüyler ürpertici olduğunu düşündük. Bu, şehirlerde suç işlendiğini bilmemiz gibi bir şey değil. Aslında küçük kasabalarda da suç işleniyor. Bunu bilmek bizi en çok etkileyen şeylerden biri oldu.

Melis Öneren: Çocukların kaybolmasını merkezine alan gizemli bir dizi olan Dark, Stranger Things ile bu anlamda karşılaştırmaya maruz kaldı. Bence Dark içeriği ve yaşattığı his açısından oldukça farklı. Bu tarz yorumlara ne diyorsunuz?

Jantje Friese: Komik bir şekilde bu soruyu çok alıyoruz. Bence Stranger Things’in yaratıcıları Duffer Brothers ile ergenlik çağlarımızda aynı şeyleri izledik. Onlar da Stephen King’i beğenmiş olmalı. Günümüzün yapımcıları aynı zamanda olgunlaşıp TV dizileri ve filmleri ortaya çıkartıyorlar. Karşılaştırmalar buradan çıkıyor bence. Onların DNA’sı ile bizim ve dolayısıyla da Stephen King’inki ile benzer özellikler taşıdığını görebilirsiniz.

Baran Bo Odar: Bu aslında film yapımcılarının her zaman başına gelen bir şey. Eğer Steven Spielberg ve George Lucas’a bakarsanız, ikisi de Amerika’nın görkemli 50’lerinde büyüdüler. Bunun etkisini de her zaman filmlerinde görebilirsiniz. Yapımında ve setinde birlikte yer aldıkları Indiana Jones filmi buna bir örnek. Bence her film yapımcısı büyüdüğü dönemden etkileniyor ve bu etkiyi de yarattıkları dünyaya yansıtıyor. Bu açıdan Stranger Things’e benziyoruz.

Melis Öneren: Sizce bu benzetme Dark’ı olumsuz etkiler mi?

Jantje Friese: Hayır, aksine olumlu etkiler çünkü Netflix’in platformu ve algoritması üzerinden Stranger Things’i izlemiş olan insanlar Dark’ı da görebilirler. “Eğer Stranger Things’i beğendiyseniz Dark’ı izleyebilirsiniz.” şeklinde yönlendirebiliyorsunuz. Stranger Things’in izleyecisinin az bir kısmının dahi Dark’ı izleyebilecek olması bizim için iyi bir şey.

Baran Bo Odar: Kötü bir diziyle karşılaştırılmaktansa iyi bir tanesiyle karşılaştırılmak iyi bir şey sonuçta.

Melis Öneren: Bu aynı zamanda internet ve yazılı basında büyük bir buzz yarattı. Belirttiğim gibi sektör de Dark için oldukça heyacanlı. Netflix gibi büyük bir firma ile çalışmış olmanız, Almanya’daki dizi endüstrisi bağlamında global seyirciye farklı bir bakış açısı getirebilir. Netflix gibi bir firma ile çalışmış olmanın avantajları neler?

Jantje Friese:: Her ikisi de (Almanya pazarı ve Netflix) birbirinden oldukça farklı şeyler. Eğer Netflix olmasaydı biz bu diziyi yapamazdık. Çünkü sadece Almanya pazarı için, Dark çok fazla drama içeriyor, çok niş ve tek bir ülkenin izleyicisine hitap edebilmesi için çok komplike. Netflix üzerinden 190 ülkeye ulaşma olağanımız var. Bu inanılmaz bir şey! Niş bir ürünle buradan ve oradan hayranlar seçip kendi hayran kitlenizi oluşturabiliyorsunuz. Bu gerçekten eşsiz bir durum! Netflix gibi platformlar hikaye anlatımını bu anlamda teşvik ediyor çünkü artık çok spesifik ve niş hikayeleri anlatabiliyor ve bu hikayeleri global hale getirebiliyorsunuz.

Bölüm 4

Jördis Triebel (Katharina Nielsen) & Maja Schöne (Hannah Kahnwald)

dark-roportaj-2-filmloverss

Maja Schöne & Jördis Triebel

Melis Öneren: Katharina için kontrollü ve cool bir karakter diyebiliriz. Hiçbir zaman sakinliğini kaybetmiyor. (En azından ilk bölümlerde) Geçmişte takılı kalmayan, “anın” insanı. Gerçeklere odaklanıyor. Katharina’nın hikayedeki bu konumunu nasıl yorumlarsınız?

Jördis Triebel: Her karakterin aslında kendine has karanlık bir tarafı var. Gençliğini ve geçmişini küçük kasabada etkileyen olaylara şahit oluyor. Aslında Katharina bunların farkında olduğu için kontrollü ve sağlam.

Melis Öneren: Hannah da cool ama aynı zamanda bir o kadar da üzgün ve mesafeli. Annesiyle olan ilişkisi oldukça sıkıntılı. Tekinsizliği kafalarda hep soru işareti bırakıyor.  Hannah’nın davranışlarını nasıl tanımlarsınız?

Maja Schöne: Soru işareti bırakması iyi bir şey. Gerçekten ne düşündüğünü göremiyorsunuz. Evet çok cool ama büyük bir acısı var ve umutsuz. Bu dünyada kendi yerini bulamıyor. Kocası öldükten sonra hayatına devam etmek istiyor. Ulrich ile yaşadığı ilişki de aslında Ulrich ile ilgili değil, daha çok onun kendi hayatına devam etmesiyle ilgili.

Melis Öneren: Global izleyiciye hitap eden bir lokal hikayede yer almak nasıl? Biliyorsunuz, Dark Netflix’in ilk Almanya yapımı dizisi. Çalışma koşulları açısından Netflix ile çalışmak nasıldı?

Jördis Triebel: Netflix ile çalışmanın en harika yanı, çalışma süresince sanatçı olarak tamamiyle özgür olmanız. Yönetmenin kendi vizyonunu yansıtabildiğini görebiliyorsunuz. Hiçbir zaman uygun olmadığı düşünülerek bir şeyler kesilmedi. Özgür bir yaratıcılığa sahiptik.

Maja Schöne: Engeller yoktu. “Sen sanatçısın, yap, biz sana güveniyoruz.” bakış açısı hakimdi.

Melis Öneren: Herkes zamanda yolculuk yapmak ister. Sizin şansınız olsaydı nereye gitmek isterdiniz?

Jördis Triebel: Maja ile bir geceliğine 20’li yıllara gidip partilemek ve sonra da dönmek güzel olabilirdi.

Maja Schöne: Ben de her zaman geçmişe gitmek isterdim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi