“Gördüğüm hayalet bir şeytan olabilir:

Şeytanın, istediği biçime girme gücü olduğuna göre…”

Hamlet

 

1979’dan beri bilimkurgu ve korku türünün temsilcisi olan ve 90’larda geçirdiği “yozlaşma” sürecinden sonra, bizzat Ridley Scott tarafından yeniden “soylulaştırılan”, H.R. Giger’ın Xenomorph’unun bilinmeyen hikayesi, Prometheus gibi bir filmle 2012’ye kadar ulaştı. Genel olarak bakıldığında, Alien karakterinin 1979 yılından 2017 yılına kadar olan yolculuğu oldukça heyecan verici. Karakterin, H.R. Giger’in zaman ötesi tahayyüllerinin bir sonucu olarak dimağlarımızda yer bulması ve belki de tarihindeki en rezil dönemini yaşayan Holywood’un zehir gibi kustuğu “remake” illetine yakalanmadan bunu başarması muazzam bir olay. Neredeyse 40 yıllık bir süreç içerisinde hiçbir bozulmaya uğramayan Xenomorph, evrime karşıt bir tutumun temsilcisi değil, aksine evrimin ta kendisi. O, çizgi roman süper kahramanları gibi yıllar geçtikçe daha maskülen görünmeye ihtiyaç duymayan cinsiyetler üstü bir oluşum. Alien: Covenant filminin bize uzak diyarlardan getirdiği hikayesiyle doğumuna dair fikir sahibi olabildiğimiz karabasan. Ölümün gerçek taşıyıcısı, vebanın surete bürünmüş hali. Ancak filmin de ihtiva ettiği fikrin ürünü olarak, önce bir yaratıcının zihninde var olmuş, netice olarak karşımıza çıkmış bir ölüm getirenden bahsetmek durumunda kalıyoruz. Bu da, onun korku kaynağı olarak benimsediği ve beslendiği bilinmez, mistik durumdan sıyrılmasına neden olarak üzerimizdeki otoritesini kaybetmesine ve dikkatlerin farklı bir yöne çekilmesine neden oluyor; onun yaratıcısı olan android robot David’e.

David ilk olarak Prometheus filminde karşımıza çıktığında, Peter Weyland tarafından mürettebata takdim edildi. Bu takdim ediliş, önemli bir varlığı nesneleştiren ve önemsiz hale getiren bir üslup içermekteydi. Bu hareketiyle hem kızı Meredith Wickers’ı kırmış hem de David’in yüzündeki masum gülümsemesinin yok olmasına neden olmuştu. David, Weyland’ın en büyük icadı, android bir robottu. Yaşlanmıyor ve ölmüyordu. Ortalama insandan zekiydi ve bilgiye erişimi sınırsızdı. Fakat bu özelliklerinin kıymetini hiçbir zaman bilemeyecekti çünkü bir ruhu yoktu. İşte Weyland, oğlum dediği David’i ruhsuz olarak tanımlıyor, nihayetinde onun kaderini hizmetçilikle sınırlandırıyordu. Biz izleyiciye de David’i bu haliyle benimsemek düşüyordu. Yeteneklerini ancak görev sınırları içerisinde icra eden hizmetçi bir robotun, anlatı söz konusu olduğunda kahraman olarak tasvir edilmesi mümkün değildir. Fakat Alien: Covenant’ı izlediğimizde ve iki anlatıyı birleştirdiğimizde, felsefi derinliği olan bir anti-kahramanla karşı karşıya kalıyoruz. Böylece sorularımızın muhatabı bir anda David oluyor ve ona sormadan edemiyoruz: Kim bu gözlerindeki yabancı? Yaralar beni yüreğimden!

Alien: Covenant ve Prometheus: David İyi de Çevresi Kötü

Prometheus’ta, patojeni eline alan David’in kötülüğü tercih etmesi, onu saklayan cam tüpün tesadüfen kırılmasıyla bağlantılıdır. Kaderinde patojeni açığa çıkarmak olan David, bu duruma şu tepkiyi verir; “Büyük devrimler küçük olaylarla başlar.” Psikoloji biliminde insanı insan yapan en önemli etkenin özgür irade olduğu vurgulanır. Bu noktada yaratıcısı tarafından “ne yazık ki ruhu olmayan” mekanik bir oluşum olarak tanımlandığında, onun özgür iradeden de yoksun olduğu gibi bir izlenime kapılabiliriz. Fakat David bize özgür iradeye sahip olduğunu, Dr.Holloway ile bilardo masasında yaptığı konuşma sonunda ispat eder. Önce, Dr. Halloway David’e, “senin insan olmadığını unutmuştum” diyerek, David’in de unutmak istediği bir “ayıbı” yüzüne vurur. Pekala, insanların yazdığı tarihte, insan olmayan, ruhsuz ve bir bakıma “ayıplı” bir üretime ismen yer olabilir mi? David bu hatırlatmayı hakaret olarak kabul etmez. Neticede bu durum onun kendi yaratıcısı tarafından bizlere verilen bir tanımdan ibarettir. Bu hususta ön yargılı olmamız kaçınılmazdır. David bunu göz önünde bulundurarak kurbanını yeniden sınamaya tabi tutar;

“David- Yaratıcınızı niye arıyorsunuz?

Holloway- Ona bizi neden yarattığını sormak için?

David- Peki siz beni neden yarattınız?

Holloway- (Gülümser) Çünkü yapabiliyorduk!

David- Yaratıcınızdan aynı cevabı alsaydınız kırıcı olmaz mıydı?

Holloway- Senin kırılacak bir ruhun olmadığı için şanslısın o zaman.

David- Bir şey sorabilir miyim? Aradığınız soruların cevaplarını almak için ne kadar ileri giderdiniz?

Holloway- Elimizden geleni ardımıza koymazdık!

David- Öyle mi? İşte buna içilir! (patojeni bardağın içine bırakır). ”

David’in bu diyalogda özgür iradesini kullanarak Holloway’i sınadığını ve aldığı cevaplar neticesinde onu yok etme kararı aldığını görüyoruz. Böylece kahraman olabilmek için ihtiyaç duyduğu en önemli niteliğe bu andan itibaren sahip olur; kendi öz iradesine.

Robot Kral

Otto Rank, Kahramanın Doğuş Miti- Mitolojinin Psikolojik Yorumu adlı eserinde, bütün destanlarda, kahraman arketipinin istisnasız olarak soylu bir aileden geldiği vurgusunun olduğu tespitinde bulunur. Kahraman en seçkin ailenin çocuğudur ve genellikle kralın oğludur (2016:74). Prometheus’a baktığımız zaman Weyland’ın yeni dünyalar inşa edebilecek kudrette bir şirketin sahibi olduğunu ve David’e “oğlumdan daha yakın” dediğini görüyoruz. Alien: Covenant filminin proloğunda ise Peter Weyland’ın bizzat David’i yarattığı ve bu buluşuyla da insanlık tarihini değiştirdiğini görüyoruz. Bu noktada Alien: Covenant bize David’in soylu olduğu bilgisini veriyor. Aynı prologda Weyland’ın, David’den gelen “fani” olma vurgusu üzerine, emir verdiği ve oğlundan kendisine hizmet etmesini istediğini görüyoruz. Böylece fani olmayan biricik bir oluşum soysuzlaştırılarak, ömür boyu hizmet etme görevine hapsedilir. David’in kahraman olmak için aşması gereken birinci eşik, baba arketipinin yok olması gerekliliğidir. Bu da yine bizlere Odipus karmaşasını anımsatır. Odipus karmaşasında, Baba arketipinin de oğula karşı ölümcül bir tutumu bulunur. Otto Rank, mitlerde genellikle oğulun baba tarafından reddedilmesinin vurgulandığını belirtir. Weyland’ın David’i ruhu olmamakla itham etmesi, onun varlığını inkâr etmekten başka bir şey değildir. Nitekim David, Weyland’ın tahtına oturabilecek bir üst aklı temsil etmektedir. Weyland ise aktarımı değil sonsuzluğu arzular. Onun tek arzusu ölümsüz olmaktır. Rank’a göre mitlerde, tahtın ve krallığın halefine olan düşmanca tutum dışarıya yansıtılır- kehanetten çıkan bir karara atfedilir, o da dolayısıyla uğursuz rüyanın yerini alan bir şey olarak ya da daha iyisi kendi yorumunun eşdeğeri olarak açığa çıkar (87:2016). Prometheus’taki anlatının orta noktasında (midpoint) tesadüfen gerçekleşen tüpün kırılması olayı, bu uğursuz kehanete bir atıfta bulunmaktadır. David gerçekten de felaket getirendir.

Nankör David

David, anne arketipi olan Dr. Elizabeth Shaw’a kavuştuğunda dünyaya geri dönmeyi hayal etmişti. Hamlet’in kurukafasından bir farkı yoktu. Shaw için konuşan bir hortlak gibiydi. Shaw ise onu alıp vücuduna geri kavuşturdu. Alien: Covenant’ta David’in bu hareketten ne kadar çok etkilendiğini ve Shaw’a karşı büyük bir aşk beslediğini öğreniyoruz. David’in pek çok konuda yalan söylediğine hem Prometheus hem de Alien: Covenant’ta rastlamıştık. Fakat onun Shaw’a olan sevgisi yalan barındırmıyor. Kendisinin ifadesiyle, hiçbir insandan bugüne dek iyilik görmemiştir. Shaw ise ona bedenini geri hediye etmiş, bir nevi onu yeniden doğurmuştur. O halde David’in Shaw’u öldürme nedeni ne olabilir?

Rank yine mitlerdeki kahraman arketipinin aileden şiddetle kurtulmak istediğinin altını çizer. Kahraman olası bir felaketin habercisi olduğundan ailesi tarafından zapt edilmek istenir. Bu zapturapt hali de kişinin kahraman olmasına büyük engel teşkil eder. Buna göre genç kahraman, hayatta payına düşenden fazla acı yaşayacağı kaderini öngörerek, kötümser bir ruh haliyle, onu dünyaya getiren düşmanca hareketten şikayetçi olur ve bir bakıma onu yaşam mücadelesine terk ettikleri için, doğmasına izin verdikleri için ebeveynlerini suçlar (2016:87). David’in Shaw’u öldürmesinin ilk nedeni budur. Diğer bir nedense, Shaw’un da tıpkı diğer insanlar gibi çıkar odaklı, intikamcı ve diyaloğa kapalı olması, bütün patojenleri üstinsan ırkının üzerine boşaltmak istemesi ve bir soykırımın müsebbibi olmasıdır. Alien: Covenant’ta David’in Ozymandias şiirinden bir kısmı kendi suretinde yaratılmış “öteki” robot Walter’a okuduğu sırada bir flashback’le Prometheus’un sonu anlatılır. Bu sonda David yaşlı gözlerle üstün bir medeniyetin Shaw’un kararıyla yok edilmesini seyretmektedir. Üstelik bu idamı gerçekleştiren de kendisidir. Hiç kuşkusuz David, görevin ne olduğunu Walter’dan iyi bilmektedir. David’in “görev” sözü üzerinden Walter’a verdiği ayar, onun bu soykırımı istemeden yapmak zorunda bırakıldığına işaret eder. Flashback’teki mizansen de bu fikri destekler. David ağlamaktadır. Bir robot, insan vicdanının ötesine geçebilmekte, kendi uyguladığı vahşete seyirci kalmanın çaresizliğini bizlere sergilemektedir.

prometheus-david-filmloverss

Yasak Aşkın Meyvesi: Alien

David, alter egosu olan Walter’ı susturduktan sonra kılık değiştirerek gemiye biner. Kendi egosuyla savaşmasının bedelini koluyla ödemiştir. Yine Walter’ın etkisiz hale getirilmesinden hemen önce Daniels ile verdiği fiziksel mücadele sırasında önemli bir yara alır. Bu yara çok küçüktür fakat dikkat çekicidir. Daniels, geminin asıl kaptanı olan fakat filmin başında gerçekleşen nötron patlamasıyla uyku platformunun içine hapsolup yanarak ölen kaptanın eşidir. Kaptana ait olan ve boş kovandan ibaret kolyeyi kendi boynuna takar. Daniels David ile dövüşürken bu boş kovanı David’in çenesine saplar. Kovan kaptanın simgesidir ve ayrıca Daniels’e emanet edilmiştir. Dolayısıyla, Odipus üçgeninde ihtiyaç duyduğumuz yeni anne arketipi Daniels olurken, yok edilmesi gereken rakip David’in alter egosu olan Walter olur. David çenesine saplanan kurşun ile “stigmata” nın sahibi olur. Bu sahneden itibaren David’in her iki anlatının asıl kahramanı olduğu açıkça ortaya konmaktadır. Anlatının sonuna doğru David Daniels’i diri diri gömerek onu Juliette’e dönüştürür. Böylece anne arketipini umutsuz bir aşığa çevirerek, baba olmanın da yolunu açar kendisine.

David’in Daniels’i gömdükten sonra içinden bir çift yaratık embriyosu çıkarması, onun Zeus’la özdeşleşmesi anlamını taşır. Yutulan iki embriyo bilge tanrıça Metis ve akıl tanrıçası Athena’yı simgeler. Hera ile özdeşleşebilecek olan Daniels ortadan kaldırıldıktan sonra saklanan bu iki embriyo gün yüzüne çıkarılır. Yunan mitolojisinde Zeus, hem Hera’dan, hem de kendini yok edebilecek güçlü bir unsurun doğabilme ihtimalinden korktuğu için hamile Metis’i yutmuştur. Neticede de Athena Zeus’un beyninin içinden kafasını parçalayarak çıkmış ve aklın simgesi olmuştur. Xenomorph, Alien: Covenant filminde de anlatıldığı üzere, yüksek teknoloji genetik mühendisliğinin ürünüdür fakat bu haliyle bilgiye değil bilinmeze, hikmete değil ölüme yoldaşlık etmektedir. Bu yüzden bu referansı daha iyi anlamak adına Kronos’un kustuğu Zeus’un kardeşleri olan tanrılara da bakmak gerekir. Tanrıçalar Hestia, Demeter, Hera ve tanrılar Hades, Poseidon.

Hestia, Demeter, Hera tek bir kutsal dişiyi yani dişiliği simgelerken, Zeus, Hades ve Poseidon da tek bir kutsal erkeği yani erkekliği simgeler. Böylece kusulan iki embriyo metaforik olarak erkek ile dişinin varlığını yani yaşamı ve onun devamını imgeler.

David’in alter egosu Walter’a benzemek adına aynaya bakarak saçını kesmesi, Lacan’ın ayna evresine yapılmış bir atıftır ve onun kendisini tanıdığına işaret eder. Bütün bu bilgiler sıralandığında, David’in bir ruhu olduğuna bizi ikna edecek oldukça kanıtı var. Onun bu hikâyenin kahramanı, yaratıkların tanrısı olduğu hususunda da herhangi bir şüphemiz yok. Fakat David bu haliyle neye hizmet etmekte? 2019’da gösterime girmesi planlanan Untitled Alien: Covenant Sequel’da onun bu yolculuğu nasıl noktalanacak? Yazımın tam bu noktasında daha çekimleri bile başlamamış bir film hakkında spoiler verecek olmamdan ötürü sizlerden özür diliyorum. David’in ya da Walter’ın, Alien serilerindeki Ash gibi beyaz bir sıvı ile kanadıklarını biliyoruz. Bu sıvı silikon ya da adına her ne derseniz deyin, sütü andırmakta. Hristiyanlıkta, idam edildikten sonra boynundan süt fışkıran Aziz Pavlus’a bakarsak şayet, onun Hristiyanlığın İsa’dan sonraki ikinci kurucusu olarak, dini otoriteler tarafından kabul gördüğünü bilmemiz gerekir. Pavlus, hayatı boyunca Hristiyanlara eziyet etmiş, pek çok azizin yakalanmasında ve idam edilmesinde öncü olmuş, bu şekilde Roma’da nam salmış bir devlet görevlisiydi. Bir gün İsa’nın kendisine görünüp “Bana neden zulüm ediyorsun Pavlus?” demesiyle gözleri kör olur. Bu olaydan sonra Hristiyan olur ve İsa’ya inanmaya başladıktan sonra da görme yetisine yeniden kavuşur. Pavlus incili yeniden yazmış, teslis inancını ortaya çıkarmış ve Hristiyanlığı Yahudilerin tekelinden kurtararak bütün insanlığa yaymayı amaçlamıştı. Buradan yola çıkarak, David’in kendi yolculuğunda, insana olan zulmünü gözden geçireceğini, o çok aradığı diyalog ile türler arası etkileşime ön ayak olacağını fakat bunun karşılığında da bedel ödemek zorunda olacağını ön görebiliriz.

KAYNAKÇA

Rank, Otto: Kahramanın Doğuş Miti, 2016, Pinhan

Graves, Robert: Yunan Mitleri: Tanrılar, Kahramanlar, Söylenceler, 2010, Say

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi