Sene 1996 idi sanırım. Üniversite öğrencisiyim o zamanlar; bilgisayar, download, torrent, korsan falan yok şimdiki gibi. Zaten böyle bir içerik zenginliği de yok. Filmler belli, neler dinlediğimiz de. İşte o günlerde Cem Yılmaz denen bir adam var, yeni yeni ünlenmiş. Bizler karikatürlerinden biliyoruz mizah dergisi okuru olduğumuz için, tavrına ve tarzına da alışkınız bir miktar. Eve bilgisayar alındı. O zamanki erkek arkadaşım, sonradan evleneceğim adam olan kişi, bilgisayar eve gelmeden önce bana jest olsun diye içine Cem Yılmaz‘ın gösterisinin ses kaydını koydurmuş arkadaşına. İlk gösterilerinden, hala bir yerlerde duruyor olmalı, o kadar çok dinledim ki ezberledim hepsini. O günlerden bugüne çok zaman geçti, şimdi çocuklarım var ve Cem Yılmaz’ı onlar da dinleyip, izleyip seviyorlar. Yaşım çok fena belli oldu konuyu kapatalım.

Çok ünlü oldu, çok zengin oldu, arabalar, kadınlar derken hep gündemde oldu. Kimileri kızdı, çoğu (bence) kıskandı. Birçok film yaptı, yönetti, oynadı, senaryo yazdı. Ve bir zamanların sahne adamı artık bence adını bir sinemacı olarak yazdırıyor ülke tarihine. Bence zaten hep buydu yapmak istediği. Çok para kazanıp bu parayı sinemaya yatırmak yani. Gönlünde yatan aslana hayat verebilmek, sevdiği işleri yapabilecek maddi rahatlığa ulaşabilmek.

Cem Yılmaz sinemasını 3’e bölmek mümkün. Kendi eseri olmayan filmlerde oynamak; GORA, AROG gibi filmler ve Hokkabaz, Her Şey Çok Güzel Olacak gibi daha kişisel imzalar. Çok eleştirilmesinin sebebi de bu bölünme sanırız. Ortalama seyirci için her zaman gişede başarılı olacak parlak işlere imza atıyor evet, bence bu işler zaten Türkiye sinemasının çok üzerinde. Hiçbir şey için değilse bile teknik anlamda öyledir zaten, hakkını verelim. Ancak sinemaya başka türlü bakan seyirciler ve biz sinema yazarlarının gönlünde hep Hokkabaz var, Her Şey Çok Güzel Olacak var. Bunun sebebi bu işlerin sinemasal anlamdaki kalitesinin yanında Cem Yılmaz’ın dili, tarzı ve tavrı çok oturmuş bir yönetmen olabileceğinin kanıtı olmaları ve ileride çok daha iyisini yapabileceğinin işareti olmaları. Ben kendi adıma gişeye yönelik filmlerini bu diğer filmleri daha rahat çekebilmek adına yaptığını, ne kadar çok kazanırsa sinemaya o kadar çok yatırım yapacağını düşünüyorum. Destekçisiyim bu konuda, sinemanın onun enerjisine ve meslek aşkına ihtiyacı var bu ülkede.

Gelelim Ali Baba ve 7 Cüceler filmine. Cuma günü vizyona girecek bu son filmi yine büyük bütçeli, kalabalık kadrolu, maceralı ve elbette gayet eğlenceli. Bir önceki filmi Pek Yakında ile karşılaştırılıyor haliyle ve bence Pek Yakında‘dan daha iyi bir iş koymuş ortaya, bunu söyleyerek başlayalım. Adından da anlaşılacağı gibi bu bir masal, daha doğrusu bazı masalların serbest stilde uyarlanması ve birbirine eklenip karıştırılması. Hikayede birlikte çalışan Şenay ve İlber’in yurt dışında katıldıkları bir fuarda başlarına gelen beklenmedik olaylardan sonra atıldıkları maceraları izliyoruz. Eşini kaybetmiş olan Şenay, onun peşinde sürekli enişte diyerek gezen kardeşini yanına almış, bahçelere koyulan seramik cücelerden üretip sattıkları işlerini geliştirmek için kah büyük marketlerle anlaşma yapmaya çalışıp kah fuarlara katılır. Biz “iş adamıyız” diye gezerlerken aslında sürekli bayi toplantısına giden, ama gittikleri yerlerde toplantı dışında her şeyi yapan esnafların karikatürüdür bu iki adam. Ecnebi ülkelerin güzelliklerine bakılır, barları, diskoları gezilir, dönüşte de diğer esnaflara ballandırılarak anlatılır bunlar zira. İşte ikilimiz de aslında bunu yapıp geri dönmek peşindeyken bir mafya babasıyla istemeden de olsa karşılaşırlar, bir kadın girer resme, aşk meş de olur, peşlerine takılan son derece eğlenceli yan karakterler de onlara maceralarında eşlik ederler ve derken olaylar bizim istediğimiz şekilde nihayetlenir. Çünkü başta da dediğimiz gibi bu bir masal ve bu masalı dinlemek bize iyi geliyor, gelecek.

Ali Baba ve 7 Cüceler: Hep Gülümseyerek İzlenecek Bir Film

Filmi daha fazla anlatmaya hacet yok. Teknik yönünden bahsedersek çok eleştirilecek bir yanı da yok. Zaten girişte de belirttiğim gibi Cem Yılmaz bu konuda hiçbir şeyden kaçınmıyor. Filmin ses tasarımı, görüntü yönetmenliği, efektleri, müzikleri dört dörtlük. Oyunculuklara yine lafımız yok. Ağabeyi Can Yılmaz inanılmaz başarılı bir performans koymuş ortaya. Zafer Algöz hep çok iyi, bu kez gönül telinizi çok güzel yerden titretecek. İlk defa bir Cem Yılmaz filminde izlediğimiz Yosi Mizrahi de karikatür bir karakteri çok güzel oynamış, hayat katarak. İlber rolündeki Çetin Altay’a da bir parantez açalım. Filmin basın gösterimi sonrasındaki basın toplantısında Woody Harrelson’a benzetildi, katılıyorum bu fikre. Çok başarılı buldum kendisini. Cem Yılmaz’ın kendi oyunculuğu hakkında bir şey söylemek gerekirse de şunu diyebiliriz: Belki Arif aklımızda çok yer etti diye, belki kendine hep bu tür roller yazıyor diye çok tanıdık geliyor bize. Ha kötü bir oyuncu mu? Hayır asla değil, belki oynadığı kötü karakterlere renklilik açısından daha çok benzeyen adamlar oynasa daha iyi verim alır oyunculuğundan. Filmin bir tempo sorunu var. İlk yarıdan sonra düşüyor, ormana gittikleri yerden sonra yani. Bu biraz da süreyle ilgili olabilir belki. Sarkan sahneler olabiliyor. Aslında biliyorum ki anlatmak istediği çok şey var ama filmlerini 2 saate yakın değil de daha kısa çekse, misal 100 dakikaya sabitlese bu tempo sorunu büyük ihtimalle kendiliğinden çözülecektir. Ne kadar güleriz, film ne ölçüde komik derseniz gayet komik, her sahnesinde kahkahalar atmayacağınız ama hep gülümseyerek izleyeceğiniz bir film olmuş. İzzet Altınmeşe sahnesi, Zafer Algöz’le karşılıklı döktürdükleri sahne, disko sahnesi, paralel hücre arkadaşı gibi sahneler gerçekten çok komik.

Cem Yılmaz basın toplantısında güncel mizah yapmadığını, ülke gündeminden etkilenerek güldürmeye çalışmadığını belirtse de dikkatli gözlere görecek çok şey var aslında yaşadığımız günlerden. Filmde argo var, küfür var ama lütfen artık bunu sorgulamayı bırakalım. Bu film daha komik olsun diye yapılan bir şey değil ya da Cem Yılmaz küfürle güldürmeye çalışacak bir mizah anlayışına sahip değil. Filmdeki karakterlerin gündelik hayatında bu küfürler var, salon beyefendisi gibi konuşsalar saçma olurdu, bu açıdan yaklaşın lütfen olaya. Bir diğer çok konuşulan konu da ürün yerleştirme. Bu konuda Cem Yılmaz’a haksızlık ediliyor gibi geliyor bana. Daha geçen hafta vizyona giren .Bond filminde adeta burnumuza sokulan arabalar, saatler, telefonlar falan varken, sektör artık bunu tüm dünyada yaparken aman oraya içecek koymuş demek çok anlamsız. Üstelik kendiyle bu konuda dalga geçecek kadar da rahat bir insan, unutmayın. Senaryodan da kısaca bahsedecek olursak şayet, evet şablon bir senaryo var karşımızda: Zor durumlarda kalan sıradan adamların birer kahramana dönüşmesi bu. Örneği çok var. Ben kendi adıma İlber’i dönüştürmesini çok sevdim. Klasik Yunan tragedyasında Deus Ex Machina dediğimiz, kahramanlarımız zor durumlardan kurtaran bir tür ilahi yardım vardır. İlber’i bu yardımcı haline dönüştürerek, hem eğlenceli bir iş yapmış hem de senaryoda “aa bu da saçma oldu” dememize sebep olabilecek şeyleri İlber’in güçleri sayesinde ekarte etmiş.

Toparlarsak eğer, sinemada izlenmeyi hak eden, vereceğiniz bilet parasına değecek gayet eli yüzü düzgün bir film var karşımızda. Cem Yılmaz’ın sinema tutkusunu, ustalarına saygısını, bu işe gönül koymasını desteklemek açısından gidip görmek yerinde olur diye düşünüyorum naçizane. Şimdiden iyi seyirler.

Sene 1996 idi sanırım. Üniversite öğrencisiyim o zamanlar; bilgisayar, download, torrent, korsan falan yok şimdiki gibi. Zaten böyle bir içerik zenginliği de yok. Filmler belli, neler dinlediğimiz de. İşte o günlerde Cem Yılmaz denen bir adam var, yeni yeni ünlenmiş. Bizler karikatürlerinden biliyoruz mizah dergisi okuru olduğumuz için, tavrına ve tarzına da alışkınız bir miktar. Eve bilgisayar alındı. O zamanki erkek arkadaşım, sonradan evleneceğim adam olan kişi, bilgisayar eve gelmeden önce bana jest olsun diye içine Cem Yılmaz'ın gösterisinin ses kaydını koydurmuş arkadaşına. İlk gösterilerinden, hala bir yerlerde duruyor olmalı, o kadar çok dinledim ki ezberledim hepsini. O günlerden bugüne çok zaman geçti, şimdi çocuklarım var ve Cem Yılmaz'ı onlar da dinleyip, izleyip seviyorlar. Yaşım çok fena belli oldu konuyu kapatalım. Çok ünlü oldu, çok zengin oldu, arabalar, kadınlar derken hep gündemde oldu. Kimileri kızdı, çoğu (bence) kıskandı. Birçok film yaptı, yönetti, oynadı, senaryo yazdı. Ve bir zamanların sahne adamı artık bence adını bir sinemacı olarak yazdırıyor ülke tarihine. Bence zaten hep buydu yapmak istediği. Çok para kazanıp bu parayı sinemaya yatırmak yani. Gönlünde yatan aslana hayat verebilmek, sevdiği işleri yapabilecek maddi rahatlığa ulaşabilmek. Cem Yılmaz sinemasını 3'e bölmek mümkün. Kendi eseri olmayan filmlerde oynamak; GORA, AROG gibi filmler ve Hokkabaz, Her Şey Çok Güzel Olacak gibi daha kişisel imzalar. Çok eleştirilmesinin sebebi de bu bölünme sanırız. Ortalama seyirci için her zaman gişede başarılı olacak parlak işlere imza atıyor evet, bence bu işler zaten Türkiye sinemasının çok üzerinde. Hiçbir şey için değilse bile teknik anlamda öyledir zaten, hakkını verelim. Ancak sinemaya başka türlü bakan seyirciler ve biz sinema yazarlarının gönlünde hep Hokkabaz var, Her Şey Çok Güzel Olacak var. Bunun sebebi bu işlerin sinemasal anlamdaki kalitesinin yanında Cem Yılmaz'ın dili, tarzı ve tavrı çok oturmuş bir yönetmen olabileceğinin kanıtı olmaları ve ileride çok daha iyisini yapabileceğinin işareti olmaları. Ben kendi adıma gişeye yönelik filmlerini bu diğer filmleri daha rahat çekebilmek adına yaptığını, ne kadar çok kazanırsa sinemaya o kadar çok yatırım yapacağını düşünüyorum. Destekçisiyim bu konuda, sinemanın onun enerjisine ve meslek aşkına ihtiyacı var bu ülkede. Gelelim Ali Baba ve 7 Cüceler filmine. Cuma günü vizyona girecek bu son filmi yine büyük bütçeli, kalabalık kadrolu, maceralı ve elbette gayet eğlenceli. Bir önceki filmi Pek Yakında ile karşılaştırılıyor haliyle ve bence Pek Yakında'dan daha iyi bir iş koymuş ortaya, bunu söyleyerek başlayalım. Adından da anlaşılacağı gibi bu bir masal, daha doğrusu bazı masalların serbest stilde uyarlanması ve birbirine eklenip karıştırılması. Hikayede birlikte çalışan Şenay ve İlber'in yurt dışında katıldıkları bir fuarda başlarına gelen beklenmedik olaylardan sonra atıldıkları maceraları izliyoruz. Eşini kaybetmiş olan Şenay, onun peşinde sürekli enişte diyerek gezen kardeşini yanına almış, bahçelere koyulan seramik cücelerden üretip sattıkları işlerini geliştirmek için kah büyük marketlerle anlaşma yapmaya çalışıp kah fuarlara katılır. Biz "iş adamıyız" diye gezerlerken aslında sürekli bayi toplantısına giden, ama gittikleri yerlerde toplantı dışında her şeyi yapan esnafların karikatürüdür bu iki adam. Ecnebi ülkelerin güzelliklerine bakılır, barları, diskoları gezilir, dönüşte de diğer esnaflara ballandırılarak anlatılır bunlar zira. İşte ikilimiz de aslında bunu yapıp geri dönmek peşindeyken bir mafya babasıyla istemeden de olsa karşılaşırlar, bir kadın girer resme, aşk meş de olur, peşlerine takılan son derece eğlenceli yan…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Ali Baba ve 7 Cüceler eli yüzü düzgün, iyi çekilmiş ve yönetilmiş bir film. Aradığınız her şeyi bulacaksınız izleyince.

Kullanıcı Puanları: 3.45 ( 31 votes)
75
  • miisafir

    kadro prodüksiyon 10 numara. senaryo saçma sapan. ilk yarıyı izledim hiç gülmedim. 2. yarıya da girmedim. hiç boşuna gitmeyin paranız ve vaktiniz size kalsın.

  • gurur alp

    saçma sapan kötü bir film

  • ahmet acikgoz

    Gayet komik ve eğlenceli bi film olmus siddetle tavsiye ederim

  • Turan Demirkıran

    Bu filmi bu kadar övmeyi nasil basariyorsunuz hayret. Film berbat ötesi, cem yilmaz işidir iyidir onyargisiyla bakmana ragmen film yerlerde sürünüyor. Bilet paraniza yazik zamaniniza yazık.

  • Ahmet hamza C.

    Böylesine sığ bir sinema eleştirisi okumadım. Cem Yılmaz’ın yönetmen olarak imza atmadığı filmleri bile onun filmiymiş gibi yazıyorsunuz. Bilgi kirliliği yapmayın lütfen. Ayrıca son filmi resmen seyirciyi ve hatta Türkiye insanını aşağılayıp, dalga geçer gibi… Finalde “kazma şarkısı” derken, öylesi kötü bir film finalinden sonra resmen seyirciye söyler gibi hissettim… Yazdığınız bu eleştiriyi de, reklam filmi çeken ve utanmadan “mecburum” diyen – gerçekte çok yetenekli olduğunu düşündüğüm- “trilyonluk” cem yılmaz ı da kınıyorum! Paranızı ve zamanınızı harcamayın…

  • Ali

    Filmin arasında cıktım odar yani ona göre gitmesin kimse insanların cebine gözünü dikmiş cem yılmaz bunun yaptıgı resmen hırsızlık gitmek isteyenler sakın gitmesin.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi